Kişiler

Nasreddin Hoca - Nasreddin Hoca’nın karısı
Ayşe (büyütme) - Kadı Ahmet Ağa - Sarhoş
Mehmet - Yasef - Ali (öğrenci) - Komşu kadın
Kahveci çırağı - Zaptiye - Yolcu - Eşek
Mahalleli birkaç erkek - Kadın - Çocuk

1. Perde

(Basitçe döşenmiş, fakir bir ev odası. Karşıda bir divan, duvarda bir ud görünmektedir. Ortada yırtık bir kilim, yanda basit bir masa, üzerinde birkaç kitap durmaktadır. Hoca’nın karısı divanda oturmuş çorap örmekte ve Ayşe’ye seslenmektedir.)
Hoca’nın karısı— Ayşe… Kız Ayşe, bi yol git de bak bakalım, bu herif nerede kaldı. Ahmet Ağa’nın köşeye kadar bir varıver.
Ayşe— …
Hoca’nın karısı— Kız, sana söylüyorum, işitmiyor musun? (Dışarıdan bir gürültü kopar.)
Hoca’nın karısı— Elin kırılsın inşallah! Yine kim bilir neleri devirdin kız?
(Hoca elinde takkesiyle girer.)
Hoca— Kızın günahını alma hanım, işi bir anlayıver de ondan sonra konuş.
Hoca’nın karısı— Peki o gürültü neydi?
Hoca— Ne olacak, merdivenden çıkarken takkem yuvarlanıverdi, işte o kadar.
Hoca’nın karısı— İlahi hoca, takke o gürültüyü çıkarır mı?
Hoca— Eeee altında da ben vardım işte.
Hoca’nın karısı— Ha şöyle imana gel. Neredeydin şimdiye kadar, arkadan Ayşe’yi koşturacaktım, az daha!
Hoca— Ben mi hanım, bilirsin ki tilki ya ormandadır, ya da kürkçü dükkanında.
(Ayşe girer.)
Ayşe— Hoca Efendi, sen evde yokken gelen biri, yine geldi, eşeği istiyor. Vereyim mi?
Hoca— Yok, de.
Ayşe— Pekala. (Sahneden çıkar, sonra yine girer.) Hoca Efendi, eşek çok lazım, diyor.
(Ahmet Ağa girer.)
Ahmet Ağa— Etme Hoca Efendi, şu eşeği ver de bi yol değirmene gidip geleyim.
Hoca— Ahmet Ağa, eşeği bizim oğlanla tarlaya yolladım, eşek evde yok.
(Bu sırada eşeğin ahırdan anırması duyulur.)
Ahmet Ağa— Şimdi de eşek evde yok, demezsin ya?
Hoca— Tövbe estağfurullah be adam, şu sakalı ağartmış adamın sözüne inanmadın da gittin ahırdaki eşeğin tek lâfına inandın, yazıklar olsun sana be.
Ahmet Ağa— Kusuruma bakma Hoca, biz cahil insanlarız, kusura bakma, hadi eyvallah. (Sahneden çıkar.)
Hoca’nın karısı— Adamı iyi atlattın ama senin eşeğe de bir şeyler oldu son günlerde.
Hoca— Aldırma hanım, sen bağırmayandan kork. O sahibini çok iyi bilir.
Hoca’nın karısı— Hoca Efendi, kendime yeni bir elbise diktim. Gör bak. (Duvardan alır, omuzlarına atar.) Nasıl, ne dersin Efendi, bunu giyip kime görüneyim?
Hoca— Bana görünme de kime görünürsen görün.
(Ayşe girer.)
Ayşe— Hoca Efendi biri geldi, galiba arkadaki komşu kadın… ip istiyor.
Hoca— Ne ipi? Gelsin bakalım.
Ayşe— Gir komşu, gir.
Komşu kadın— Selam Hoca Efendi. İp lazım oldu da.
Hoca— Hayrola komşu, ne ipi?
Komşu kadın— Çamaşır ipi canım.
Hoca— Ah, biraz evvel gelseydin ya. Şimdi imkânı yok.
Komşu kadın— Niçin Hoca Efendi?
Hoca— İpe un serdim, un!
Komşu kadın (gülerek)— İpe de un serilir mi? Bir yaşıma daha bastım?
Hoca— insanın vermeye gönlü olmayınca, pekala serilir komşu, pekala serilir.
Komşu kadın— Aman komşu, Hoca Efendi de kimseye bir şey kaptırmaz oldu.
Hoca’nın karısı— İftira etme komşu. Geçen gün kazanınızı aldıktı. Geri alırken size güzelim tencereyi, “Kazan doğurdu.” diye vermişti, unuttun mu?
Komşu kadın— Nasıl unuturum! Ama sonra ne yaptı?
Hoca’nın karısı— …
Komşu kadın— Sen yoktun. Kazanı tekrar istedi. Bir gün sonra kazanı almaya gittiğimizde de bize, “Kazana Allah rahmet eylesin, öldü!” demez mi?
Hoca’nın karısı— Tabi ne zannettin ya! Kazan doğurmaya gelince doğuruyor da ölmeye gelince niçin ölmesin?
Komşu kadın— Hiç de böylesini görmemiştim. Neyse hoşça kalın. Sizinle laf yarıştırmak mı? Hele Hoca ile Allah göstermesin. (Sahneden çıkar.)
(Karısı yeni elbisesini giymiş olarak girer.)
Hoca— Ha şöyle, insanın gözleri ara sıra böyle güzelliklerle yıkanmalı. Ver udu hanım, ver de biraz çalayım.
(Udu eline alır ve parmağını bir yere basarak çalmaya başlar.)
Hoca’nın karısı— Eee. Hoca bu ne? Herkes elini şöyle karıncalanmış gibi oynatır da çalar. Halbuki sen tutmuş bir yerden dımbırdatıyorsun.
Hoca— Marifet de orada ya! Herkes alır notayı arar, arar, bir türlü bulamaz. Bak, ben nasıl buldum.
Hoca’nın karısı— Peki ne şarkısı bu?
Hoca— Koca cahil! Katibin şarkısı, katibin.
Hoca’nın karısı— Sen çaladur. Ben biraz karşı komşuya geçiyorum. Gece belki orada kalırım, merak etme. Bir şey olursa Ayşe ile haber salarsın. Sen yatınca, o da gelir komşuya, şöyle pencereden bakarsın, olmaz mı? (Sahneden çıkar.)
(Hoca udu asar, Ayşe girer.)
Ayşe— Hoca Efendi, Yasef Efendi geldi.
Hoca— Ne dedin? Esef Efendi mi geldi? Ne Esefi kız?
Ayşe— Yasef.
Hoca— Ha… Yasef Efendi, sal içeri bakalım o ne yu-murtlayacak.
(Yasef girer, cimriliği gözünden okunur. Ayşe çıkar.)
Yasef— Akşam şerefiniz hayır içinde yatsın Hoca Efendi.
Hoca— Daha yatmadı Yasef Efendi, söyle bakalım derdini.
Yasef— İki gözünü seveyim Hoca Efendi, bende vardı bir altın para. Şu sırada dükkan da iflas etti. Ben, çocuklar kaldı aç. Şimdilik bu altını bozdurayım Hoca Efendiye, nasıl olsa Hoca Efendiyle iyi anlaşırız, dedim.
Hoca— Bakayım Yasef Efendi şu altın dediğin şeye. (Alır dişler, geri verir.) Olmaz Yasef Efendi.
Yasef— Olmaz dedin? Niçin Hoca Efendi? Bu altın en iyi altın. Biraz eksiğine de olsa bozuver. Evde çocuklar bek-ieşiyorlar. Kediler gibi sarmaş dolaş olmuşlar, inanmazsın.
Hoca— Olmaz, bozamam.
Yasef— Peki öyleyse, 150 lira ver de al, helâl olsun.
Hoca— Etmez Yasef Efendi, onun altını az, ayarı düşük.
Yasef— Peki öyleyse, sen ne vereceksin?
Hoca— Ayarı çok ama çok düşük.
Yasef— Canım anladık, sen ne verirsin? Hem altını da ne kadar düşükmüş?
Hoca— Yasef Efendi, bu paranın altını o kadar düşük ki… Aslını istersen, bunu verdikten sonra üstüne para da vermelisin…
Yasef— Ne dedin Hoca Efendi üstüne para? Hadi yule yule Hoca Efendi, ben gider… (Sahneden çıkar.)
(Hoca soyunurken kapı çalınır. Hoca tekrar giyinir, Ayşe
içerdeki odadan gelir, kapıyı açar. Bir talebe, kısa pantolonlu ve fesli olarak içeri girer, ince seslidir.)
Hoca— Hayrola Ali. Yine vazife mi yaptırmaya geldin?
Ali— Hoca Efendi, muallim bey bize acayip acayip şeyler sordu. Anneme, babama söyledim, bilemediler. Yarın da yapıp götürmem lâzım. Ne olur, bu son artık. Bir daha rahatsız etmem Hoca Efendi.
Hoca— Sor bakalım, neymiş onlar?
Ali (Defterinden hece hece okur.)— Ay küçülünce perisini ne yaparlar?
Hoca— Yaz. Kırpar, kırpar yıldız yaparlar.
Ali— Kır-par, kır-par yıl-dız ya-par-lar. Bir soru daha Hoca, dünyanın ortası neresidir?
Hoca— Yaz. Hoca’nın eşeğinin ön sağ ayağının bastığı yerdir. İnanmazlarsa ölçsünler. Bir karış kısa ya da bir karış uzun gelirse eşek onların olsun.
Ali— Hoca eş-şe-ğin, bas-tı-ğı yer-dir. Bir tane daha var. Sen çok akıllısın be Hoca. Bizim sınıfa gelsen, hemen aferin alırsın. Son sorum da şu: Hoca, kıyamet ne zaman kopacak?
Hoca— Kıyamet iki türlüdür oğlum. Biri küçük kıyamet, diğeri büyük kıyamet. Karım ölürse küçüğü, ben ölürsem işte o zaman büyüğü kopar.
Ali— Kıya-met, i-ki tür-lü-dür, kü-çük kı-kı-ya-met, bü-yük kı-ya-met. Ho-ca ö-lürse, bü-yü-ğü ko-par. (Hoca’nın elini öper, sıvışır.)
(Hoca yatağa girer, o sırada dışarıdan sarhoşun biri Hoca’yı çağırır.)
Sarhoş— Hey Hoca Efendi, aç kapıyı! İçmeye geldim. Heyt imanım, Hoca! Aç kapıyı, yoksa indiririm camları aşağı.
Hoca— Tu, Allah iyiliğini versin bu sarhoş herifin, yine dayandı kapıya be.
(Hoca yataktan çıkar, kapıyı açar, o sırada Hoca’nın yüzüne dışarıdan bir tokat iner. Hoca yere yuvarlanır, dışarıdaki sarhoş kahkaha ata ata uzaklaşır. Hoca öfkeli öfkeli kalkar.)
Hoca— Seni mel’un seni, seni hınzır herif seni. Baban yerindeki adama tokat ha, yarın kadıya gidince görürsün sen. Seni nalet herif seni.
(Yatağına girerken perde kapanır.)

2. Perde

(Kadının odası. Duvarda Arapça Ayetler. Kadı yüksekçe bir yerde oturmakta, sırtında siyah bir aba vardır. Kekeme konuşur.)
Kadı— Ki-ki-kim vaaar o-ora-d… da? Gir, gi-ir. (Kalkar, kapıya gider, geri döner, zaptiye girer.)
Zaptiye— Kadı efendi, Hoca geldi. İçeri alayım mı?
Kadı— Elinde bir şey var mı? Bana bir şey getiriyor
mu? Varıver de anla.
Zaptiye— Yok Kadı Efendi, yok. Yalnız elinde bir adam .var, davacıymış, eşeğin üstüne bağlamış, onu çözüyor.
(Zaptiye çıkar, biraz sonra Hoca, akşamki sarhoşun ensesinden tutmuş olarak girer.)
Hoca— Davacıyım kadı efendi.
Kadı— Buyur Hoca Efendi buyur. Neymiş davan? :
Hoca— Daha bugünün çocuğu, gelmiş bana tokat atıyor, kadı efendi, tokat!
Kadı— Tokat ha! Ne cüret, ne cesaretle. Söyle bakalım, sen ne dersin?
Sarhoş— Ben mi kadı efendi, sarhoştum. Ne yaptığımı bilmiyordum. Hoca’ya oyun olsun, demiştim. Demek tokat atmışım, bağışla kadı efendi.
(Hoca arkasını döner, oturmak üzere kanepeye giderken, sarhoş cebinden bir para çıkını çıkarır, hemen kadının önüne bırakır.)
Kadı— Bir tokadın cezası, (Defteri karıştırır.) bin kuruştur. Atan, tokatı yiyene öder. Hadi bakalım. Çıkar paralan. (Gözüyle de işaret eder.)
Hoca— Koskoca bir adama tokat ha!
Sarhoş— Kadı efendi, iyi ama yanımda para yok. Müsaade et de gidip getireyim.
Kadı— Daha duruyor, fırla çabuk. Hoca sen de bekleyiver.
(Sarhoş çıkar, biraz sonra kahveci çırağı kadıya bir çay getirir, çıkar. Sonra yine girer.)
Çırak— Hoca Efendi dışarıda bir sini baklava gidiyor…
Hoca— İyi ama bana ne?
Çırak— Nasıl sana ne Hoca Efendi, baklava sizin eve doğru gidiyor.
Hoca— O halde sana ne?
Kadı (Başını kaldırır.)— Ya… Ya… Sana ne? (Çırak çıkar.)
Hoca (Usulca kalkar.)— Kadı efendi, yarım saat oldu, heriften haber yok. Ya gelmezse?
Kadı— Sen merak etme Hoca Efendi, neredeyse gelir.
(Hoca oturur. Biraz sonra dayanamaz, kalkar. Kadı’nın ensesine bir tokat indirir.)
Hoca— Kusura bakma kadı efendi, fazla bekleyemeyeceğim. Sen herifin getirdiği bin kuruşu alırsın… Hadi eyvallah!
Kadı— To to to kat haaaa. Ka ka di ya to tokat… (Sandalyesine devrilir gibi oturur. Hoca sahneden çıkar.)
(Perde kapanır.)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1006
favori
like
share