[color="#77adc6"]Soğuk odanın karanlığında titreşen bir gölge...
Donuk, buğulu gözleriyle onu izleyen bir kadın, ruhu sarsıntılarla çalkalanan...
Zaman ilerlemiyor, karanlığın içine hapsolmuş...
Ve rüzgar uğulduyor, geçmişin izlerini taşıyor onlara...”

Neden yeniliyoruz?
İnsanlar, en mutlu oldukları, hayatı en çok sevdikleri, tüm engelleri aştıkları, etraflarına örülen tüm duvarları yıktıkları, en ateşli günahları tatmaya başladıkları zamanlarda alırlar genellikle en yıkıcı olan, ruhlarını parçalayan darbeyi...
Ne olduğunu anlamamıza izin vermez hayat, zaman tanımaz bize... İçimizde yankılanan çığlıklara kimse kulak asmaz, kimse umursamaz bizi, anısızın yıkıldığımız o anlarda. Kendimizle baş başa kalırız...
Peki ya...
Kaçımız, yalnızlığın pençelerindeyken, yarının daha mutlu olabileceğini hayal ediyoruz? Kaçımız, üstümüze gelen taş duvarlara baş kaldırarak “daha iyi olacak...” diye karşılık veriyoruz? Kaçımız mücadele ediyoruz?
Ve kaçımız yeniliyoruz?

“Ayın loş ışığı süzülüyor pencereden...
Kadın gözyaşlarıyla baş başa... umutsuz, hiç olmadığı kadar yalnız...
İçerde ölüm sessizliği var, kendi soluklarını bile duyamıyorlar...
Ve korku... İkisi de korkuyorlar...
Ayrılığın cehennemindeler, alevler yükselmeye başlıyor...
Ve ruhlarının çatlamaya başladığını hissediyorlar...”

İntiharın kıyısına gelmiş yaşamlara sarılıyoruz, son bir kez daha mutluluğu hissedebilmek, son bir kez daha aşkı tadabilmek için. Uçurumun kenarına gelmişken haykırıyoruz, önümüzde uzanan sonsuz boşluğa;
“Yeniden...”
yüzümüzü yalayan alaycı rüzgarlara aldırış etmeden...

Yalnızlığı; uzuvlarıma kadar hissettiğim, umutlarımı çaresizce tükettiğim, gözlerimi karanlığa diktiğim ve ruhumun yıkımını beklediğim gecelere inat haykırıyorum. Sesimi herkes duyuyor, herkesin söylediği şeyi tekrarlıyorum...
“Yeniden...” Ne olursa olsun yeniden...


“Korku çemberi daralıyor...karanlıktaki gölge titreşiyor...
Cehennem, ani çıkan bir fırtınanın, kum tanelerini havaya savurduğu gibi, kalkıyor ayaklarının altından...
Yükseliyor...
Ateş suratlarına çarpıyor, sıcaklığını hissetmiyorlar...
Son bir titremenin ardından gölge silikleşiyor... Ve kayboluyor...
Kadının ruhu ayrılık cehenneminin ateşine dayanamıyor, çatlıyor...
Ve parçalanıyor...”

Umudun bittiği anlarda, son bir çığlık yankılanır içimizde... Yüreğimizde hissedebileceğimiz, duyamayacağımız ama, hiçbir zaman unutmayacağımız kadar keskin bir çığlık... Bıçak gibi saplanır sancılar yüreğimize, ağlamak bile kafi değildir o saatten sonra, kendimizle baş başa kalmışızdır. Gözyaşları damlar yüreğimize... Her birinin ateşi izler bırakır içimizde, telafisi olmayan...
Ruhumuz parçalanmıştır artık...
Gökteki yıldızlar silikleşir, dalga seslerini işitemeyiz, rüzgar fısıldamaz kulaklarımıza, güneş parlaklığını yitirir, umutlar yitip gider... hayatı dünkü haliyle göremeyiz artık, gece çökmüştür ruhumuza... İçimizdeki çığlıklarla baş başa kalmışızdır, sadece onlar ortak olur yalnızlığımıza...

Yalnızlığımıza, dertleri ortak ederiz...
Gölgelerin arasına saklanırız...
Ruhumuz parçalanmıştır artık...
Gece karanlığında, yapayalnız kalmışızdır...

Ölüm; fısıldar kulağımıza, bir tutku haline dönüşür... Arzuladığımız tek şey “O” dur...
Yaşamak için bir neden yoktur artık, içimizdeki inancı kaybetmişizdir...

Neden, “Yeniden...” diyemeyiz o anda?
Neden, başımızı çevirerek, geriye bakmak için son bir şans daha vermeyiz kendimize?
Neden, yaşamdan kaçarız? Neden, pes ederiz?
Neden, ölüm yaşamdan daha çekici gelir bize?
Neden, yıkılan ruhumuzun heykelini, “yeniden” inşa etmek yerine, daha çok parçalamayı seçeriz?

Ben, her yenilginin ardından ruhumu yeniden onarıyorum. Sırf, aynı zevkleri yeniden duyumsayabilmek ve zamanı geldiğinde ruhumu parçalayan dayanılmaz darbeyi yediğim anda hissettiğim, o vazgeçilmez acıyı tekrar tadabilmek için yapıyorum bunu...
Ruhumu onarıyorum, çünkü acı çekmeyi seviyorum...
Her yıkılışın ardından biraz daha güçleniyorum...

“Yeniden...” demek bu kadar kolayken, neden insanlar ruhlarını bu kadar çabuk satarlar şeytana? Neden kandırırlar kendilerini, neden pes ederler? Korktukları için mi, yoksa yaşadıkları acıyı taşıyamadıkları için mi yapıyorlar bunu?
Ben pes etmiyorum... Etmeyeceğim...
Sırf acı çekmek için, sırf ağlamak için ve sırf yeniden ruhumu inşa edebilmek için yapıyorum bunu... Anlamsız gelebilir, ama yapıyorum. Çünkü; ben güçsüz değilim...

“Umut yoktur artık kadın için...
Cehennemin sıcak rüzgarlarında savrulmaktadır ruhunun parçaları...
Gözlerinden akan yaşlar bile dindirmez acılarını, hıçkırarak ağlamaktadır...
“Yeniden” demek için dönmez arkasına...bakmaz geriye...
Etrafı karanlıktır, bedenini yakan ateş bile aydınlatamaz odasını...
Artık oyun bitmiştir...
Hayat, boş bir içki şişesinden fazlası değildir onun için...”

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 386
favori
like
share
Sylar Tarih: 10.01.2009 12:25
Evet... Her acıya yeniden dediği içki mi acaba ?
MaRaBoGLu61 Tarih: 10.01.2009 12:12
İlginç bir hikaye
a-yan Tarih: 10.01.2009 10:11
Yazın için teşekkürler roman desem değil hikaye desem o da değil şiir hiç değil bu yazı ne yazısı aceba?Merak ettim