[color="#36966c"]Kalem, uzun zamandır kağıda hasretti…Elinde olsa, tek başına ayakta kalabilse bir saniye bile düşünmezdi.Tüm güzellikleri yazıp kağıda,ona olan sevgisini anlatırdı.Ne yazık ki hayatları bir başkasının yönlendirmesine bağlıydı.Hem kendi yaşamlarını hem de sahiplerinin yaşamlarını taşımak ağır geliyordu.Ortada tek bir sahne vardı ama oynanan iki oyun…Kalem ve kağıdın oyununu sadece çok hissederek izlerseniz görebilirdiniz.O kadar derindeydi yaşantıları…

Kalem kimi zaman hiç istemediği acıları, ayrılıkları, ölüm haberlerini yazmak zorunda kalıyordu kağıda. Kimi zamansa büyük bir aşkın mucizelerini ya da birilerini büyük bir başarıya götürecek antlaşmaları yazıyordu. Kalem tüm bunlardan etkilenmemek için önce acımasız olmayı öğrendi.Ama sadece olaylara karşı bu zırhı kullanacaktı; asla kağıda karşı değil…

Fakat uzun zamandır kalem kağıda dokunmamıştı.Sahibi nedense en son yazdığı mektuptan sonra bir daha eline almamıştı kalemi. Kalem, o günü çok iyi hatırlıyordu. Ne kadar katı olmaya çalışırsa çalışsın bu mektuba dayanamamıştı çünkü ve her kelimesini hafızasına kazımıştı.

"Umut etmek bu saatten sonra sadece zavallılık olur biliyorum.Bu durumda ben duvarların içinden rüzgarın ve güneşin geçip gelmesini bekleyen bir zavallıyım." demişti sahibi mektubun bir yerinde. Kalem bu cümlelerden derinlemesine etkilenmişti. O da umut ediyordu kağıda sonsuza dek kavuşacağı günü…Sanki sahibi ile yaşamları paralel ilerliyordu.Aynı acı, aynı yokluk, aynı umutsuzluk…Ama dayanmalılardı; nasıl olsa bir noktada ışık onları yeniden bulacaktı.

Günler geçti…Kalem artık tükenmeye, kağıtsa sararmaya yüz tutmuştu.

Umutsuzluk sahnedeydi işte…Yalnızlık ve korkular belirmişti arkasındaki karanlık perdede.

Derken bir gün kalem apar topar uyandırıldı uykusundan…Tozlu raftan onu alan el sahibinin değildi ne yazık ki. Ters giden bir şeyler olduğu kesindi.

Birden adam yazmaya başladı hoyrat elleriyle…Kağıda kavuşmasını bile kutlayamayan kalem, onu yıprattığı için utandı kendinden. O böyle hayal etmemişti bir sonraki buluşmalarını.

Sonra birden ister istemez yazılanlara odaklandı kalem…Hiçbir şey bunca canını yakmamıştı…

"Bayan ………….; size bu satırları yazmaktan büyük bir üzüntü duyuyorum. Fakat şu sıralar evinde ölü bulunan Bay ……………….., bıraktığı mektupta adınızdan oldukça sık söz etmiş. Size ait bir takım eşyaları gelip almanız için. bir an önce haber vermeyi uygun gördüm. Saygılarımla…"

Nasıl olabilirdi….Nasıl bu kadar çabuk pes edebilirdi sahipleri? Ve O, gözlerinin önünde ölürken onlar nasıl fark etmemişlerdi…

Koskoca bir çınara benzeyen köklü bir aşk, ölüme yenik düşmeli miydi?

Kalem kağıda sessizce veda ederken üzerine damlattığı mürekkep lekesini sahibinin gözyaşlarına benzetti…Anladı ki yaşamları gibi sonları da aynı paralellikte uzanıyordu gökyüzünde…

Ve Kağıt gitti,

Ve Kalem öldü bir anlamda; “susarak”…

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 404
favori
like
share
MeLaNkOLiK Tarih: 12.12.2008 01:12
gercekten cok hoş bir hikaye teşekkürler