Özetlersek uyumsuz tiyatroda estetik uzaklık şöyle bir uygulamayla ortaya çıkmaktadır:

1- Duygusal iletişimin ortadan kaldırılması

2- Şaşırtıcı gerçeğin, seyircinin daha önceden tanımadığı biçimler içinde sunulması

3- Sözlü ve görüntülü anlatımda keskin uyarılar kullanılması

4- Seyirci ilk şaşkınlık dönemini aşıp biçimsel uyumsuzluğun kendine özgü uyumunu görmeye başlaması

5- Seyircinin oyundan estetik bir zevk alması

Bu açıklamaya göre ‘absürd’ tiyatroda estetik uzaklık, tıpkı daha önce gördüğümüz akımlarda olduğu gibi seyirciyi sahneden uzaklaştırdığı ölçüde ona yaklaştırmakta, oyunun özünün olduğu kadar biçiminin de daha iyi değerlendirilmesini sağlamaktadır.

Gününüz tiyatrosunda etkinliğinin sürdüren epik tiyatro ise kanımca estetik uzaklık ilkesine yeni ve çok çarpıcı bir yorum getirmiştir. Bertolt Brecht’in yadırgatma ya da yabancılaştırma kuramı ve uygulaması estetik uzaklık düşüncesinin evriminde yeni bir süreci başlatmıştır. B. Brecht tiyatro temsilinin seyircide gerçek yaşamla karşı karşıya olduğu sanısını uyandırmasını eleştirir. Çünkü bu gerçeklik duygusu, ustalıklı oyunculuktan ve seyircide duygudaşlık yaratmasından doğmaktadır. Brecht’e göre gerçekçi tiyatroda gerçek yaşam ve gerçek olaylar yalnızca bir çıkış noktası olarak kullanılmaktadır. Ondan sonraki düzenlemede gerçek ilişkilerden çok sanatsal gereksinimin sözü geçer. Sanatsal gereksinme ise seyirciyi merakla ve heyecanla sahneye bağlamayı amaçlamaktadır. Bu durumda gerçeğin kendi inandırıcılığına gerek kalmamıştır. Artık seyirci bilgisine dayanarak tanıdığı, aklı ile olasılığını kabul ettiği yaşam gerçeğine değil, duyguları ile onayladığı, merakla bağlandığı sahne gerçeğine inanmaktadır. Sahne tüm ustalıkların kullanarak kendi kendini kanıtlayan yapay gerçek üretmiştir. Bu gerçek, yaşam tarafından onaylanmayı beklemez.

Bertolt Brecht, sahne yanılsaması (illüzyonu) ile yaratılan özdeşleşme (empati) olayını bir büyülenme olarak kabul eder. Oyuncunun rolünü sanki yaşıyormuş gibi oynaması seyircinin kendini onunla özdeşleştirmesine, onun duygu ve düşüncelerini paylaşmasına, hatta kendi duygularını onda yaşatmasına yol açmaktadır. Böyle bir içli dışlılık Bertolt Brecht’e yanlış gelmektedir. Tiyatroya özdeşleyim yaratılmasını bir çeşit baskı sayar. Aristoteles’in sağaltma (catharsis) kavramını özdeşleyim kapsamında ele alır. Korku ve acıma duygularını hipnotize olma olarak açıklar. Oysa önemli olan yaşamın gerçeğini, insanların ilişkilerini tanımak, onları eleştirebilmek, acıma ve korku uyandıran durumları ortadan kaldırabilmektir.

Bertolt Brecht, natüralist tiyatronun da, realist tiyatronun da doğru gözlemler yaptığını kabul etmekle beraber, toplumbilim bulgularına eğilmediklerini, insanlar arasındaki ilişkilerin sınıfsal karakterine ışık tutamadıklarını belirtir. Gerçekçi tiyatro ilişkileri krizli durumlar içinde dondurmuş, toplumun gelişimini, çelişkileri ve diyalektik ilişkiyi gösterememiştir. Oysa seyircinin ilgisi olayların nedenlerine çekilmeli, seyirci toplumsal süreçlere egemen olan yasaları bulmalıdır. Bunu sağlamak için her şeyden önce yanılsama bozulmalı, özdeşleyim bağı koparılmalıdır. Seyirci olduğunun bilincinde olan kişi, sahnede gösterilen gerçekleri kuşku ile karşılayacak, onları tartışacak, temeldeki koşulları tanıyacak, toplumun değişebilirliğini kavrayacaktır. Bertolt Brecht’in özdeşleşmeyi kırmak, yanılsamayı bozmak için kullandığı yönteme “yadırgatma yöntemi”, bunu sağlamak için kullandığı araçların tümüne “yadırgatma etmenleri” diyoruz. Yadırgatma, bir çeşit uzak açı sağlamaktır. Sahnede gösterilen ve anlatılanı eleştirel açıdan incelemenin, yanlışları görmenin ilk koşuludur uzak açıdan bakmak. Bu uzak açının yardımı ile ezberletilmiş bilginin küfünü silmek, alışılmış kalıpları kırmak mümkün olur. Bertolt Brecht’in yadırgatma yöntemi, estetik uzaklığın çağdaş uygulama yönteminden başka bir şey değildir. Seyirci izlediği olayları hem daha iyi, daha doğru tanıyacak, hem de bunu anlatan oyunun biçimsel düzeninin farkına varacaktır. Yadırgatma estetik bir zevk sağlıyorsa bu zevkin iki kaynağı vardır: Gerçekleri bilmenin verdiği zevk ile sanatsal düzenin farkına varmaktan doğan zevk. Gerçek yaşam oyunlaştırılacak bir sanat yapıtı olmuş fakat yaşamdan kopmadan onun temelindeki nedensellik bağını göstermeyi başarmıştır. Aynı zamanda sanat yapıtının biçimsel güzelliğine kavuşmuştur. Yabancılaşma, ya da yadırgatma olayı, bu zevk kaynaklarını en iyi biçimde değerlendirilmesini sağlar.

Öte yandan Bertolt Brecht, epik tiyatro anlayışını diyalektik tiyatro anlayışına doğru olgunlaştırırken seyirci ile sahne arasında diyalektik bir ilişki kurmanın gereği üzerinde durmuştur. Böyle bir ilişki hem uzaklaşmayı hem yakınlaşmayı gerektirir. Uzaklaşma çelişkilerin belirtilmesi ile ortaya çıkar. Yalnızca taklit edilen yaşamın kendi çelişkilerini göstermekten ibaret değildir bu. Oyunun öğelerinin bir biri ile çelişkisini de gösterir. Dekor ile aksesuar, sahne müziği ile oyun, müziğin sözü ile ezgisi, oyuncunun kendi ile oyunu, toplumsal tavrı ile doğal mizacı ve giderek oyun ile seyirci arasındaki çelişkiler vurgulanır. Çelişkilerin belirtilmesi ile sağlanan uzaklaşma, sentezlerin belirtilmesi ile yakınlaşmaya dönüşür. Böylece hem ilişkilerin diyalektik karakteri gösterilmiş olur, hem de yadırgatma uzaklığı esnek, dinamik, değişken bir nitelik kazanır. İlişkilerin diyalektik olduğunu söylemek, yadırgatmanın yalnızca bir uzaklaşma değil, “uzaklaşma ve yakınlaşma” olduğunu kabul etmek demektir. Yakınlaşmalar seyircinin olayı içten kavramasını, uzaklaşmalar olayı akılla denetlemesini sağlar Akıl ile duyguyu, inanma ile eleştirmeyi dinamik bir denge içinde tutan bu hareket, estetik uzaklık ilkesine çok yeni ve çarpıcı bir yorum getirmiş olur. Estetik olarak yorumladığımız yadırgatma olayı uzayıp kısalan esnek bir bağlantıyı göstermektedir. Estetik uzaklık köprüsünün bu değişken niteliği epik tiyatronun diyalektik ilişki ve gelişme anlayışına son derece uygundur. Burada Bertolt Brecht’in belli aralıklarla sahne ile seyirci arasında bir yaklaşma olmasına karşı çıkmamış olduğunu anımsamamız gerekiyor. Bertolt Brecht yadırgatmanın eleştiri açısı kazandırma işlevinden sık sık söz etmesine karşın, duygusal yakınlaşma süreçlerinden pek az bahsetmiştir. Fakat onun duygusal yakınlaşmayı yadsıdığını da söylemez. Messingkauf konuşmalarında çok hafif bir özdeşleşmenin mümkün olduğunu belirtmiştir. Aynı biçimde, oyuncuların da rollerini önce içten kavrayıp yaşamalarını, sonra role yabancılaşmalarını istemiştir. Brecht, düş ile tasarıyı, bilgi ile sezgiyi, duygu ile düşünceyi birbiri ile ilişki kuramayan karşıtlar olarak düşünmediğini de açıklamıştır. Bilginin sezgiye, sezginin bilgiye, düşlerin tasarıya, tasarıların düşlere dönüşmesinden söz etmiştir. Bu gidip gelmeleri, yakınlaşma ve uzaklaşmaları yadırgatma düşüncesine uygulamamak için neden yoktur. Sonuç olarak diyebiliriz ki Bertolt Brecht’in yadırgatma düşüncesi tiyatronun estetik uzaklık ilkesinin çağdaş bir yorumudur. Bu yeni yorum estetik uzaklığa esnek, dinamik, değişken bir nitelik kazandırmıştır.

Bertolt Brecht’in oyunlarında seyircinin oyun boyunca sahneye uzaktan bakmadığını, zaman zaman duygusal bir yakınlık içine girdiğini görüyoruz. Bu yakınlaşma anları seyrek olmakla beraber etkilidir. Oyunun en çok hatırda kalan sahnele oluşturur.

Epik tiyatroda yadırgatma düşüncesinin estetik uzaklık olarak yorumlanması ve bu uzaklığın dondurulmuş olmayıp bir yakınla ve uzaklaşma dalgalanması biçiminde görülmesi rejisöre yeni bir biçimleme ölçüsü getirmektedir. Bir gel-git olayına benzeyen bu yakınlaşma ve uzaklaşmaların gelişigüzel olmaması, kendine özgü bir tartımı olması gerekir. Bu tartım oyunun bazı yerlerinde hızlanacak, bazı yerlerinde yavaşlayacaktır. Gidip gelmelerin temposunu belirleyecek olan oyunun içeriği ve seyircinin bu içeriği algılama yeteneğidir. Yönetmen, seyircinin duygusal yakınlaşmaya gireceği ve oyuna yabancılaşacağı noktaları saptayacak, sonra bunun ritmik bir biçimde uygulamaya çalışacaktır. Ritmin temposu son şeklini seyirci önünde, seyircinin katılımı ile alacaktır. Estetik uzaklığın esnek, devingen ve tartımlı olarak düşünülmesi çağımızın sanat anlayışına uygundur. Bu durumda hareket yalnızca oyunun kendi içinde gerçekleşmemekte, seyirciyi de kapsamaktadır. Oyunda hareket nasıl bir konu gelişimini gösteriyorsa, estetik uzaklığın dalgalanması da seyircide bir gelişim meydana getirebilir. Yaşamdan oyuna, oyundan yaşama geçişler seyircinin duygularını ve düşüncelerini, bilgisini ve bilincini geliştirebilir. Devinimin tanımı bu işlemin yorulmadan ve zevkle gerçekleşmesini sağlayacaktır.


Savımı şöyle özetliyorum:

1- Bertolt Brecht’in yadırgatma kuramı, tiyatro sanatının başlangıcından beri gözetilmiş olan estetik uzaklık ilkesinin çağdaş yorumu ve uygulanmasından başka bir şey değildir.

2- Yadırgatma kuramı estetik uzaklığın çağımız dünya görüşüne ve estetik duyarlığına çok uygun bir estetik uzaklık yorumudur, çünkü devingen, diyalektik bir nitelik taşır.

3- Yadırgatma olayı yalnızca bir uzaklaştırma olarak değil, bir yakınlaştırma ve uzaklaştırma olarak anlaşılmalı, sahne ile seyirci arasında duygusal ve düşünsel bir gel git olayı gibi düşülmelidir.

4- Yadırgatmanın böyle bir dalgalanma oluşu epik tiyatronun ilişki ilkesine uyar. Yakınlaşma ve uzaklaşmalar sahne ile seyirci arasında diyalektik bir ilişki kurulmasına yardım eder.

5- Epik tiyatro an1ayışının özüne uygun olarak yadırgatma devinimin aynı zamanda gelişimsel olması, seyircide bir de yaratması beklenir.

6- Epik tiyatronun yadırgatma kavramının devingen, diyalektik, gelişimsel bir estetik uzaklık yorumlanması gündeme yeni bir reji sorunu getirmiştir. Sahne ile seyirci arasındaki yakınlaşma ve uzaklaşmaların belli bir tartımı, bir temposu olması gerekir. Yönetmen bu devinimin tartımını, temposunu oyunun içeriğinin anlamına ve seyircinin bunu algılama sürecine göre düzenleyecektir.

7— Epik bir oyunda sahnedeki olayların devinimine koşut olan ve sahneden taşarak seyirciyi de kapsayan bir başka devinimin dikkate alınması tiyatro olayına seyircinin daha etkin bir biçimde katılması demektir.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 346
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 15.01.2009 02:32
Özetlersek uyumsuz tiyatroda estetik uzaklık şöyle bir uygulamayla ortaya çıkmaktadır:

1- Duygusal iletişimin ortadan kaldırılması

2- Şaşırtıcı gerçeğin, seyircinin daha önceden tanımadığı biçimler içinde sunulması

3- Sözlü ve görüntülü anlatımda keskin uyarılar kullanılması

4- Seyirci ilk şaşkınlık dönemini aşıp biçimsel uyumsuzluğun kendine özgü uyumunu görmeye başlaması

5- Seyircinin oyundan estetik bir zevk alması

Bu açıklamaya göre ‘absürd’ tiyatroda estetik uzaklık, tıpkı daha önce gördüğümüz akımlarda olduğu gibi seyirciyi sahneden uzaklaştırdığı ölçüde ona yaklaştırmakta, oyunun özünün olduğu kadar biçiminin de daha iyi değerlendirilmesini sağlamaktadır.

Gününüz tiyatrosunda etkinliğinin sürdüren epik tiyatro ise kanımca estetik uzaklık ilkesine yeni ve çok çarpıcı bir yorum getirmiştir. Bertolt Brecht’in yadırgatma ya da yabancılaştırma kuramı ve uygulaması estetik uzaklık düşüncesinin evriminde yeni bir süreci başlatmıştır. B. Brecht tiyatro temsilinin seyircide gerçek yaşamla karşı karşıya olduğu sanısını uyandırmasını eleştirir. Çünkü bu gerçeklik duygusu, ustalıklı oyunculuktan ve seyircide duygudaşlık yaratmasından doğmaktadır. Brecht’e göre gerçekçi tiyatroda gerçek yaşam ve gerçek olaylar yalnızca bir çıkış noktası olarak kullanılmaktadır. Ondan sonraki düzenlemede gerçek ilişkilerden çok sanatsal gereksinimin sözü geçer. Sanatsal gereksinme ise seyirciyi merakla ve heyecanla sahneye bağlamayı amaçlamaktadır. Bu durumda gerçeğin kendi inandırıcılığına gerek kalmamıştır. Artık seyirci bilgisine dayanarak tanıdığı, aklı ile olasılığını kabul ettiği yaşam gerçeğine değil, duyguları ile onayladığı, merakla bağlandığı sahne gerçeğine inanmaktadır. Sahne tüm ustalıkların kullanarak kendi kendini kanıtlayan yapay gerçek üretmiştir. Bu gerçek, yaşam tarafından onaylanmayı beklemez.

Bertolt Brecht, sahne yanılsaması (illüzyonu) ile yaratılan özdeşleşme (empati) olayını bir büyülenme olarak kabul eder. Oyuncunun rolünü sanki yaşıyormuş gibi oynaması seyircinin kendini onunla özdeşleştirmesine, onun duygu ve düşüncelerini paylaşmasına, hatta kendi duygularını onda yaşatmasına yol açmaktadır. Böyle bir içli dışlılık Bertolt Brecht’e yanlış gelmektedir. Tiyatroya özdeşleyim yaratılmasını bir çeşit baskı sayar. Aristoteles’in sağaltma (catharsis) kavramını özdeşleyim kapsamında ele alır. Korku ve acıma duygularını hipnotize olma olarak açıklar. Oysa önemli olan yaşamın gerçeğini, insanların ilişkilerini tanımak, onları eleştirebilmek, acıma ve korku uyandıran durumları ortadan kaldırabilmektir.

Bertolt Brecht, natüralist tiyatronun da, realist tiyatronun da doğru gözlemler yaptığını kabul etmekle beraber, toplumbilim bulgularına eğilmediklerini, insanlar arasındaki ilişkilerin sınıfsal karakterine ışık tutamadıklarını belirtir. Gerçekçi tiyatro ilişkileri krizli durumlar içinde dondurmuş, toplumun gelişimini, çelişkileri ve diyalektik ilişkiyi gösterememiştir. Oysa seyircinin ilgisi olayların nedenlerine çekilmeli, seyirci toplumsal süreçlere egemen olan yasaları bulmalıdır. Bunu sağlamak için her şeyden önce yanılsama bozulmalı, özdeşleyim bağı koparılmalıdır. Seyirci olduğunun bilincinde olan kişi, sahnede gösterilen gerçekleri kuşku ile karşılayacak, onları tartışacak, temeldeki koşulları tanıyacak, toplumun değişebilirliğini kavrayacaktır. Bertolt Brecht’in özdeşleşmeyi kırmak, yanılsamayı bozmak için kullandığı yönteme “yadırgatma yöntemi”, bunu sağlamak için kullandığı araçların tümüne “yadırgatma etmenleri” diyoruz. Yadırgatma, bir çeşit uzak açı sağlamaktır. Sahnede gösterilen ve anlatılanı eleştirel açıdan incelemenin, yanlışları görmenin ilk koşuludur uzak açıdan bakmak. Bu uzak açının yardımı ile ezberletilmiş bilginin küfünü silmek, alışılmış kalıpları kırmak mümkün olur. Bertolt Brecht’in yadırgatma yöntemi, estetik uzaklığın çağdaş uygulama yönteminden başka bir şey değildir. Seyirci izlediği olayları hem daha iyi, daha doğru tanıyacak, hem de bunu anlatan oyunun biçimsel düzeninin farkına varacaktır. Yadırgatma estetik bir zevk sağlıyorsa bu zevkin iki kaynağı vardır: Gerçekleri bilmenin verdiği zevk ile sanatsal düzenin farkına varmaktan doğan zevk. Gerçek yaşam oyunlaştırılacak bir sanat yapıtı olmuş fakat yaşamdan kopmadan onun temelindeki nedensellik bağını göstermeyi başarmıştır. Aynı zamanda sanat yapıtının biçimsel güzelliğine kavuşmuştur. Yabancılaşma, ya da yadırgatma olayı, bu zevk kaynaklarını en iyi biçimde değerlendirilmesini sağlar.

Öte yandan Bertolt Brecht, epik tiyatro anlayışını diyalektik tiyatro anlayışına doğru olgunlaştırırken seyirci ile sahne arasında diyalektik bir ilişki kurmanın gereği üzerinde durmuştur. Böyle bir ilişki hem uzaklaşmayı hem yakınlaşmayı gerektirir. Uzaklaşma çelişkilerin belirtilmesi ile ortaya çıkar. Yalnızca taklit edilen yaşamın kendi çelişkilerini göstermekten ibaret değildir bu. Oyunun öğelerinin bir biri ile çelişkisini de gösterir. Dekor ile aksesuar, sahne müziği ile oyun, müziğin sözü ile ezgisi, oyuncunun kendi ile oyunu, toplumsal tavrı ile doğal mizacı ve giderek oyun ile seyirci arasındaki çelişkiler vurgulanır. Çelişkilerin belirtilmesi ile sağlanan uzaklaşma, sentezlerin belirtilmesi ile yakınlaşmaya dönüşür. Böylece hem ilişkilerin diyalektik karakteri gösterilmiş olur, hem de yadırgatma uzaklığı esnek, dinamik, değişken bir nitelik kazanır. İlişkilerin diyalektik olduğunu söylemek, yadırgatmanın yalnızca bir uzaklaşma değil, “uzaklaşma ve yakınlaşma” olduğunu kabul etmek demektir. Yakınlaşmalar seyircinin olayı içten kavramasını, uzaklaşmalar olayı akılla denetlemesini sağlar Akıl ile duyguyu, inanma ile eleştirmeyi dinamik bir denge içinde tutan bu hareket, estetik uzaklık ilkesine çok yeni ve çarpıcı bir yorum getirmiş olur. Estetik olarak yorumladığımız yadırgatma olayı uzayıp kısalan esnek bir bağlantıyı göstermektedir. Estetik uzaklık köprüsünün bu değişken niteliği epik tiyatronun diyalektik ilişki ve gelişme anlayışına son derece uygundur. Burada Bertolt Brecht’in belli aralıklarla sahne ile seyirci arasında bir yaklaşma olmasına karşı çıkmamış olduğunu anımsamamız gerekiyor. Bertolt Brecht yadırgatmanın eleştiri açısı kazandırma işlevinden sık sık söz etmesine karşın, duygusal yakınlaşma süreçlerinden pek az bahsetmiştir. Fakat onun duygusal yakınlaşmayı yadsıdığını da söylemez. Messingkauf konuşmalarında çok hafif bir özdeşleşmenin mümkün olduğunu belirtmiştir. Aynı biçimde, oyuncuların da rollerini önce içten kavrayıp yaşamalarını, sonra role yabancılaşmalarını istemiştir. Brecht, düş ile tasarıyı, bilgi ile sezgiyi, duygu ile düşünceyi birbiri ile ilişki kuramayan karşıtlar olarak düşünmediğini de açıklamıştır. Bilginin sezgiye, sezginin bilgiye, düşlerin tasarıya, tasarıların düşlere dönüşmesinden söz etmiştir. Bu gidip gelmeleri, yakınlaşma ve uzaklaşmaları yadırgatma düşüncesine uygulamamak için neden yoktur. Sonuç olarak diyebiliriz ki Bertolt Brecht’in yadırgatma düşüncesi tiyatronun estetik uzaklık ilkesinin çağdaş bir yorumudur. Bu yeni yorum estetik uzaklığa esnek, dinamik, değişken bir nitelik kazandırmıştır.

Bertolt Brecht’in oyunlarında seyircinin oyun boyunca sahneye uzaktan bakmadığını, zaman zaman duygusal bir yakınlık içine girdiğini görüyoruz. Bu yakınlaşma anları seyrek olmakla beraber etkilidir. Oyunun en çok hatırda kalan sahnele oluşturur.

Epik tiyatroda yadırgatma düşüncesinin estetik uzaklık olarak yorumlanması ve bu uzaklığın dondurulmuş olmayıp bir yakınla ve uzaklaşma dalgalanması biçiminde görülmesi rejisöre yeni bir biçimleme ölçüsü getirmektedir. Bir gel-git olayına benzeyen bu yakınlaşma ve uzaklaşmaların gelişigüzel olmaması, kendine özgü bir tartımı olması gerekir. Bu tartım oyunun bazı yerlerinde hızlanacak, bazı yerlerinde yavaşlayacaktır. Gidip gelmelerin temposunu belirleyecek olan oyunun içeriği ve seyircinin bu içeriği algılama yeteneğidir. Yönetmen, seyircinin duygusal yakınlaşmaya gireceği ve oyuna yabancılaşacağı noktaları saptayacak, sonra bunun ritmik bir biçimde uygulamaya çalışacaktır. Ritmin temposu son şeklini seyirci önünde, seyircinin katılımı ile alacaktır. Estetik uzaklığın esnek, devingen ve tartımlı olarak düşünülmesi çağımızın sanat anlayışına uygundur. Bu durumda hareket yalnızca oyunun kendi içinde gerçekleşmemekte, seyirciyi de kapsamaktadır. Oyunda hareket nasıl bir konu gelişimini gösteriyorsa, estetik uzaklığın dalgalanması da seyircide bir gelişim meydana getirebilir. Yaşamdan oyuna, oyundan yaşama geçişler seyircinin duygularını ve düşüncelerini, bilgisini ve bilincini geliştirebilir. Devinimin tanımı bu işlemin yorulmadan ve zevkle gerçekleşmesini sağlayacaktır.


Savımı şöyle özetliyorum:

1- Bertolt Brecht’in yadırgatma kuramı, tiyatro sanatının başlangıcından beri gözetilmiş olan estetik uzaklık ilkesinin çağdaş yorumu ve uygulanmasından başka bir şey değildir.

2- Yadırgatma kuramı estetik uzaklığın çağımız dünya görüşüne ve estetik duyarlığına çok uygun bir estetik uzaklık yorumudur, çünkü devingen, diyalektik bir nitelik taşır.

3- Yadırgatma olayı yalnızca bir uzaklaştırma olarak değil, bir yakınlaştırma ve uzaklaştırma olarak anlaşılmalı, sahne ile seyirci arasında duygusal ve düşünsel bir gel git olayı gibi düşülmelidir.

4- Yadırgatmanın böyle bir dalgalanma oluşu epik tiyatronun ilişki ilkesine uyar. Yakınlaşma ve uzaklaşmalar sahne ile seyirci arasında diyalektik bir ilişki kurulmasına yardım eder.

5- Epik tiyatro an1ayışının özüne uygun olarak yadırgatma devinimin aynı zamanda gelişimsel olması, seyircide bir de yaratması beklenir.

6- Epik tiyatronun yadırgatma kavramının devingen, diyalektik, gelişimsel bir estetik uzaklık yorumlanması gündeme yeni bir reji sorunu getirmiştir. Sahne ile seyirci arasındaki yakınlaşma ve uzaklaşmaların belli bir tartımı, bir temposu olması gerekir. Yönetmen bu devinimin tartımını, temposunu oyunun içeriğinin anlamına ve seyircinin bunu algılama sürecine göre düzenleyecektir.

7— Epik bir oyunda sahnedeki olayların devinimine koşut olan ve sahneden taşarak seyirciyi de kapsayan bir başka devinimin dikkate alınması tiyatro olayına seyircinin daha etkin bir biçimde katılması demektir.