Neden yaşlanmaktan korkar insan? Şu anda aklınıza en kötüsünün geldiğine eminim: Bembeyaz saçlar, iki büklüm olmuş bir bel, ağrıyan eklemler, yavaş adımlar, ilaç kutuları ve naftalin kokuları... onca yıllık hayatınızın son demleri. Geçip gitmişlik, tükenip bitmişlik ve belki daha kötüsü. İçinizi mi kararttım? Tahtalara vurup, "Allah göstermesin!" mi diyorsunuz? O halde niyetiniz zamanı durdurmak sanırım.

Elbette umarım ki yaşlılığınızda saçlarınız şimdikinden daha renkli olur, gözleriniz daha keskin, eklemleriniz daha sağlam, yüzünüz daha az kırşıklıklı, vücudunuz daha dinç... Umarım böyle olur. Ama ben tüm bunlar için sadece bu dilekte bulunarak, yaşlılığın o kötü getirilerinin hepsine teğet geçiyorum ve tekrar soruyorum: Neden yaşlanmaktan korkar insan?

Yaşlanmak gibi bir nimete ulaşması için pek bir çaba harcamasına gerek bile olmaığı halde, neden korkar ondan? Yaşlanmak nimeti; evet... Düşünsenize, yaşlısınız: Ardınızda kim bilir kaç sene bırakmışsınız? Evliliğinizin kaçıncı yıl dönümü kim bilir. Bilmem kaç yaşındaki çocuğunuz, kaçıncı torununuzu kucağınıza vermek üzere... Ve siz \'görüp geçirmişlik\'in tecrübe isimli kankasıyla her an kol kola olmanın keyfini çıkartıyorsunuz...

Emeklisiniz. Gününüzün her saatinin patronusunuz. Uyumakla, gezmekle, dolaşmakla, tembellik yapmakla geçirebileceğiniz bolca zamana sahipsiniz. Ay sonunda maaşınızı doğru düzgün alabilmek için kimsenin ağız kokusuna katlanmak zorunda değilsiniz. İşten kovulma tehlikeniz yok. Yeni bir iş arama zorunluluğunda değilsiniz. Bütün gününüzü evde geçirseniz sizi azarlayacak kimse yok.

Dışarıda geçirdiğiniz zamanlar ise bir başka güzel. Hızlı yürümek zorunda değilsiniz. Yetişmeniz gereken hiçbir yer yok. Yolda gördüğünüz herkesle sohbet etmek için bolca zamanınız var. Bütün gün boyunca canınız kimi görmek istiyorsa soluğu yanında alabilirsiniz, hem de ağır adımlarla. Toplu taşıma araçlarına bindiğinizde rezervasyonluymuşcasına koltuğunuz hazır. Onca yolu ayakta gitmemeniz için tüm insanlar seferber olmuş sanki. Herkesin size derin bir hürmeti var.

Ve şimdi sahip olmak istediğiniz ama olamadığınız o şeylerin diğerlerine de sahipsiniz artık. Hadi ama inkar etmeyin. Bunların hepsine sahip olmak istiyorsunuz bal gibi: Çalışmak, gününüzün 8 saatini (ya da daha fazlasını) çalışarak geçirmek yerine, dinlenerek, eğlenerek, arkadaşlarla buluşarak geçirmeyi sık sık istiyorsunuz. Yapmayı arzuladığınız şeyleri yapmak için zamanınızın olmadığından yakınıp duruyorsunuz. Patronunuz sizin için sadece ay sonlarında değerli genellikle, ona katlanmanın zorunluluk olduğunu düşünüyorsunuz. Maaşınız hiçbir zaman arzu ettiğiniz kadar değil. Üstelik başka bir iş bulabileceğinizden de emin değilsiniz. Oraya buraya giderken, toplu taşıma araçlarını kullanmak size yorucu geliyor. Hele ki ayakta gitmekten nefret ediyorsunuz. Ah bir arabanız olsaydı, bir de özel şöför falan... İnsanların size saygı duymasını istiyorsunuz, siz bunu hakedecek bir şey yapmış olmasanız da.

En az hepiniz, en az her gün bunlardan en az yarısını arzuluyorsunuz ve çoğunuz dile getiriyorsunuz. İnkar etmeyin işte, siz yaşlanmak istiyorsunuz.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 401
favori
like
share
M.Kutsi Çil Tarih: 29.12.2008 11:16
Gençliğinde kimse yaşlanmak istemez,hatta aklına bile getirmez.Bazen yaşlılara "Bunak" diyecek kadar küstahlaşır.Hiç düşünmez bir gün kendinin de bunak olacağını.Zaman canlının üzerinden silindir gibi geçer,mühim olan,bu silindirin altında ezilmemek,az hasar almaktır.Her canlı yaşlanır,insan da öyle.Yaşlanma önlenemez.Ancak her yaşın,kendine göre zevkli tarafları vardır.Yaşlanmayı kendine dert etmeyen insan,her yaşta mutludur.Ancak "İhtiyarladım,yaşlandım,öldüm,öleceğim" havasına girerse insan,işte o zaman hakikaten yaşlanmıştır ve iflah olmaz,yaşı kaç olursa olsun,onun işi bitmiştir,Azraili bekler.