Garip bir başlık gelebilir size.
Ama vakıa aynen bu şekildir.
Biraz daha öne alırsak konu başlığını.
İslam 1400 sene önce dünya sahnesine gönderilen dinin adıdır.
Son hak dindir.
Allah’ın dışında kalan bütün dinleri geçersiz kılmak için gönderdiği “hak” dinin adıdır.
O dinin dışında kalan ne kadar din varsa, ne kadar inanış varsa, ne kadar felsefî akım varsa bilcümlesinin O’ndan sonra artık hiçbir geçerli hükmünün olmadığını/kalmadığın bizzat yüce Allah beyan ediyor.
Nerede?;
Tevbe Sûresi, 33. ayette.
Nerede?
Fetih Sûresi 28. ayette.
Başka nerede?
Saff Sûresi, 9. ayette.
Mesela:
“O (Allah), peygamberini hidayetle (tevhidle) ve hak din (İslam) ile gönderendir. (Bu da) O’nu (O hak dini) diğer bütün din(ler)e galip kılmak için(dir). (Senin bu surette gönderildiğine) tam şahid olarak da Allah yeter” (Feth, 48/28).
Diğer ayetler de aynı manadadır.
Mensubu olduğumuz din işte bu.
Her ne kadar bazı nevzuhur/yeni ürün tipler bunun aksini ima tarikiyle dile getirmeye çalışsa da hakikat böyle.
Bu yazıdaki konumuz olmamakla beraber bir iki cümle yazayım.
Kur’an ve Sünnet ölçülerinde Yahudilik hakkında bir kaç cümle yazsak veya söylesek, ilginçtir, bize cevabı belli şahıslar verir.
Kur’an ve Sünnet ölçülerinde Hıristiyanlık hakkında bir kaç cümle yazsak veya söylesek, ilginçtir, bize cevabı aynı şahıslar verir.
Kiliseye bir laf etsek...
Cevap aynı şahıslardan gelir.
Havraya bir söz etsek...
Bize cevap yine aynı şahıslardan gelir.
Papalığa bir şey desek...
Bize cevap yine o malum çevreden gelir.
Patrikhaneye bir kaç cümle söyleyecek olsak, cevap aynı yerden gelir.
Şaşmamak elde değil.
Ve tabii, bizim bugün dediklerimizin on katını on sene önce söyleyenlerin, bu “cevap” görevlilerinin olması ise apayrı bir hayretlik konu.
Burayı geçip asıl konumuza gelelim.
Allah’ın bütün dinlere galip gelmek için gönderdiği İslam’ı bu millet 14 asırdır yaşıyor.
Bu dinin namazı bellidir.
Orucu bellidir.
Haccı bellidir.
Kurbanı bellidir.
Zekatı bellidir.
Sadakası bellidir.
Helali bellidir.
Haramı bellidir.
Ahkamı bellidir.
Akait esasları da bellidir.
Başka?
Örtüsü bellidir.
Mahremi bellidir.
Nâmahremi bellidir.
Hududu bellidir.
Hukuku bellidir.
Vaadi bellidir.
Vaîdi/cezası bellidir.
Şayet bu din on dört asır önce değil de on dört hafta önce gelmiş olsaydı, o zaman Ateş’iyle, Nârı’yla, Ayvası ve Hıyarıyla birilerinin kalkıp ahkam kesmesi bir noktada makul karşılanabilirdi?
Hele de bu dinin beşer noktasında yaşayanı olduktan sonra, bu sonradan hormonal bir fikri yapıyla ortaya çıkanların lafları güzaftan öte bir şey değildir.
Ne demek?
Şu demek: Bu dinin ne olduğunu bizzat Hz. Peygamber (as) yaşayarak göstermiştir.
Namazın nasıl kılınacağını, orucun nasıl tutulacağını, haccın nasıl yapılacağını O’na bakarak öğreneceğimiz gibi, başın nasıl örtüleceğini de O’nun eşlerinden öğrenebiliriz ancak.
Bu konuda bir başka canlı misal ise hac ibadetidir.
Dünyanın değişik bölgelerinden, değişik mezhep mensubu yaklaşık dört milyon insan her sene hac mevsiminde bölgeye gelir. Bunların yarısı bayandır ve kullandıkları malzeme farklı olsa da yaptıkları ortak iş başlarını örtmektir.
Yani baş örtmek asıl, kullanılan malzeme farklıdır.
İklime ve kültüre bağlı olarak bu farklılığın olması da rahmettir.
Yani hac bir İslamî yaşantı modelidir, maketidir.
Bu işin bir yanı.

Baş örtmenin bir fariza olduğu, hem ayetlerle hem de hadislerle belirlenmiştir.
Benim ilgimi çeken bir başka kayda değer nokta daha var ki, onun da kaynağı aynıdır.
Açın bir ilmihal kitabı ve bulun cenazenin kefenlenmesi bölümünü.
Orada şunu göreceksiniz.
Erkek ölü üç parça kefenle kefenlenir.
1–Gömlek/Kamis.
2–Baştan ayağa izar.
3–Baştan ayağa kadar lifafe.
Eğer ölü kadın ise bu üç parçaya iki parça daha kefen eklenir.
4.Göğüs örtüsü.
5.Başörtüsü.
Bana sorulsa, bu noktada, göğüs örtüsünün iffeti, başörtüsünü hayayı remzettiğini söylerim.
Çünkü bir kaç hafta sonra çürüyecek bir bezin/kefenin kadına ait olanına baş ve göğüs örtüsü olarak takılmasının değişik hikmetleri olsagerektir.

Peki bu noktada siz cevap verin, kadının ölüsüne başörtüsü gerekiyorsa, ya dirisine..?

Ama hep söylerim.
Örtü kavgası veren bir bayanın, örtünün olmazsa olmaz yan unsurlarını aynı hassasiyetle bulundurması şarttır.
İffet, haya, edep, tevazu, konuşma ve susma ölçüsü, hanımefendilik, annelik yüceliği...
Başörtüsü kavgası veren bir kızımızın en az örtü kadar bu saydığım manevi örtülere de azami derecede dikkat etmesi şarttır.
Halk tabiriyle, başında örtüsü, ağzında sakızı, kalabalık içinde hihi–hahası, gülmesi, kahkahası ve diğerleri ile bütün bunlar örtüyü bir ibadetten çıkarıp aksesuar yapar.
Ben toplumda başı açık nice hanım ablalar bilirim, onlar birer haya ve edep timsalidir.
Bugün açık olmasından rahatsızlık duydukları başlarını örtecekleri günü dört gözle beklemektedirler.
Başörtüsüne dil uzatan teologlar/ilahiyatçılar dil uzatmadık ne bıraktılar ki?
Namaza mı dil uzatmadılar?
Oruca mı dil uzatmadılar?
Hacca mı dil uzatmadılar?
Kurbana mı dil uzatmadılar?...
Anlamıyor musunuz, bunlar görevli.
O zaman siz de uzatmayın canım, duymazlıktan gelin olsun bitsin.
Her küp içindekini sızdırır.
Hem bunlar sayesinde değil mi?;
Nemiz kaldı fezailden, nemiz eksik rezailden?
Fezail;Yüceliklerin toplamıdır.
Rezail de, rezilliklerin toplamı.
Sakın alimin çoğulu olan “ulema” ile karıştırmayın.
Hani bir laf var ya; “Şaşıran karıya hâlâ der”, bu misal yapması gerekeni yapmayanlar işi “ulemaya” havale eder.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 313
favori
like
share