KAN ve PKK... Ortadoğu ve terör uzmanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, “Hazırladığım rapor, tam olarak uygulanırsa terör ortadan kalkar” dedi ve ekledi: Yeni bir istihbarat örgütü kurulmalı, Eşgüdüm Bakanlığı oluşturulmalı

TAM 32 yıldır Türkiye, PKK terörüyle mücadele ediyor. Nice şehitler verdik bu savaşta, nice gaziler hala anılarını anlatır çocuklarına, torunlarına. Ama gel gelelim, bugüne kadar uygulanan hiçbir yöntem, bu sorunun tamamen ortadan kalkmasını sağlayamadı. Birkaç gün önce elime geçen bir rapor, Türkiye’nin terörle mücadelesinde izleyeceği çözüm yollarını sıralıyordu. Öyle ‘geniş’ kapsamlı olarak hazırlanmıştı ki rapor, uygulanması için yenibaştan düzenlemelere ihtiyaç var gibi duruyordu. Raporun içeriğini hazırlayıcısı Ortadoğu ve terör uzmanı, stratejist Prof. Dr. Ümit Özdağ’a sorduk.

Böyle bir araştırma kitabını ele almanızdaki temel amaç neydi?

Öncelikle bu bir rapor. Terör, Türkiye’nin yaşadığı bir sorun ve ülkemiz bu sorunu aşamadığı sürece diğer sorunlarını köklü bir şekilde aşması ve yoluna devam etmesi ancak ağır tahribatla karşı karşıya kalmasıyla mümkün. Ben, Türkiye’nin halini, maraton koşan ama maraton koşarken de bacağındaki açık yaradan kan akan bir koşucuya benzetiyorum ve şu ana kadar da çözüm önerisi olarak gündeme getirilen birçok teklifin de parçasal ve gerçekçi olmayan yaklaşımlar olduğunu, içi boş sloganlar çerçevesinde şekillendiğini düşünüyorum. Bundan dolayı iki yıl önce bir rapor-2006’nın Nisan ayında- ortaya koydum ve somut çözüm önerilerini ilk kez bu raporda açıkladım.

Tüm Ortadoğu için ciddi önlemler

Bu raporda önerdiğiniz çözüm yöntemleri neler?

Öncelikle başlıklar altında sıralarsam; Bir Eşgüdüm Bakanlığı’nın kurulmalı, Türkiye’de yeni bir istihbarat örgütünün oluşmalı, PKK ile mücadelede pilot üniversiteler belirlenmeli, Düşük Yoğunluk Çatışma Araştırmaları Enstitüsü kurulmalı, Doğu ve Güneydoğu’da rehabilitasyon çalışmaları yapılmalı, Psikolojik harekat başlatılmalı, çokeşlilik cezalandırılmalı vs. Bu önerilerin çok küçük bir kısmının benimsendiğini ve uygulanmaya çalıştığını gördüm. Değişen bölge koşullarının, bunların Türkiye’ye etkileri ve Türkiye’nin iç dinamiklerinin son 2 yıl içinde ortaya koyduğu sonuçları göz önüne alınarak o raporu yüzde 100 genişleterek yeniden kaleme aldım. Teknik önerileri de içine kattım. Bundan dolayı da devletin kademesinde çok önemli görevlerde bulunan insanlar da “Bu, alınıp uygulanabilir” diyerek rapora yaklaştı. Bu, bir total konsept. Bir bölümünü uygulayıp bir bölümünü uygulamayız diye bir durum söz konusu olamaz. Ayrıca bu konsept, sadece Türkiye için değil, Ortadoğu için hazırlanmış olan total konsepttir. Meseleye Irak, Suriye ve İran ekseninden de bakıyor ve bu alanlarda da Türkiye’nin alması gereken önlemleri gündeme getiriyor. Sonuçta, bu rapor Türkiye’nin tartışabileceği ilk rapor oluyor.

Eğer konseptin uygulanmasına bugünden itibaren başlanırsa ne zaman terörle ilgili tam çözüme ulaşılır?

Tüm önlemlerin eşzamanlı olarak uygulanması gerekiyor. Buna gerçekçi, milli devlet modeli çerçevesinde çözüm öneriliyor. Milli devlet dışında çözüm önerileri, gündeme getirildiğinde hayal, uygulanmaya başladığında da bölge için kabus üretecek sözde çözümler. Bu, kolay bir sorun değil. Eğer biri “Terörü ortadan kaldırmanın basit bir yöntemi var” diyorsa ya cahil, ya meseleyi hiç bilmiyor. Belirttiğim çözüm metotlarını uygulamaya başladığınız andan itibaren de hemen neticelenecek diye bir şey yok. Tahammülümüzü korumalıyız. PKK, 1976’da kuruldu. 32 yıl oldu. 32 yıllık bir sorunu, 3 yılda aşamayız. Bundan dolayı sabırla ve inatla bu konseptin gelecek 5-10 yıl içinde uygulanması durumunda milli çözümlerin ortaya çıkacağını ve milli devlet konsepti içinde bu sorunun çözülebileceğini düşünüyorum.

ABD ve Irak arasında imzalanan Güvenlik Antlaşması’nın, Türkiye’nin terörle mücadelesine ne gibi bir etkisi olur? Bağdat yönetimiyle bir anlaşmazlığa düşülebilir mi?

Bu, biraz da Bağdat yönetiminin ne kadar Bağdat-Erbil yönetimi olacağına bağlı! Bağdat ile Erbil yönetimi arasında ne kadar itilaf, ne kadar uzlaşma olacağına bağlı...Ben, Bağdat ile Erbil’in aralarında çok ciddi çatışmalar yaşayacağını, Bağdat’ın Türk operasyonlarına daha ılımlı yaklaşabileceğini, en azından dolaylı olarak bu sinyalleri verebileceğini ama Erbil’in ise Türk operasyonlarına muhalefet edeceğini düşünüyorum. Ancak bunu çok ciddi bir sorun olarak da görmüyorum ve Türk askeri operasyonlarıyla meseleyi çözmeye yaklaşmanın doğru olmadığına inanıyorum. Zaten raporda da bunu söylüyorum. Kuzey Irak’a yönelik olarak askeri operasyonlarla PKK’yı bir seçenek olmaktan çıkarmak düşünülmemeli. Bu, çözüm değildir. 1990’larda askeri anlamda Kuzey Irak’a girmemiz gerekiyordu. Ve sonuç da aldık. Ama bugün terörle mücadelede uygulamamız gereken yöntemlerin başında ekonomik, kültürel, sosyal ve politik tedbirler geliyor. Türkiye içinde PKK’ya yönelik alınması gereken önlemlerin tamamını alıp ancak Kuzey Irak’a yönelik gereken tedbirler alınmazsa yine meseleyi çözemezsiniz. Bu, bütünlük gerektiren bir çerçeve.

OHAL, PKK’ya yarıyor

PROF. DR. Ümit Özdağ, terör olayları sürerse gelecekte Olağanüstü Hal uygulamasına gerek olup olmayacağı sorusuna kesin ve net cevap veriyor: Hayır, olmaz. Daha çok istihbarati faaliyetlerle sorunu yok etmeye çalışmanın faydalı olacağını vurgulayan Özdağ, “Bu işte siyasi sorumluluk çok büyük” dedi.

2009’da Güneydoğu’da bir Olağanüstü Hal Uygulaması (OHAL)’ndan söz edilebilir mi?

Hayır! Hayatın normalleştirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Sıkıyönetim ve Olağanüstü Hal, PKK’ya avantaj sağlıyor. İzmir’de veya İstanbul’da sıkıyönetim ilan edilsin, bir süre sonra insanlar, kendilerine şu soruyu sorarlar: Ya biz ikinci sınıf vatandaş mıyız? Çünkü Olağanüstü rejimlerin beraberinde getirdiği bir zorlama vardır. Bundan kaçınılmalı. Devlet, daha çok istihbarati önlemlerle bu bölgede çalışmaya yönlenmeli.

Raporunuzda da yeni bir istihbarat örgütünün kurulması gerektiğini söylüyorsunuz...

Evet, ben yeni bir istihbarat örgütü kurulmalı ve yeni bir istihbarat anlayışı benimsenmeli diyorum. Ben, bunu 2 yıl önce de yazmış ve söylemiştim. Devletin, en son aşamada böyle bir yaklaşımı temsil ettiğini görüyorum. Ancak yine bunu yetersiz görüyorum. Çünkü İçişleri Bakanlığı bünyesinde bir yapılanma oluşturuluyor. Ama bence bu iş için bağımsız bir “Eşgüdüm Bakanlığı”na ihtiyaç var. Türkiye’nin bu konuda hızlı karar alma yeteneğini geliştirmesi gerek. Çünkü örgüte başarı sağlayan hızlı karar alma yeteneğidir. Türkiye de hızlı karar alıp hızlı bir şekilde uygulamalı ve önlemleri koordine edebilmelidir. Bunun siyasi sorumluluğu da olmalıdır. Bu, askerin, istihbaratçının veya polisin işi değil. Bu, siyasi sorumluluk gerektiren bir mesele.

Siyasi iktidarın sorunu diyorsunuz kısaca.

Eh, tabii ki... Kesinlikle siyasi iktidarın tam sorumluluğunda olan bir problem.

Milli birlik onarılmalı

PKK sorununun çözümü devletin yaptığı hataları anlaması, bu hataları inceleyerek dersler çıkarması, doğruları tespit etmesi ve yaptığı doğruları ise daha mükemmelleştirecek bir yaklaşımı geliştirmesine bağlıdır. Bu konuda devlet kendisine ve topluma karşı dürüst olmak zorundadır. Çünkü bu millet, 1984’ten bu yana “üç-beş baldırı çıplak” ve “terörle bir yere varılamaz” şeklindeki çapsız yaklaşımlara çok büyük bir bedel ödemiştir ve ödemeye devam etmektedir.

PKK’nın kurulduğu 1978 yılından bu yana devletin yaptığı hataları kısaca şu şekilde sıralayabiliriz: Devletin PKK konusundaki ilk hatası, 1980 öncesinde Siverek’te aşiretler ile çatışması sırasında tarafsız kalması ve çatışmalara müdahale etmeden izlemesi olmuştur. 1980 sonrasında, komünist Kürt örgütlerinin davalarını sıkıyönetim mahkemelerinde diğer Marksist-Leninist örgütlerden ayırarak, bu örgütleri Kürtçülük suçlaması ile yargılaması bir başka büyük bir yanlış olmuştur. Kürtçe konuşmanın yasaklanması üçüncü ve daha büyük yanlışı oluşturmuştur.

Devletin büyük hatası var

Dördüncü büyük yanlış, cezaevlerinde bütün siyasi suçlulara olduğu gibi PKK’lılara yapılan işkencelerdir. İşkenceden dolayı benimsediği siyasi fikirden vazgeçen olmamıştır. Beşinci büyük yanlış, devlete yakın aşiret ve insanlardan silahlarının toplanması olmuştur.

Bu ve benzeri yanlışlar listesini uzatabiliriz. 1980’li yıllarda terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti’nin en zayıf halkası “Botan” dediği Van/Çatak-Bitlis-Siirt arasındaki bölgede dahi halk PKK’lı teröristleri devlet güçlerine ihbar eder, kendisi yakalar ve hatta öldürürken, 1990’lar ve 2000’lerde örgüt bir kitle tabanı oluşturmayı başardı ise bu devletin yanlışlarının sonucudur. PKK, 1990’lı yıllar boyunca bölge halkını gittikçe daha fazla terör ve yapısal şiddet ile rehin almayı başarmıştır. Bunun neticesinde bir kısım bölge halkında bir anlamda terörist-rehine ilişkilerinde ortaya çıkan Stockholm sendromu ortaya çıkmıştır. Stockholm sendromunun özelliği rehin alınanın kendisini rehin alan ile duygusal özdeşlik içine kaymasıdır. Stockholm sendromunun Güneydoğu Anadolu’daki sonucu, zaten potansiyel olarak gelişmeye müsait olan mağduriyet psikolojisinin güçlenmesi ve mazuriyet psikolojisi ile takviye edilmesidir. Özetle, Kürtçülüğü tasfiye edecek bir stratejinin temelinde devletin mağduriyet psikolojisini yıkacak ve kitleleri kazanacak şekilde geliştirilen özeleştirisi bulunmak zorundadır.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 289
favori
like
share