[size="4"]İnsan mükemmel bir varlık olmanın yanında, bir de beşer olmanın acziyeti içerisinde, zaman zaman hata ve günahlara düşebilir. Bu durumda, fıtratındaki güzelliklerden sapmış, ayağı kaymış bir insanın bu haline sevinmek ve onu, düştüğü bu halde terk etmek asla Müslümanlığa yakışmaz. Bu ne mümin kardeşliğine, ne de dostluğa yaraşır bir harekettir. Hakka iman etmiş ve gönül vermiş mümine yakışan, kötülükle kirlenen bir kalp aynasını temizlemek için çaba harcamaktır. Çünkü o kalp, iman etmiştir. Bu iman emanetini ve onun meyvesi olan edebi korumak her müminin vazifesidir.

Seyyidül Kevneyn olan gönlümüzün sultanı, Resûlullah Efendimiz (sav) buyuruyor ki: "Sizden biriniz diğer kardeşinizin aynasıdır; öyleyse onda bakana eziyet verecek kötü bir hal görürse, onu gidermeye çalışsın." (Buhari, Tirmizi) "Mümin müminin aynasıdır. Mümin müminin kardeşidir; Onun kaybolan malını ve çiğnenen şerefini korur, arkasından kendisini destekler, gıyabında hakkını savunur." (Ebu Dâvud)

Hz. Ömer (ra) naklediyor: "Resûlullah (sav) zamanında Abdullah isminde "el-hımâr" lakabıyla meşhur birisi vardı, sık sık Rasûlullah'ı güldürürdü. Bir defasında içki içtiği için Efendimiz onu cezalandırmıştı. Başka bir defasında, yine içki yüzünden huzura getirildi; Efendimiz (sav) emretti, yine ceza uygulandı. Onun bu şekilde bir kaç defa cezalandırıldığını gören birisi: "Allah ona lânet etsin! Ne kadar da çok içki içiyor." diye lânet okudu. Bunu duyan Resûlullah (sav): "Ona lânet etmeyin! Vallahi o Allah ve Resûlünü seviyor." buyurdu. (Buhari, Ebû Ya'lâ)

Mizaç ve anlayışta, değişik mezheb ve meşrepte farklılıklarımız olabilir. Aramızdaki bir takım ihtilafları fitne ve düşmanlık sebebi değil, rahmet vesilesi yapmalıyız. Yüceler Yücesi Cenab-ı Hakk'ın, bizim için geniş tuttuğu bir yolu biz nasıl daraltırız? O'nun hoş gördüğü bir kulu biz nasıl kınayıp küstürebiliriz?

Ebu Hureyre'nin (ra) aktardığı bir olayda da yine içki yüzünden ceza verilen bir kimseye, oradakilerin beddua etmesi üzerine Rasûlullah Efendimiz (sav): "Böyle söylemeyiniz! Kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayınız!” (Buhari) “Allah’ım! Onu affet, onu doğru yola ilet. Allah sana acısın deyiniz.” (Kandehlevî) Buyurarak, bu hususta nasıl tavır sergilememiz gerektiğini bizlere bildirmiştir.

Ebu'd Derdâ (ra) bir gün açıkça günah işlemiş bir adama rastladı. Adamın etrafındakiler ona sövüp sayıyor, işlediği günahtan dolayı kınayıp duruyorlardı. Ebud Derdâ (ra): "Hey! Ne bu haliniz? Siz bu kardeşinizi bir kuyuya düşmüş görseniz çıkarmayacak mısınız?" diye seslendi. Oradakiler: "Çıkarırdık elbette." dediler. Ebu'd Derda (ra): “Öyleyse kardeşinize kötü kötü konuşmayı bırakın! Size sıhhat veren ve bu tür şeylerden uzak tutan Allah'a Hamd edin." dedi. Onlar: "Sen buna kızmıyor musun?" diye sorduklarında, Ebu'd Derda (ra): “Ben ona değil, yaptığı işe kızıyorum. Bir kardeşim olarak, yaptığı kötülüğü terk etmesi için ona dua ediyorum." dedi. (Ebu Nuaym)

Bu bağlamda, Allah dostlarının gidişatına baktığımızda, günaha düşmüş insanları, özüne döndürme harekatını, nasıl Rabbani bir irşat metoduyla gerçekleştirdiklerine şahit oluyoruz. Onlar Ümmet-i Muhammed'in imanının selameti için insanları tövbeye çağırırken, günahkara değil, günaha düşman olmanın gerekliliğini ortaya koymuşlardır her zaman.

Zekeriya MARAL
Gülistan Dergisi

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 401
favori
like
share
Şayeste Tarih: 09.01.2009 09:31
Başlık çok çarpıcı ve doğru bir cümle..

"Müslüman Günahkâra Değil, Günaha Düşmandır"

Teşekkürler canım