[COLOR="darkkhaki"]Bu yıl 68 olaylarının 40. yılı. Her taraf 40 yıllık hikayelerle dolu.
Hikayeler hep aynı, 68'lilerin o dönem "sol" kaldırımda bulunanlarının ne kadar "ulvi" insanlar, "sağ" cenahtakilerin de ne kadar saldırgan oldukları ile dolu hikayeler...
Solcu çocukların memleketi ne kadar çok sevdiğini, aslında her şeyi bu ülke için yaptığını öğreniyoruz. "Faşizm" uçurumuna yuvarlanmak isteyen ülkeyi çıkmazdan kurtarmak için yırtınan "Kahraman" bir neslin "özyaşam" öyküsü 68...
Sağcılar mı? Onlar her zamanki gibi; köylü, son günlerin moda tabiri ile "feodal alışkanlıklar"a sahip kıro topluluklardan müteşekkil; bilim, kültür, düşünce gibi kavramdan bî haber,ülkeyi Franko İspanya'sına veya Hitler Almanyasına çevirmek isteyen kalabalıklar...
Bu uğurda Amerikan emperyalizmi ile işbirliğine girebilecek kadar "alçak" bir güruh...
Amerikan uşaklığı "uğruna" Alevi-Sünni, Sağ-Sol kavgasını körüklemiş, suçsuz "solcu" çocuklara kuduruklar gibi saldırmış ve nihayet derin devletle işbirliği yaparak 12 Mart ve 12 Eylül darbesine zemin hazırlamıştır. Ve hatta, darbelerin olması için "işbirliği" bile yapmış olabilirler...
İşte 68'in "fırtına çocukları" devrimciler, bu ilkel topluluğun ülkeyi Faşizm batağına düşürmemesi için mücadele etmişlerdir.
68'in sol izdüşümü bu uğurda yürümüştür, boykot yapmıştır. Örgütlenmiştir, okulları işgal etmiştir. Tüm bu "barışçıl" eylemlere rağmen hala uyanamayan Türkiye Halklarını iyice "uyandırmak" için bir adım daha atarak, ülkeleri için suç işlemişlerdir.
Banka soymuştur, asker kaçırmıştır, polis kulübeleri kurşunlamıştır. Bu uğurda karakterlerine uymasa bile insan öldürmüşlerdir; daha doğrusu buna mecbur bırakılmışlardır!... Gerçi yapacak çok şeyleri de yoktu, devrim yolunun önünü tıkayanlar temizlenmeliydi...
68'in "yiğit evlatları" Atatürk'ün Cumhuriyeti'ni "Marks ve Lenin"in öğretileri ile "taçlandırıp" Türkiye Halklarını özgürleştireceklerdi.
Bu uğurda Bekaa'dan Nurhak'a gezmedik dağ, ODTÜ'den İTÜ'ye işgal etmedik üniversite bırakmadılar. İstanbul'dan, Ankara'ya, Kızıldere'ye kan dökülmedik yer bırakmadılar...
Neticede "Devrim kanla yazılırdı"...
Bu uğurda önlerine çıkan Faşizm artıklarına tabii ki müsamaha edilemezdi. Kim çıktıysa devirdiler. Gencecik canları mekteplerden sürüp geleceklerinden ettiler, çekilmemekte ısrar edenleri kurşunlayıp devrim "sürecini" hızlandırdılar...
Devrim'i hızlandırmak için "mısır patlatır gibi" sokakları bombalarla şenlendirdiler, öğrenciyi, askeri provake ederek Cuntayı teşvik ettiler.
68'liler denince akla gelen yukarıdakiler gibi bir şey değil mi? Bunlar benim iddialarım değil, kendi "kahramanlık öyküleri"nden özetlenmiştir.
Birkaç aydır basında estirilen "68 fırtınasını" özellikle izliyorum. Manzara tıpkı yukarıda hikaye ettiğim gibi. 40 yıl önce işlenen suçlar öyle mistifike ediliyor ki, zannedersiniz hepsi birer Mustafa Kemal, ülkeyi Yunan işgalinden kurtarmak için mücadele etmişler.
Kendileri Kuvvacı olmuş, "sağcı" diye saldırıp, okula, mahalleye, işe almadıkları; işkencelerden geçirip katlettikleri insanlar da Anzavur güçleri...
İşin en komik tarafı ise bu arkadaşların "Kemalizm ideolojisi için mücadele ettik" iddiaları.
Yıllarını Bolşevik Lenin'in "öğretileri"ni yaymak için geçiren, idam sehpasında bile "Marksist Leninist umdeler için mücadele ettim" diyenler öldükten kırk yıl sonra Kemalist oluverdiler.
Burada bu arkadaşların Kemalizm'e ne anlam yüklediği önemli. Kemalizm her ne kadar Milli Şef icadı bir ideoloji de olsa özünde "tam bağımsızlık" yatar. Ülkesini bir ve bütün olarak, "insanı ile birlikte" sevmekten geçer...
Kendi "ideolojik" takıntısı için banka soymak, insan kaçırmak, öldürmek, fakir "halk yığınlarının" emekleri ile inşa edilen okulları harap etmek, toplumsal yaşamı istikrarsızlaştırmak adına ülkeyi kaosa sürükleyerek "ara rejim" ortamı hazırlamak, yani "dış destekli Cuntacılık" Kemalizm değildir.
Görünen o ki bu insanlar için Kemalizm, terörizme Atatürkçü kılıf bulmanın adı olmuştur.
Türkiye "68 terörizmi"ni hala yaşıyor. O "terörizm", bal gibi suçlu olan insanları "kahraman" olarak lanse ediyor.
Ve bütün bunlar televizyon, gazete marifetiyle gençlere aktarılıyor. Dahası 40 yıl önceki kavgalar gençlerin karşısına getirilerek bugüne taşınıyor.
Amaçları geçmişin kötü anılarından ders çıkartmak değil intikam almak.
Kırk yıllık hesabın peşinde dün sokaklarda sloganlarla, taş ve sopalarla yaptıklarını bugün kuruldukları plazalarda yaptıkları dizi ve gazete manşetleri ile yapıyorlar...
Ve üstelik bu yapılanlar "sürpriz telefonlarla" en üst seviyeden "takdir" görüyor.
Kırk yıl önce olmuş akıl ve ruh sağlığı normal olan hiç kimsenin tasvip edemeyeceği sağdan veya soldan gelen olayları yüceltmek, kendi hastalıklarımızı gelecek nesillere "intikal" ettirmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Kırk yıl önce düşman olduklarına bugünün gençliğini düşman ederek "kâra" geçmek isteyen bu zavallı güruha en iyi cevabı yine gençlik verecektir kanaatindeyim.
Kimseyi suçlamadan düşünebilmeyi, saldırmadan ülkesi adına bir şeyler yapabilmeyi, düşmanlıkla değil sevgi ile yaşayabilmeyi göstererek düşmanlıklardan beslenen, suçu yücelterek ve özendirerek geleceğini karartmak isteyen bu "hastaları" hüsrana uğratacak genç potansiyel Türkiye'de var.

Onlar şunu biliyorlar ki, örnek alacakları "genç" bir takım "ucuz" dizi ve gazetelerin dayattıkları gibi banka soyguncuları değil 21 yaşında İstanbul rüyaları gören Fatihler, 20 küsür yaşında vatanı için Yemen'den Süveyş'e, Trablusgarp'tan Çanakkale'ye koşan Mustafa Kemallerdir!..


Alıntı..

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 259
favori
like
share
M.Kutsi Çil Tarih: 04.12.2008 11:41
Eline ağzına sağlık,harikasın.