İnsanlarda beş ana duyu vardır. Bunlar dokunma, tat alma, koku alma, işitme ve görmedir. Bu beş duyu bireyin dış dünya ile olan ilişkilerini düzenler. Du*yuların anne karnındaki gelişimini tam anlamı ile bilebilmek doğal olarak olanaksızdır. Ancak gözleme ve hücresel incelemeye dayalı çalış*malar ile bunların gelişimi hakkında fikir edi*nilebilir. Amerikan Hastanesi Kadın Doğum Hastalıkları Uzmanı Dr. Alper Mumcu ile bu konuyu eni konu konuştuk.



DOKUNMA

Anne rahmi, bebeğin dış dünyadan tamamen izole olduğu bir ortam değildir. Rahim içinde sürekli bir aktivite ve uyaranlar mevcuttur. Bu bebeğin tüm gelişimi için olması gereken bir durumdur. Anne karnındaki yaşamda gelişen ilk duyunun dokunma olduğu düşünülür. Do*kunma duyusu, insanın dış dünya ile iletişimi*nin temel unsurudur. Bebekte dokunma his*sinin 8. hamilelik haftası gibi çok erken bir dö*nemde başladığı düşünülür, ilk dokunma his*si, genelde ağız çevresinde ve yanaklarda or*taya çıkar. Bu haftada bebeğin yanağını oluş*turacak olan kısmına tek bir saç teli dokundu*ğunda bile bunu hissedebileceği kabul edilir. 10. haftada genital bölgede, 11. haftada avuç içlerinde ve 12. haftada ayak tabanlarında do*kunma hissi ortaya çıkar. Bu bölgeler, aslında erişkinlerde en fazla duyu reseptörlerinin bu*lunduğu, dokunmaya en hassas noktalardır. 17. haftaya gelindiğinde karnın ve kalçaların tamamı dokunmaya karşı hassastır, insan vücudunun en büyük organı, cilttir, in*san cildi, pek çok değişik uyarıyı yorumlayabi-len, çok sayıda algılayıcı ile donatılmıştır. An*cak cildimizin algıladığı temel uyanlar sıcak, soğuk, basınç ve ağrıdır. Anne karnındaki be*bek, 32. haftaya ulaştığında vücudunun her bölgesi bu dört temel uyarana cevap verecek gelişimi tamamlamış durumdadır. Buna kar*şılık, bebeklerin ağrıyı algılayıp algılamadıkla*rı konusunda elde yeterli veri yoktur.



TAT ALMA

Tat duyusu, erken gelişen duyulardan birisi*dir. Tat almadan sorumlu olan algılayıcılar, hamileliğin 13-15. haftasında mevcuttur ve bunların yapısı erişkinlerinki ile hemen he*men aynıdır. Bu nedenle bebeğin bu hafta*dan itibaren değişik tatları ayırt edebildiği dü*şünülür. Amniyon sıvısı sürekli yapım ve emi-lim halinde olan dinamik bir sıvıdır ve bebek sürekli olarak bu sıvıyı yutar. Amniyon sıvısı*nın içinde değişik tatlara sahip olan purivik asit, laktik asit, sitrik asit, creatinin, üre, pro*teinler ve tuzlar vardır. Son dönemlere ulaşıl*dığında, bebeğin 24 saat içinde yuttuğu am*niyon sıvısı miktarı, neredeyse bir litreye yak*laşır. Amniyon sıvısının içeriği, tıpkı anne sü*tünde olduğu gibi annenin yediği besin mad*delerinin tat ve aramalarını da taşır. Yapılan gözleme dayalı incelemelerde, anne adayı, tatlı besinler tükettikten sonra bebeğin yutma hareketlerinde artış, acı ve ekşi besinler tüket*tiğinde bu hareketlerde bir miktar azalma ol*duğu görülmüştür. Bu durum, bebeğin anne karnındayken değişik tatları ayırt edebildiği te*zini kuvvetlendirir.



KOKU ALMA

Tat ve koku aslında birbiriyle bağlı duyulardır. Bebeğin burnu, hamileliğin 11-15. haftaları arasında oluşumunu tamamlar. Bu sırada amniyon sıvısı, bebeğin tüm ağız, burun, ge*niz ve akciğer yapısı içinde dolaşır ve bebeğe değişik tat ve kokuya sahip maddeleri taşır. Bu maddeler, doğrudan tat ve koku almadan sorumlu algılayıcı hücreler ile temas halinde bulunarak onları uyarırlar. Bu nedenle, be*bekler, daha anne karnındayken değişik ko*kuları tanıyıp ayırt edebilirler. Yapılan bir araştırmada, anne adayı kafeinsiz ya da normal kahve içtiğinde bebeklerin kalp atım hızı ve soluk alıp verme şekillerinde de*ğişimler gözlenmiştir. Bunun kahvenin koku*suna bağlı olup olmadığı kesin değildir ancak kahvenin keskin kokusunun da rolü olduğu ileri sürülür. Yeni doğan bebeklerin anne sü*tünün kokusuna karşı zaafları olduğu bilinir ve bu durumun açıklaması olarak, anne kar*nındayken sütün içeriğine benzer bir kokuyu hafızalarına aldıklarına inanılır.



İŞİTME

Anne karnındaki bebek, amniyon sıvısı, ra*him duvarı, anne adayının karnı gibi pek çok bariyerin arkasında bulunmasına rağmen ra*him içi sessiz bir ortam değildir. Bebek bura*da pek çok titreşim ses ve harekete maruz ka-lır. Aslında rahim içindeki yaşam oldukça gü*rültülü sayılabilir. Annenin damarlarından geçen kan, bağırsak ve mide sesleri, rahim içindeki bebeğin karşılaştığı temel seslerdir. Bunların dışında, anne adayının ve diğer kişilerin sesleri de bebeğe doğrudan ulaşır. Tüm bu sesler içinde doğal olarak en güç*lüsü bebeğin annesinin sesidir. Bebeğin kulağı 8. haftada oluşmaya başlar. Duyma yeteneğinden sorumlu olan kemik*ler ve ses iletisini beyine taşıyan sinirler, büyük ölçüde oluşumunu bitirir ancak bu gelişim 24. haftada tamamlanır. 25. hafta*dan itibaren bebek annesinin sesini duya*bilir; 27. haftada ise annesinin sesi dışında dışarıdan gelen seslere ve hatta babasının sesini bile duyup tepki verebilir. Ancak hem içinde bulunduğu ortam, hem de be*beği içinde bulunduğu amniyotik sıvının olumsuz etkilerinden koruyan kremsi taba*ka olan verniksin kulaklarını tıkaması nede*ni ile sesleri büyük bir olasılıkla boğuk ola*rak duyar.

Bebeğin seslere verdiği tepkiler de değiş*kendir. Ani kapı çarpması ya da benzeri şiddetli bir ses, bebeğin anne karnında ani*den sıçramasına neden olabilir. Öte yandan reaktif duyma adı verilen durum biraz daha farklıdır. Burada işitme kulaktaki kemikler yardımı ile değil ses dalgalarını cilt ve ke*mikte yarattığı titreşimler yardımı ile gerçekleşir. Anne karnındaki bebeklerin 16. hamilelik haftasından yani işitme sistemi*nin tam olarak gelişimini tamamlamasın*dan 8 hafta öncesinden itibaren ultrasonda seslere yanıt vermesinin açıklaması bu şe*kilde yapılır.



GÖRME

Anne karnındaki yaşam sırasında en son gelişen duyu sistemi görmedir. Bebeğin göz kapakları 26. haftaya kadar kapalıdır. Bu süre içinde görmeden sorumlu temel birim olan retina gelişimini tamamlar. 26. hafta civarında bebek gözlerini açmaya başlar ve göz kırpabilir. Doğumdan hemen sonra be*bek yaklaşık 30 santimetre uzaklığa kadar net bir şekilde görebilir. Bu mesafe emzir*me sırasında anne ile bebeğin yüzü arasın*daki yaklaşık uzaklıktır. Anne karnındaki bir bebeğin görme işlevini test etmek ola*naksızdır. Ancak erken doğan bebeklerde yapılan incelemeler, 28-34 haftalar arasın*da doğan bebekler incelendiğinde bu be*beklerin objeleri yatay ve düşey düzlemde 31-32. haftadan itibaren takip edebildikle*rini gösterir. 33-34. haftada ise bu takip yeteneği, zamanında doğmuş bir bebeginki ile aynıdır,

Bebeğin gözleri 26. haftaya kadar kapalı ol*makla birlikte anne adayının karnı üzerine uy*gulanan güçlü bir ışık kaynağına kalp atışla*rında bir hızlanma ile yanıt verir. Gerçekte ra*him içi mutlak karanlık değildir. Tıpkı sesleri geçirdiği gibi ışığı da geçirir. Ancak bu geçir*genlik ses ile kıyaslandığında çok daha azdır. Buna rağmen bebek gündüz ile geceyi rahat*lıkla ayırt edebilir. 33. haftadan itibaren be*beklerin göz bebekleri ışığa tepki vererek bü*yüyebilir ya da küçülebilir.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1531
favori
like
share
TUANA Tarih: 04.01.2009 16:36
Teşekkürler nergish
ADALI Tarih: 04.01.2009 16:04
Emeğine sağlık kardeşim
SU-PERISI Tarih: 04.01.2009 16:03
Faydalı bilgiler için saol Nerqishcigim.
AYIŞIĞI Tarih: 04.01.2009 12:27
teşekkürler nergishciğim