Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

İman; lisan ile ikrar, kalb ile tasdiktir. Sadece ikrar iman olmaz. Çünkü sadece ikrar iman olsaydı, bütün münafıkların mü’min olmaları gerekirdi. Keza sadece tasdik de iman olmaz. Eğer sadece tasdik iman olsaydı, bütün kitap ehlinin mü’min olması gerekirdi. Halbuki Allah; "Allah şahitlik eder ki, münafıklar yalancıdırlar."(1) ve "Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler Peygamberi oğullarını tanır gibi tanırlar."(2) buyurmaktadır.

İman artmaz ve eksilmez. Çünkü, imanın artması ancak küfrün azalmasıyla; eksilmesi de küfrün artmasıyla tasavvur olunabilir. Bir şahsın aynı durumda mü’min ve kafir olması nasıl mümkün olur? Mü’min gerçekten iman eden, kafir de gerçekten inkar eden kimsedir. İmanda şüphe olmaz. Zira Yüce Allah "Onlar gerçekten müminlerdir"(3) ve "Onlar gerçekten kafirlerdir."(4) buyurmaktadır.

Hz. Muhammed’in ümmetinden asi olan kimselerin hepsi gerçekten mü’min olup, kafir değillerdir.

Amel imandan ayrı, iman da amelden ayrı şeylerdir. Mü’minin bir çok zaman bazı amellerden muaf tutulması bunun delilidir. Bu muaflık halinde mü’minden imanın gittiği söylenemez. Adet gören bir kadın, namazdan muaftır. Fakat, ondan imanın kaldırıldığını, yahut imanın terkedilmesinin emredildiğini söylemek caiz değildir. Şari' o kimseye "Orucu terket, sonra da kaza et," demiştir. Fakat "İmanı bırak, sonra kaza et," denilmesi caiz değildir. Fakirin zekat vermesi gerekmez, demek caizdir. Fakat fakirin iman etmesi gerekmez demek caiz değildir.

Hayrın ve şerrin takdiri Allah’tandır. Eğer bir kimse hayır ve şerrin takdirinin Allah’tan başkasından olduğunu söylerse, o kimse Allah’ı inkar ve tevhid inancını iptal etmiş olur.

Ameller; fariza, fazilet ve masiyet olmak üzere üç kısma ayrılır. Farizalar, Allah’ın emri, dilemesi, muhabbeti, rızası, kazası, kudreti, ilmi, muvaffak kılması, yaratması ve Levh-i Mahfuz’da yazması iledir. Fazilet (farz olmayan ameller) Allah’ın emri neticesi olan amel değildir. Eğer öyle olsaydı, fariza olurdu. Fakat fazilet olan ameller Allah’ın dilemesi, muhabbeti, rızası, kaderi, kazası, hükmü, ilmi,muvaffak kılması, yaratması ve Levh-i Mahfuz’da yazması neticesidir. Ma’siyet olan amel Allah’ın emri neticesi değildir, fakat Allah’ın muhabbeti, rızası ve muvaffak kılması olmaksızın; dilemesi, kazası, takdiri, hızlanı (yardıma ihtiyaç duyulduğu anda yardımı kesmek), ilmi ve Levh-i Mahfuz’da yazması iledir.

Allah’ın ihtiyacı olmaksızın Arş üzerine istiva ve istikran vardır. Muhtac olmaksızın arşı ve başkalarını muhafaza eder. Eğer Allah’ın ihtiyacı olsaydı, mahluklar gibi alemi icad ve tedbire kadir olamazdı. Oturmak ve karar kılmaya muhtaç olsaydı, Arş’ın yaratılmasından önce Allah’ın nerede olduğu sorusu ortaya çıkardı. Yüce Allah bundan münezzehtir.

Kur’an, Allah-u Taala’nın mahluk olmayan kelamı, vahyi, tenzili, ilahi zatının aynı olmayan, zatından da ayrı düşünülemeyen kelam sıfatıdır. O, mushaflarda yazılı dille okunur, kalplerde yer tutmaksızın muhafaza edilir. Mürekkep, kağıt ve yazıların hepsi mahluktur. Zira bunlar kulların fiilleri sonucudur. Fakat Allah’ın kelamı mahluk değildir. Yazılar, harfler, kelimeler, işaretler kulların anlama ihtiyacından dolayı manaya delalet eden şeylerdir. Allah’ın kelamı zatıyla kaim olup, manası bu delalet edici şeylerle anlaşılır. Allah’ın kelamının mahluk olduğunu söyleyen kimse kafir olur. Allah-u Taala daima kendisine ibadet edilendir. Kelamı ise kendisinden ayrılmaksızın okunan, yazılan ve hıfzolunandır.

Peygamberimiz Hz. Muhammed’den sonra bu ümmetin en faziletlisi Ebu Bekr es-Sıddik, sonra Ömer, sonra Osman, sonra da Ali’dir (Allah hepsinden razı olsun). "İlk önce iman edenler, herkesi geçenlerdir. Allah’a yakın olanlar onlardır. Onlar Naim cennetlerindedir." (5) ayeti bu hususu ifade eder. Önceliği olan herkes daha faziletlidir. Onları her mü’min ve müttaki sever, buğzedenler münafık ve kötü kimselerdir. Kullar amelleri, ikrarları ve marifetleri ile mahlukturlar. Fail mahluk olunca onun fiillerinin evleviyetle mahluk olması gerekir.

Allah-u Taala mahlükatı aciz ve zayıf oldukları halde güçleri olmaksızın yaratmıştır. Onların yaratıcı ve rızıklandırıcısı "Sizi yaratan, sonra besleyen, sonra sizi öldüren, sonra dirilten Allah’tır."(6) ayetine göre Allah-u Taala’dır. Helal kazanç ve helalinden mal biriktirmek helaldir. Haramdan mal biriktirmek ise haramdır.

İnsanlar üç kısma ayrılır: İmanında samimi olan mü’min, küfründe direnen inkarcı kafir ve nifakında sebat eden iki yüzlü münafık. Allah-u Taala mü’mine ameli, kafire imanı, münafığa da ihlası farz kalmıştır. "Ey insanlar; Rabbinizden korkun"(7) ayetinde mü’minler, "Allah’a itaat edin, "Ey kafirler; Allah’a iman edin", münafıklar; ihlaslı ve samimi olun,” manası vardır.

İstitaat (kulun fiili için gerekli güç) fiilden önce de sonra da değil, ancak fiille beraberdir. Eğer istitaat fiilden önce olsaydı, kul ihtiyacı anında Allah’tan müstağni olurdu. Bu ise "Müstağni" olan Allah’tır. Sizler ise muhtaçsınız."(8) ayetine muhalif olurdu. İstitaatin fiilden sonra olması, fiilin takat ve istitaatsız meydana gelmesini gerektireceği için muhaldir.

Mestler üzerine meshetmek varid olan hadise göre caiz olup; mukim için bir gün bir gece, yolcu için üç gün üç gecedir. Hadis, mütevatire yakın olduğu için inkar edenin küfründen korkulur. Seferde namazları kısaltmak ve oruç tutmamak ruhsattır. "Sefere çıktığımız zaman namazı kısaltmanızda beis yoktur."(9) ve "içinizden kim hasta olur veya seferde bulunursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutar."(10) ayetleri bu hususu ifade etmektedir.

Allahu Taala "Kalem'e yazmasını emretmiş, Kalem de “Ne yazayım ya Rabbi” demiştir. Allah-u Taala da ona “Kıyamete kadar olacak şeyleri yaz,” buyurmuştur.(11) “Onların işledikleri her şey defterlerde kayıtlıdır. Küçük, büyük her şey yazılıdır."(12) ayeti bunu belirtmektedir.

Şüphesiz kabir azabı vardır. Münker ve Nekir suali haktır. Bu konuda hadisler varid olmuştur. Cennet ve Cehennem haktır. Ve ehli için yaratılmıştır. Allah mü’minler için Cenneti "Müttakiler için hazırlanmıştır."(13) kafirler için de Cehennemi "Kafirler için hazırlanmıştır."(14) ayetlerınde yarattığını belirtmiştir. Allah Cennet ve Cehennem’i sevap ve ceza için yaratmıştır. Mizan haktır. "Kıyamet günü adalet terazilerini kuracağız. Hiç bir kimse, hiç bir şeyde haksızlığa uğramayacaktır."(15) ayeti bunu ifade eder. İnsanın kitabını (amel defterini) okuması haktır. "Kitabını oku! Bu gün senin nefsin kendi hesabını görmek için kafidir."(16) ayeti bunun de]ilidir.

Allah bu nefisleri ölümden sonra da ellibin sene miktarınca tutan günde; ceza, sevap ve hakların edası için diriltir. "Şüphesiz, Allah kabirlerde bulunanları diriltecektir."(17) ayeti bu hususu belirtir. Cennet ehlinin Allah-u Taala’ya keyfiyet, teşbih ve cihet olmadan mülaki olmaları haktır. Peygamberimiz’in (Allah salat ve selam eylesin) şefaati büyük günah işlese de Cennet ehli olan her mü’min için haktır. Hz. Aişe, Hz. Hatice’den sonra kadınların en faziletlisi, mü’minlerin annesi, zinadan uzak, rafızilerin iftira ve iddialarından beridir. Kim ona zina isnadında bulunursa, kendisi zina mahsülüdür.

Cennet ehli Cennet’te, Cehennem ehli de Cehennem’de ebedi kalacaklardır. Allah-u Taala mü’minler için "Onlar Cennetliklerdir, orada ebedi kalacaklardır."(18) kafirler için de “Onlar Cehennemliklerdir, orada ebedi kalacaklardır.”(19) buyurmaktadır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 447
favori
like
share
a-yan Tarih: 28.12.2008 21:23
Çok teşekkürler bu zamanda Islam davasını dava edinenleri müşaade ettikçe Rabbime hamd ediyorum. Allaha razı olsun Asiyan kardeş