İnsanlara sevgi lâzım, fotoğraf bu işe yarar. Ara Güler, Türkiye'de fotoğrafın duayeni ve dünyaca ünlü fotoğrafçımız.
Sayısız sergi açan, dünya müzelerinde fotoğrafları sergilenen, fotoğrafçılara poz vermeyen Picasso’yu görüntüleyen, onlarca ödül alan Ara Güler, artık çok fazla fotoğraf çekmiyor. Şu anda Kiev ve Belçika’da sergileri süren Güler, son olarak geçtiğimiz günlerde bir arkadaşının hatırını kıramayıp Promat Matbaası’nın 2007 takvimi için basmış deklanşörüne... 60 yıldır Leica makinesiyle ‘yaşamı donduran’ Ara Güler ile fotoğraf ve fotoğrafçılık üzerine konuştuk. Ara sıra aksileşse de sorularımız bitene kadar tahammül etti bize. Daha kısa pantolon giyerken sinema hastalığına yakalanan ama Beyoğlu’ndaki Doğan Film Stüdyosu’nda çıkan yangından en son kurtulan o olunca babası tarafından sinema aşkı sonlandırılan Ara Güler, Yeni İstanbul Gazetesi’nde foto muhabirliğinde almış soluğu. O günden beri de fotoğraf makinesini bırakamamış bir daha elinden.
Artık eskisi kadar fotoğraf çekmiyorsunuz öyle mi?
Canım isterse çekiyorum, istemezse çekmiyorum. Hoşuma giden şeyler olursa çekip hazır ediyorum. Ondan sonra birtakım adamlar gelip peşimden koşuyor. “İşte bana bilmem ne çeksene” diyor. Ben de zaman istersem veriyorum istemezsem yok diyorum.
Fotoğraf makinenizi hep yanınızda mıdır?
Eskiden gezdirirdim şimdi hiç umrumda değil. Çekilecek bir şey kalmadı benim için İstanbul’da, Türkiye’de. Aslında Avrupa’nın birçok yerinde de öyle oldu.
Nasıl yani?
Her şey değişti, güzel değil artık. Sen Türkiye’yi bilmiyorsun. Ben 60 senedir etrafa bakıyorum. Benim gördüğümü sen bulamazsın. İmkanı yok. Artık bir şey kalmadı çekecek. Eskiden bir kedi geçerdi sokaktan onu çekerdim, artık kedi de geçmiyor. Şimdi sokaklarda adamları soyuyor hırsızlar. (Gülüyor.) 800 bin kare fotoğraf çektim. İnsanlar ancak 300-400 tanesini gördü... O kadarı da yeter.
Fotoğraf çekerken neyi arar gözleriniz?
Kompozisyon ararım. Benim bir fotoğraf eğitimim, teknik bilgim var. Çok alışığım fotoğraf çekmeye. Vücudumun bir parçası gibidir makinem. Herkesin bir ayda çekeceğini ben bir günde çekerim. İki fotoğrafa baktığınızda neden bu Ara Güler fotoğrafı diyebiliyorsunuz? Çünkü öteki adamın uslübu yok. O sadece fotoğraf çektiğini zanneden zavallılardan... Çok düşünmeden çekerim fotoğrafı. Bazen düşünüp çektiğim de oluyor. Bir proje düşünülebiler benim için. Ama ben proje muroje takmıyorum. Canım sıkılırsa bırakıyorum o işi. Projeye bağlamıyorum kendimi, çünkü bozulursam bırakırım. Onun için bana hiç güvenilmez. “Hee he” derim yapmam.
Fotoğraf çekmeyi nasıl tanımlarsınız?
Fotoğraf çok güzel, sonradan keşfettiğim mühim bir şeydir. Her şeyden önce dökümantasyondur. Fotoğraf makinesi de hayatın içinden, yaşamın bir parçasını koparıp onu ölümsüzleştirmeye, kaydetmeye yarayan bir alettir. Fotoğraf çekmek insanların etrafına bakmasını, dünyayı tanımasını sağlar. Fotoğraf insanların birbirlerini sevmelerine, aşka yarar. Bırak fotoğraf çeksin insanlar... Bakmayı öğrensinler, bakmayı öğrenirlerse hanıma bakmayı öğrenirler, aşık olurlar, sevgili olurlar. İnsanlara sevgi lazım. İnsanlar birbirini sevsin. Fotoğraf işte bu işe yarar.
Size “sanatçı” denmesini karşı çıkıyorsunuz? Ama Türkiye’de birçok fotoğraf sanatçısı var. Onlar da sanatçı değil mi?
Değil tabii... Bir sürü adam var sokakta. Onları fotoğrafçı mı sanıyorsun sen? Çöpçü de olabilirlerdi. Aslında fotoğraf sanatçısı diye bir halt yok. Fotoğrafın sanatı olmaz ki sanatçısı olsun. Fotoğrafla sanat arasındaki farkı anlatayım sana. Sanat yalandan doğar, yalan söyler. Olmayan şeyden sanat yapılır. Bu lafı ben söylemedim. Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi adlı kitabının önsözünde var. Bir rejisör var. Bir sahne düşünür. O sahne hakikat midir? Hayaldir. Onu kurar artistler de oynar, sanat olur. Onun için sinema sanattır. Fotoğraf ise gerçekte vardır. Gerçekten bir parça koparıyorsun fotoğrafta. Gerçeği alıyorsun. Halbuki sanat hayal gücünün neticesidir. Bunun için de sanat değildir, fotoğraf gerçekte somut olarak varsa çekebilirsin.
O zaman niye bazıları kendilerini fotoğraf sanatçısı olarak tanımlıyor?
Neden biliyor musun? Çünkü beleşten sanatçı oluyorlar da ondan. Fotoğrafçı palavra bir şey ama sanatçı olursa mühim biri oluyor bir yere gittiğinde. Ben sanatçıyım diyecek yaa... Sıkıysa müzisyen olsunlar, olabiliyorlar mı? Mozart olsunlar da göreyim bakayım. (Basıyor kahkahayı.) Türkiye’de ben dahil fotoğraf sanatçısı yok.
Ama geçtiğimiz yıl “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülü”nü aldınız...
Veriyorlar böyle... Aldım diye büyük sanatçı mı oldum şimdi? Boşver sen onları. Benim için Time’ın muhabiri olmak başbakan olmaktan bile önemli.
Fotoğraf nedir o zaman?
Hiçbir şey değildir. Oyuncak...
Bunca yılınızı bir oyuncağa verdiğinizi mi söylüyorsunuz?
Maalesef... Yazık oldu Süleyman Efendi’ye... 78 yaşındayım... 60 yıldır fotoğraf çekiyorum. Demek ki 60 yıldır ıstırap çekiyorum. Aptallığıma doymayayım. Salyangoz ticareti yapsaydım milyoner olmuştum şimdi.
Peki yetiştirdiğiniz öğrenciler var mı?
Var var... Gelir, burada etrafımda dolaşırlar bir şey anlamadan giderler. Bazen güzel fotoğraflar çeken genç çocuklar görüyorum. Ama belli olmuyor, bilerek mi yoksa tesadüfen mi çektikleri... Ancak genç nesilden bir şeyler beklemem gerektiğini biliyorum.
Bilerek ve tesadüfen fotoğraf çekmek arasındaki fark nedir?
Sana anlatılanlar, duydukların, okudukların, gittiğin konserler seni bir şekle sokar. Yani seni şekle sokan sanatçılardır. Onun için bu adamlar mühimdir. Hasta olsan doktora gideceksin. Ama bir doktor sanatçıdan mühim değildir. Ancak daha mühimdir çünkü senin yaşamanı sağlar. Ötekisi hiçbir şey yapamaz. Hikaye budur. 20 yaşına geldiğinde birikimlerinle bir ayrıma başlarsın, “Şöyle mi, böyle mi yapayım?” diye. İşte bu insanın sanatçı olup olmayacağını gösterir. Bunu az anlayanlar az yapar...
Dijital makine kullandınız mı hiç?
Kullanmam. Hediye ettiler kutusunu açıp bakmadım. 50 küsür makinem var. Dijital makinelerde derinlik yok. Benim şöför Hasan kullanıyor dijitalleri. Ama iyi oldu dijital makineler sayesinde insanlar etrafa bakmaya başladı.
“Benden sonra bu işi o yapar” dediğiniz kimse var mı?
Ne diye adamın başını belaya sokayım yahu... Bırak doğru düzgün iş yapsın. Fotoğraf çekecek de ne olacak? Fotoğraf zor iş yapamaz... Bir de, çok fotoğrafçı girmek istese bile giremez bu ortama. Bu bir fotoğraf çetesidir. Başını da en büyük çete olan Magnum çeker. Adamlar almıyorlar içlerine. Ben oradan emekli oldum.
DİKKAT! BU BİR “ARA GÜLER” FOTOĞRAFIDIR
Grafiker, resim seçici, redaksiyon, matbaa işlemlerinde çalışanlara mühim nottur. Elinizdekiler birer Ara Güler fotoğrafıdır. Bu fotoğraflar işlemde iken çay, kahve, gazoz, fanta ve benzeri meşrubatlarla fotoğraflara yaklaşılmaz. Fotoğrafların civarında yemek yenmez ve içki içilmez. Fotoğraflar ıslak veya sıcak yere, örneğin vantilatör veya kalorifer üzerine konulamaz, üzerine öksürülemez, ıslak veya pis ellerle tutulamaz, yakınında sigara içilemez ve yüksek sesle konuşulamaz.
Son olarak arkadaşı için deklanşöre bastı
Güler, Promat takvimi için çektiği fotoğrafları şirket yöneticisi Tolga Ürkmezgil ile değerlendirdi.
Promat’ın ortaklarından Yaşar (Bozatlı) arkadaşım. Rica etti ben de gittim matbaayı çektim. Matbaalar benim için mühimdir. Bizim bütün işlerimizin insan kitlelerine dağılması için matbaa lazım. İsteğin kadar git sergi aç, fotoğrafını duvara as. Kitlelere ulaşmak için matbaa gerekli.


Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 702
favori
like
share