O na hergün bayramdı, ama hayatta asla bir şekeri bile olmadı. Yıllar önce bıraktı tadını şekerlerin, tüm çocuklara ve coçuk kalabilenlere. Dedim ya ona hergün bayramdı. Rengarenk, üstüste bağlanmış yemenilerle süslerdi başını. İki tarafına saldığı, kır düşmüş örgülü saçları tamamlardı onu. Hep giydiği kırmızı çeket, onu çok farklı gösterirdi.

Dilek ağacı gibi çaputlarla bağlıydı saçları. Tuttuğu her dileğe bağlar gibi. Gülünce kocaman dişleri meydana çıkardı. Hayatta koruyabildiği tek varlığı dişleriydi. Giyinişi kadar kokusuda kendine özgüydü. Eskiden koktuğu gibi kına kokmuyordu saçları. Sabunu unutalı yıllar olmuştu.

Hayat ona ne kadar acımasız davranmıştı. O Ne kokusunun ne de tuhaf giysilerinin farkındaydı.

İnanmak zor gelir onu eski haliyle tanıyanlara. Lüle lüle saçları vardı. Babasının gözbebeğiydi. Yokluk nedir bilmeden yaşadı o ana kadar. Ta ki ruhunu bile satan kocası, bakınca o kara gözlerine. Kapıldı gitti su misali. Kopardı onu gül bahçesinden. O günden beri dışarıda güneş çizen yüzler aradı hep.

Tek odalıydı şimdilerde evi, konak kızının. Varlıktan yokluğa düşmüştü yüzüstü. Hiç kimsesi yoktu kan bağı olan, yitirdiği babasından başka. Kocası itmişti onu bu karanlık kuyulara. Şimdi hatırlamaz bile evi olduğunu, evli olduğunu. Parası için ona methiyeler dizen adam, çaresiz ve tek başına sokağa bırakmıştı. Parasından belki ama hayallerinden ne istemişti. Başını sokacak ne bir evi, incecik bedenini saracak ne bir yorganı oldu yıllarca.
Gün yoksunu tek odalı evinde huzura ererdi ancak. Çevresindekiler severdi yada sever gibi görünürdü.Hiç bitmezdi onun kocaman manasız gülüşleri.Ne geçim sıkıntısı,nede ruh sağlığı umrundaydı.Karnını doyurmaktan başka parayla işi olmazdı.O gün ne toplamışsa sakınmadan çeketinin içine doldururdu.Bu sert koku ondandı. Tek göz evinde , eski eşyalar, kıyafetler, yiyecekler birbirine karışmıştı. Kendi kokusundan bile ağırdı evinin kokusu, Korku filminden bir sahne gibiydi. Yarın hep aç kalmak korkusundan mı bilinmez , çeketinin içinde hep bir dürüm saklıydı.

Sabahın ilk ışıklarını koluna takar, soluğu taksi durağında alırdı. Hiç kimseden bir beklentisi yoktu. Hayat onu siyaha boyasada, arasıra güneşe gülümsemek isterdi. Dokunmak isterdi korkularına korkarak. Bütün gün cadde cadde sokak sokak dolaşır, olanı biteni izlerdi. O küçücük ilçenin her şeyinden haberi olurdu.
O gün kendine gülümseyenleri, hatırını soranları, ekmeğini alanları doldururdu gönül sepetine. Başlı başına bir hikayeydi hayatı, yazanı ve okuyanı sadece kendisi olan.

Sevgiye ve aşka hiç inanmaz o günden beri. Öyle kandırılmış ya belki de ondandır. Sadece tutuşan elleri sevgi sözcüklerini bolca kullanan dillerden hoşlanmaz, bir de gelinlerden. Gelinlerden hoşlanmasa da bütün düğünlerin gediklisidir.

Mutlu olsun istiyorum, yaşamın kıyısından o da tutsun kendince. Aslında o deli değil, hiç bir zamanda olmadı. Korumak istedi sadece kendini bu maskeyle, kıymet bilmezlerden.
Yine de hiç küsmemiş, camına taş atanlara, kapısını kırıp korkmuş gözlerine kahkaha ile gülenlere. Kendisiyle onu tanıyanlar arasında iletişim kurduğu tek bir cümle vardı

- Nörüyon gı iyimisin?...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 389
favori
like
share