Kişiler
Bulguroğlu: Otelci, Topaç: Garson

1. Sahne
Otelci (yalnız)
(Otelci elinde bir süpürge ile girer.)

Otelci — Etrafı bir kere daha gözden geçirelim. (Bir şarkı mırıldanarak, toz alıyormuş gibi eşyaya kuvvetli bir şekilde süpürgeyi indirmeye başlar.) Oooh… Her taraf tertemiz oluyor. Her yer pırıl pırıl, (dinleyenlere) Tabi bu kadar neşeli ve sevinçli olduğuma şaşıyorsunuz değil mi? Merakta kalmayın. Anlatayım. Ankara’nın en büyük, en güzel, en mükemmel oteli olan Yolcu Konmaz Oteli’nin sahibiyim ben… Ha, ismimi daha bilmiyorsunuz, değil mi? Evet, ‘meşhur Yolcu Konmaz Oteli’nin müdürü Bay Bulguroğlu… Bugün otelime çok meşhur bir yolcu gelecek de onun için böyle sevinç ve neşe içindeyim. Güngörmez Ülkesi kralının oğlu, bugün bizim otele geliyor. Büyük bir prens. Bir şehzade… Dün akşam bana telefon edip de bunu haber verdikleri zaman hemen işçi dairesine baş vurdum ve bugün için fazladan bir garson istedim. Elbet ya… Birçok iş olacak. Ama garson daha gelmedi. Neden acaba? Merak ediyorum doğrusu… Fakat ben her tarafı topladım. Her şeyi düzenledim… Korkmam artık… Hele kendi elimle prens hazretlerine öyle bir kahvaltı hazırladım ki senelerce tadı damağında kalacak vallahi… Ah, bugün benim için ne kutlu bir gün… Bizim otel için bundan güzel reklam olur mu? Ünlü bir kralın oğlu otelime gelecek, otelimde kalacak, otelimin bir odasında oturacak, otelimin bir yatağında “yatacak… Aman yarabbi, sevinçten çıldıracağım… Dahası var. Bütün gazeteler şüphesiz hep bundan bahsedecek. Bütün komşu otelciler bu hali kıskanacaklar. (Saat öğleyi çalar.) O ne? öğle vakti olmuş ha? Meşhur misafirimiz neredeyse gelir artık… Tam vakit… (Kapı çalınır.) Hah, tamam, işte geldi… Heyecandan tir tir titriyorum. Kapıyı bayılmadan bir açabilsem. Aman Bulguroğlu cesaret. Çok terbiyeli, nazik olmaya bak… (Sağdan çıkar.)

2. Sahne

Topaç - Otelci
(Topaç sağdan girer, arkasından da otelci gelir.)
Otelci (yerlere kadar eğilerek) — Buyursunlar prens hazretleri… Buyurun efendim, buyurun…
Topaç — Merhaba bayım. Yolcu Konmaz Oteli burası değil mi?
Otelci (yerlere kadar eğilerek) — Evet şehzade hazretleri…
Topaç (kendi kendine) — Amma da nazik adam haa… (yüksek sesle) Bay Bulguroğlu ile mi görüşüyorum?
Otelci (kendi kendine) — Aman benimle ne de nazik konuşuyor… (yüksek sesle) Evet efendimiz. Bulguroğlu ben-denizim… (Onu selamlar.)
Topaç — Ben de beklediğiniz adamım.
Otelci — Evet efendim, geleceğinizden haberim vardı, efendim…
Topaç (kendi kendine) — Haberim vardı diyor… Allah, Allah… Galiba işçi idaresinden söylemiş olacaklar, (yüksek sesle) Biraz geç kaldım galiba?
Otelci — Hayır efendim, hayır… Estağfurullah efendim… (Saygıyla eğilir.)
Topaç (kendi kendine) — Allah Allah… Bu kadar nazik patron da hiç görmemiştim, (yüksek sesle) Bay Bulguroğlu, niçin bana öyle… (otelcinin taklidini yaparak) Yok, buyursunlar prens hazretleri, yok estağfurullah şehzade hazretleri filan diyorsunuz? Benim ismim Topaç, Topaç…
Otelci (hayretle) — Ne? Topaç mı? (kendi kendine) Haa, anladım… Prens seyahat ederken mutlaka ismini değiştirmiş olacak… (yüksek sesle) Baş üstüne efendim… isminiz Topaç olsun… Emredersiniz efendim… (Yerlere kadar eğilir.)
Topaç (kendi kendine) — Allah Allah… Neredeyse ayaklarıma kapanacak… Amma da acayip adam ha… Neme lazım, ben buraya garsonluk etmeye geldim, onu bilirim, (yüksek sesle) Eeee, ne yapacağız bakalım?
Otelci — Emrinize hazırım ef… Ef… Ef… Şey… Bay Topaç… (kendi kendine) Allah Allah… Ne de isim bulmuş ya… (yüksek sesle) Arzu buyurulursa bu taraftaki (Sol tarafı gösterir.) odaya geçin. Mükemmel kahvaltınız sizi bekliyor…
Topaç (kendi kendine) — A, aaa… Şimdi de beni kahvaltıya davet ediyor… Aman burası ne güzel yermiş böyle? (yüksek sesle) Bay Bulguroğlu, vallahi siz pek hoşuma gidiyorsunuz… Umarım ki ikimiz de gayet iyi anlaşacağız… Şartlarıma gelince…
Otelci (sözünü keserek) — Israr etmeyin… Vallahi gücenirim… Aman efendim şarttan filan hiç bahsetmeyin… Ne derseniz başım üstüne…
Topaç — öyle ama…
Otelci —Israr etmeyin… Vallahi gücenirim…
Topaç — Pekala öyleyse… (kendi kendine) Olur şey değil… Amma nazik, amma cömert adam. Şaştım kaldım… Ne yapalım, madem ki davet ediyor gidip kahvaltı etmekten başka çare yok… öyle bir iştahım da var ki… (yüksek] sesle) Yemek salonu ne tarafta?
Otelci (Sol tarafı gösterir.)— Bu tarafta efendim…ı Otelimin en iyi dairesini de sizin için ayırdım.
Topaç — Doğrusu eşi, benzeri bulunmaz bir adamsınız.
Otelci — Estağfurullah Bay Topaç… Burada istediğiniz gibi hareket edin… Efendim… Bir emriniz olursa lütfen zili çalın, bendeniz hemen gelirim.
Topaç (kendi kendine) — Bu da nesi? Hoppalaaa… Otel sahibi garsonlara hizmet ediyor galiba… Bir yaşıma daha girdim. Allah Allah… (yüksek sesle) Pekala öyleyse… Şimdilik Allahaısmarladık, Bay Bulguroğlu… (kendi kendine) Gidip karnımı doyurayım, patronu kızdırmayalım. (Soldan çıkar.)

3. Sahne
Otelci

Otelci — Ohh… Çok rahat ve memnunum. Aferin sana Bulguroğlu… Doğrusu her şey yolunda… Ne de nazik, ne de kibar adam… Doğrusu bir şehzade ile konuşmanın bu kadar kolay olacağını hiç sanmıyordum… Bu büyük, bu şerefli günü hiç unutmayacağım. Gazeteler kim bilir neler yazacak? (Kulisten telefon sesi gelir.) Ne o? Telefon çalı-
yor… Kim acaba? Mutlaka gazetecilerdir. Galiba benimle röportaj yapmak istiyorlar. (Oksürür, gazetecilere hitap ediyormuş gibi bir tavır alır.) Hayır, sayın gazeteciler hayır… Çok meşgulüm… Büyük misafirimin hizmetleriyle meşgulüm… Sizinle konuşmaya vaktim yok… (hiddetle) Yok dedim ya efendim… Yok… (Telefon şiddetli çalar.) Dur, dur, geliyorum… (Acele sağ tarafa koşar, kulisin kenarında telefonla konuşur.) Alo, alo… Kim konuşuyor? Güngörmez Ülkesi prensinin yaveri mi? Ne diyorsunuz? Prens bugün gelemeyecek mi? Peki ama öyleyse… Alo, alo… Hay Allah, telefonu kapadılar, (sahneye gelerek) Allah, Allah… Prens bugün gelemeyecekse biraz evvel gelen adam kim öyleyse? Hah, işte bu tarafa doğru geliyor. Belli etmeden anlamaya çalışayım.

4. Sahne
Otelci – Topaç

Topaç (Soldan girer.) — Bay Bulguroğlu, sizi bütün kalbimle kutlarım… Kahvaltı doğrusu pek nefisti…
Otelci (gülerek) — Memnun oldum… İltifat buyuruyorsunuz, (kendi kendine) Kahvaltı nefisti ha? Sen şimdi bana hesap ver bakalım… (yüksek sesle) Eee, ne dersiniz? Beklediğimiz büyük misafir otelimize bugün geliyormuş…
Şimdi telefon ettiler… Şaştınız bu işe değil mi?
Topaç (Hiç ilgi göstermez.) — Benim neme lazım?
Otelci — Şaşılacak şey doğrusu… Değil mi?
Topaç — Bana ne?
Otelci (kendi kendine) — Söyletemeyeceğim. Konuyu değiştireyim bari… (yüksek sesle) Güngörmez Ülkesi ne güzel bir memlekettir değil mi?
Topaç — Ne, ne? Neresi dediniz?
Otelci — Canım sizin ünlü ülkeniz… Doğduğunuz memleket orası değil mi?
Topaç — Memleketim mi? Alay mı ediyorsunuz Allah aşkına? Ben Türküm yahu, Türk… Memleketim de Türkiye…
Otelci —Türk müsünüz? Demek Güngörmez Ülkesi’nin şehzadesi değilsiniz?
Topaç (kendi kendine) — Allah Allah… Bu sefer de başka türlü saçmalamaya başladı… (yüksek sesle) Hayır efendim hayır… Size ismimin Topaç olduğunu söyledim ya…
Topaç — Nasıl değil? Benim başka ismim falan yok ayol? İnanmazsanız işçi idaresinden sorun… Göreceksiniz ki…
Otelci (sözünü keserek) — İşçi idaresinden mi? Tuuuu… Allah iyiliğini versin… Şimdi anladım. Siz benim beklediğim
garsonsunuz değil mi?
Topaç — öyle ya…
Otelci — Oysaki ben sizi Güngörmez Ülkesi kralının oğlu sandım.
Topaç — Olur şey değil vallahi… (Katıla katıla güler.) Hah, hah, hah…
Otelci — Peki, neden bana kim olduğunuzu söylemedi-niz?
Topaç — Nasıl söylemedim? Siz dinlemek ve inanmak istemediniz ki…
Otelci — Doğru… Bütün kabahat bende, insan anlamadan, dinlemeden iş yaparsa böyle olur… Eyvahlar olsun. Şimdi bu olay duyulunca herkes alay edecek. Bizim Yolcu Konmaz Oteli’nin şöhreti mahvolacak… (Ağ/amaya başlar.) Benimle de bir güzel eğlenecekler.
Topaç — Fena mı? Sen de otelinin ismini değiştirir Güngörmez Oteli yaparsın.
Otelci — Aman Topaç Bey, ayağını öpeyim… Bunları kimseye anlatma sakın… Ağzını iyi tut… Ben de sana teşekkür etmek üzere, seni öğle yemeğine davet ederim. Beraber yemek yeriz, yemekten sonra da kahvelerimizi, çubuklarımızı karşılıklı içeriz.
Topaç — Demek beni hizmetinizde alıkoyuyorsunuz.
Otelci — Elbette, elbette… Senden iyi garson mu bulacağım?
Topaç — Pekala, ben de suyun içindeki balık gibi ağzımı açmam, (dinleyenlere) Eee, çocuklar… Mademki bu sırrı siz de öğrendiniz, sizinde yolunuz Ankara’ya düşerse benim gibi doğruca buraya gelip kendinize bedavadan bir ziyafet çekin… Allahaısmarladık.
(Otelci soldan çıkarken, perde kapanır.)

Cemil Miroğlu

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 616
favori
like
share