Ölüm büyük bir işdir, büyük bir tehlikedir. insanlar bunu bilmezler, hatırlasalar da kalblerine fazla tesir etmez.

Çünkü kalbleri dünya meşgalesi ile öyle dolmuşdur ki, kalblerinde bir şeye yer kalmamışdır. Bunun için de zikir ve tesbihden zevk almazlar.


Bunun çaresi, yalnız bir yere çekilmek, hiç değilse kalbini bir saat kadar dünya meşgalelerinden uzak tutmakdır.

Nitekim ıssız sahralarda dolaşan bir kimse, başkalarından kendisine bir yardım geleceğini düşünmez. Başının çaresine bakar.




Ölümü hatırlamak üç şekilde olur.

Birincisi, dünya ile meşgul olan gafilin hatırlamasıdır. Ölümü hatırlar fakat kendisini dünya arzularından alacak diye onu sevmez.

Bunun için ölümü kötüler ve "bu kötü iş başımıza gelecek, yazık ki bu dünya ve güzellikler böyle kalacaktır" der.

Ölümü bu şekilde hatırlaması kendisini Allah-u Teâlâ'dan uzaklaştırır. Fakat dünya kendisine sıkıntılı gelir. Ve dünyadan nefret ederse aklını kullanırsa faydasını görür.

İkincisi, tevbe edenlerin ölümü hatırlamasıdır. Daha çok korkmak için ölümü hatırlar Tevbesini bozmaz ve geçmişte kaçırmış olduğu fırsatları telafi eder.

Çok şükür etmeye gayretli olur. Bunun sevabı büyüktür. Tevbe eden kimse ölümü kötü görmez. Erken ölmeyi de sevmez. Çünkü hazırlık yapmadan gitmek istemez.



Üçüncüsü, âriflerin ölümü hatırlamasıdır. Onların hatırlaması vadedildiği üzere öldükten sonra Allahü Teâlâ'ya kavuşmak içindir. Seven sevdiğinin va'dini sözünü unutmaz. Daima onu gözetir. Hatta seve seve ölmek ister. Nitekim Huzeyfe (ra) ölürken "Ya Rabbi! Fakirliği zenginlikten, hastalığı sıhhatten, ölümü yaşamaktan çok sevdiğimi biliyorsun. Ölümümü kolay eyle ki, seni görmekle rahat edeyim."

Bu derecelerin ötesinde bundan daha büyük derece vardır. O Allahu Teâlâ'nın hükmünü hepsinden çok sever. Kendi tasarruf ve arzularına kıymet vermez. Rıza ve teslim makamına ulaşmıştır. Bu, ölümü hatırladığı fakat ondan korkmadığı, hatta ölüme hiç aldırmadığı zaman olur. Çünkü bu dünyada kendisi onun müşahedesindedir. Kalbi her an onu zikretmektedir. Ölüm ve hayat onun için birdir. Çünkü her nerede olursa olsun, Allahu Teâlâ'nın zikrine ve sevgisine dalmıştır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 626
favori
like
share
GÜLSiMA Tarih: 29.01.2009 07:49
ecmain olsun inşaallah
CiCeGiM Tarih: 28.01.2009 17:48
Allah razi olsun ...
Bi_iznillah Tarih: 28.01.2009 12:04
allahım razı olsun...
tevbe estağfirullah...
yapmış olduğum günahlardan pişmamın inşaallah bir daha yapmayacağım....:79::79::79:
GÜLSiMA Tarih: 28.01.2009 09:04
ecmain olsun inş
KONAMI Tarih: 23.01.2009 20:16
Emeğinize sağlık güzel ve yararlı bir paylaşım olmuş..
Allah razı olsun
refik Tarih: 23.01.2009 16:54
Allah (c.c) Razı olsun kardeşim ellerine sağlık.
Hz.Mevlananın dediği gibi ölüm Sevğiliye kavuşmak demektir. Yüce Mevlamıza kavuştuğumuz andır.
Kıymık Tarih: 23.01.2009 16:49
Ölümü düşünmek istiyorum bu gece. Korkmadan, ürkmeden saatlerce düşünmek. Yanımda duymak istiyorum, ona dokunabilmek, sarılmak taa içimde hissetmek…
Ölüm…
Neden bu kadar ürkütücü geliyor insanlara bu kelime. Oysa ne kadar güzel "ölüm" sanki gülüm der gibi.
O ne vefalı dosttur ki bütün dostlar bizi terk ederde o bir an bile yanlız bırakmaz. İyi günümüzde, kötü günümüzde daima yanımızdadır. Üstelik külfetsiz bir dosttur. Hiç hissettirmez varlığını, usulca gelir peşimiz sıra. Konuşur aslında bizimle bir dostun cenazesinde, ölüm ilanlarında, kabir ziyaretlerinde. Duymayız onu duysak ta kulaklarımızı tıkar duymamış gibi yaparız. Ama yinede gücenmez bize, terk etmez. Hiç unutmaz. Bazen unuttu sanırız da unutulduğumuza emin olduğumuz günde çalar kapımızı.

Bir gün benimde kapımı çalacaksın ölüm. Biliyorum yanımdasın şu an, bana benden de yakınsın. Ama korkmuyorum senden. Hatta seni seviyorum. Ne o gülümsüyor musun Azrail? Neden korkayımki senden sonuçta sende bir melek değil misin? Son yolculuğumda bir meleği bana yoldaş veren Rabbime şükürler…

Ben ölümü öldürenleri biliyorum, ölümde dirilenleri. Dirilişime üzüleyim mi yoksa ağlayayım mı? Kimse üzülmesin benim ölümüme, dostlar sevinsin. Sevgilisine kavuşan üzülür mü? Vuslata eren geriye dönüş ister mi? Hiç ama hiç kimse birdamla gözyaşı dökmesin ardımdan. O gün bayramımdır benim.

Mezarlığa giderim bazen tefekkür deryalarına dalarım. Önümde kabirler dizi dizi. Taşları konuşurlar benimle dinlerim tek tek. Şu ağacın altındaki geçen sene ölmüş yirmiüç yaşında bir delikanlı. Sevdiği var mıydı acaba? Ne yapar şimdi? Ya annesi nasıl dayandı bu acıya? Az ötede yatan seksenlik bir nine. Çok mu çekmiştin nineciğim? Gönlünü hoş tuttular mı son demlerinde? Çağırdın mı ölümü yoksa "bir güncük daha" diyerek erteledin mi? Sağ yanda ninenin omuzuna sığınmış küçücük bir mezar .

Ne kadar çok mezar var !… Genç yaşlı, zengin fakir, güzel çirkin hiçbir fark gözetmeksizin komşu olmuşlar. Mezarların üzerindeki taşlar hep bir ağızdan anlatıyorlar hikayelerini, kulaklarım uğulduyor. Birgün bende şu selvinin gölgesinde bir taşa yaslayacağım başımı. Ve benim mezar taşım da beni anlatacak baş ucumdaki yabancılara. Belki de yarın kimbilir…
Ölüm, ömrüm…
Evet ömrümsün benim.
Hakiki ömrüm sende doğacak.

Kabrim kapandığında ebedi evimin kapısı açılacak.
NaZ Tarih: 23.01.2009 16:47
ALLAH razi olsun abla
Kıymık Tarih: 23.01.2009 16:38
teşekkürler sahabeler allah razı olsun

Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: “Kabir, âhiret yolculuğunun ilk konağıdır. Eğer kişi buradan kurtulursa artık gerisi kolaydır. Yok, kurtulamazsa gerisi çok çetindir.”