[color="#b8bf00"]Kaprisli ve karmaşık ruhların barınağı olan Mart’ın son günlerinde sakin bir arka sokağın, alışkın olmayanlara epeyce acıklı gözükebilecek terk edilmiş sessizliğinde yürürken, birkaç dakika içinde gökyüzü karardı ve biraz önceki sükunete hiç benzemeyen şiddetli bir tipi bastırdı. Beni geriye doğru iten rüzgarın ve gözlerime doluşan, kirpiklerimle sakallarıma yapışan karların arasında öne doğru hafifçe eğilip, ıssız bir vadide kaybolmuş ihtiyar bir köylü gibi yürümeye çabalarken bir apartmanın önündeki minicik bahçede yalnız başına duran bir ağacın kuru dalları arasında belki de birkaç saat önce patlayıvermiş ilk bahar çiçeklerini gördüm.

Kar öylesine güçlü, çiçekler öylesine narindi ki, insan karın hiç durmayacağını çiçeklerin ise soğuktan kavrulup öleceğini sanıyordu ama İstanbul’a ve Mart’a aşina biri karın sahnedeki son gösterisini yaptığını ve geleceği çiçeklere bırakmaya hazırlandığını biliyordu. Gelecek günler o cılız, sığınaksız, acınası çiçeklere aitti.

Kısa bir zaman sonra kar dindi, gökyüzü günahını unutturmaya uğraşan cilveli bir kadın gibi masum ve parlak bir maviliğe büründü.

Ertesi sabah tabiatın olağan mucizelerinden biri daha gerçekleşmiş, bir önceki günkü tipiden en küçük bir iz kalmamıştı, insan hayal gördüğünü bile sanabilirdi.

Hava ılıktı, sonsuz bir maviliğin içinde küçük beyaz bulutlar salınıyordu, yelkovan kuşları denize pike yapıyor, suya bir an değip değdikleri yerde hemen kaybolacak bir iz bırakarak yeniden havalanıyorlardı.

Çocuk ve kuş sesleri duyuluyordu.

Sahildeki sarı konağın duvarının dibinde baştan aşağı çiçek kesmiş bir ağaç yaramaz bir rüzgarla hafifçe dalgalanıyordu.

Tabiat, kendinden başka hiçbir şeye aldırmayan tekdüzeliğiyle mevsimini değiştirmişti.

Sırasını hiç bozmuyordu, kıştan sonra hep bahar geliyordu.

Baharda çiçekler açıyor, yelkovan kuşları uçuyordu.

Nerdeyse vahşi bir şey vardı bu tekdüzelikte.

O mevsimlerin içinde dolaşan insanların birbirlerini öldürmesi, acı çekmesi, aç kalması, bin bir değişik dertle kıvranması tabiatı hiç ilgilendirmiyordu.

O, zamanı geldiğinde, inatçı bir ihtiyar gibi bütün görüntüleri, sesleri, kokuları, ışıkları küçük bir el hareketiyle değiştiriveriyordu.

İnsanların birbirlerine acı çektirmek, birbirlerini yok etmek için gösterdikleri vahşet, tabiatın tekdüzeliği karşısında çok güçsüz gözüküyordu. İnsanların kendi aralarında yaşadıkları serüvenlerde, ne olursa olsun, hep karşılıklı iradeler ortaya çıkıyordu, en çaresiz zamanlarda bile bir çare bulma ihtimali hayatın bir yerlerinde gizlenmiş duruyordu.

Tabiatta ise tek bir irade vardı.

Bir itiraz söz konusu değildi.

Bahar geldiğinde çiçekler açıyordu.

Çiçeklerde bile bir zorbalık görmeye eğilimli insanoğlunun nankörlüğüyle de ilgilenmiyordu.

Geleceği bilindiği halde her seferinde insanı şaşırtıp sevindirerek gelen bahara kendimi bıraktım, zamanı bana hiç danışmadan, fikrimi almadan değiştirip duran tabiatın bu zorbalığını hiç olmazsa baharda tomurcuklarla, aniden bir konağın yanında beliriveren çiçekli ağaçlarla, yelkovan kuşlarıyla, çimenlerin arasında ağır aksak, ağırbaşlı bir yalpalanmayla yürüyen kaplumbağayla, bunların hiçbirinin farkında olmayan çocuk sesleriyle süslemesine, alnıma şakacı bir rüzgarla değerken ensemi usul bir güneşle hafifçe ısıtmasına minnet duydum.

Bizimle, bizim birbirimizi öldürüp, acı çektirmemizle bencilce alay ettiğini, bir cenaze alayına konfeti serper gibi en acılı zamanlarda bile çiçeklerini açarak eğlendiğini biliyordum.

Ben onun milyarlarca eğlencesinden biriydim.

O da benim eğlencelerimden biriydi.

O, “ne yaparsanız yapın benim mevsimlerimin dışına çıkamazsınız” derken, ben de “ama sen de beşinci bir mevsim bulamıyorsun,” diyordum, “kıştan sonra hep bahar geliyor, geceden sonra hep sabah.”

Ama çiçekler güzeldi, güneş ılık, rüzgar yaramaz, yelkovan kuşları neşeliydi.

Denizin üstünde ışıktan patikalar oluşmuştu, kuşlar suya değiyordu, çocuklar bağırıyordu.

Yosun ve çimen kokusunu duyabiliyordum.

Kederimi sakallarımın arasına sakladım, gülümsedim.

Yüzümde yıllarla birikmiş kışın hüzünlü solgunluğuyla yürüyüp ışıklara ve seslere karıştım.

Hayatımızın bir baharı daha başlıyordu.


Ahmet Altan

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 409
favori
like
share