Uzay Heparı



29 Temmuz 1968'de İstanbul Kanatlarımın Altında'da dünyaya geldi. Saint Benoit Lisesi'nden mezun olduktan sonra İTÜ Devlet Konservatuarı Piyano bölümünü bitiren Heparı, 1988 yılında Zuhal Olcay'ın Küçük Bir Öykü Bu ve Akrep Nalan'ın Dağ Çiçeği albümlerinde piyano çalarak profesyonel olarak müzik hayatına başladı. Sezen Aksu ile uzun soluklu bir müzikal ortaklık içine giren müzisyen, hem beste ve hem de prodüksiyon yapıyordu.

Sezen Aksu'nun Deli Kızın Türküsü isimli albümünün prodüktörlüğünü yapan Heparı, Levent Yüksel, Sertab Erener ve Aşkın Nur Yengi gibi önemli isimlerle de çalışıyordu. Modacı Zeynep Tunuslu ile dünya evine giren Heparı, yönetmenliğini Atıf Yılmaz'ın yaptığı ve başrollerini Derya Arbaş ve Deniz Türkali ile paylaştığı 1993 yapımı Gece, Melek ve Bizim Çocuklar filmiyle kamera önüne geçti. Beyoğlu'nun arka sokaklarında geçen ve underground bir teması olan film kült oldu ve Heparı'nın oyunculuğu da büyük övgü aldı.

Heparı Aşkın Nur Yengi'nin Hesap Ver ve Sıramı Bekliyorum, Sertab Erener'in Sakin Ol ve L'al, Nükhet Duru'nun Geberiyorum, Levent Yüksel'in Med Cezir ve Demet Sağıroğlu'nun Kınalı Bebek albümlerine büyük emek verdi. Kınalı Bebek'le ilgili çalışmalarını sona erdirdikten sonra 20 Mayıs 1994 tarihinde motoru ile giderken Demet Akbağ'ın park halindeki arabasına çarpan Heparı, bu trajik kazadan sonra bitkisel hayata girdi. 11 günlük bir süreç sonrasında henüz 26 yaşındayken hayata gözlerini yuman Heparı'nın kaybı büyük üzüntü yarattı. Henüz 6 aylık evli olduğu Zeynep Tunuslu, Heparı'ya kazayı geçirmeden bir gün önce bir bebekleri olacağı müjdesini vermişti. 5 Ocak 1995 tarihinde Uzay Kanat Heparı dünyaya geldi.

Sezen Aksu, müzikal anlamda birlikte çok başarılı işlere imza attığı ve sevdiği Uzay Heparı'nın kaybından sonra Yas isimli şarkısını merhum müzisyene ithaf etti. Üzüntüsü büyük olduğu için şarkıyı söyleyemeyen ancak Levent Yüksel'e veren Aksu'nun bu şarkısı ve Heparı'yla birlikte kaydettikleri Küçüğüm, müzikseverleri de oldukça duygulandırdı.

Uzay Heparı yapılan bir röportajda kendisiyle ve hayata bakışıyla ilgili olarak şunladı söyledi:


" Ukalalık ya da megalomani olarak algılanmasın ama bazı insanların yolculukları diğerlerinden uzun oluyor.Ben yaşıtlarımdan erken geliştim, farklı bir hayat yaşıyorum. Benim kıstaslarım onlarınkinden her zaman farklı oldu. Genellikle beraber olduğum kadınlar benden yaşça büyüktü. Normal yaşamda ayakları çok yere basan bir adamken bir yanım da çok maceracı, her günü sürprizle bekliyorum yarın ne yaşayacağım acaba diye.Hiç program yapmam örneğin. Bir de geceleri yaşamaktan hoşlanıyorum, gece olduğu anda enerji toplamaya başlıyorum, bu çocukluğumdan beri böyle. Erken yatamıyorum, genel bir sorumsuzluğum var hayata karşı.

Tek sorumluluğum piyano, müzik.. Ne yapacağımı bilememek özgürlüğümü yaşatıyor bana ve bu durum çok hoşuma gidiyor. Yaşlılığı çok düşünüyorum ben, yaşlandığım zaman bu heyecanları yine taşıyacağım mı diyorum. Attila ilhan'ın bir lafı vardır ya, aslında idam mahkumlarıdır yaşlılar, diye. Bu yüzden her şeyi yaşamak istiyorum. Hızlı yaşamaktan ben de zaman zaman korkuyorum ama ilerisini şimdiden göremem.

Yani hızlı yaşayıp bütün yaşanacak şeyleri tüketmekten korkuyorum, bazı keyifleri belirli yerlere bölmeye çalışıyorum ama yaşanacak çok şey de var, hayata karşı çok büyük enerjim var... "

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1062
favori
like
share