[color="#b28926"]Sırtıma kazak alınca, anladım ki yaz bitti.

Kısa bir sonbahar. Sonra kış.
"Kış'ın orman yanmaz" diye düşünüp avunuyorum.
Bilir misiniz ?
"Kurumuş dallar, sarı yapraklar."
İşte biz bu şarkılarla büyüdük.
Niye kurumuş dallar, hiç düşünmedik, nedendir sarı yapraklar, hiç bilemedik. Ezberle dediler,
Tıpkı "baltalar elimizde" gibi... Hani var ya "uzun ip belimizde, biz gideriz ormana, hep ormana."
Allah Allah. Niye baltalar elimizdeydi, uzun ipin ne işi vardı belimizde... Hiç sormadık. Niçin giderdik biz hep ormana, hep ormana? Öğrenemedik.
Çocukluk işte... Kurumuş dallar ve baltayla kesilen ağaçlar, müzik derslerinde bilinçaltımıza yerleşen ilk cinayetlermiş meğer.
Okullara bu şarkıları kimin ve niçin tavsiye ettiği, ancak büyüyünce kafama takıldı. Yüreğime bir şüphe bile düştü. Yıllardır orman yangınlarını işte bu duygular içinde izledim.
Her yaz kahroldum.

Şimdi baltalar demode oldu. Toplu imha için yangın metodu gelişti.
Acaba diyorum, Bodrum'u, Marmaris'i, Çeşme'yi yakan bu yangıncılar, bizimle aynı sınıflarda mı okudu? Nedir bu ağaç düşmanlığı? Acaba ilham kaynağımız o şarkılar mı? Bu engin müzik terbiyesinin ilk mimarları kimdir yarabbi?
10 yılda 15 milyon genç yetiştirmekten daha zor bir iş bu.

Günler kısaldı.
Daha da kısalacak.
Kışın orman yangını olmaz. Anladık.
Ne fayda? Bu yazki yanıklar, iskân'a açılırken, gelecek yazki yanıklar, yine yüreğimize saplanacak. Öbür yıl, aynı film.
Yazdan kulağımda son kalan seda, Bakanlardan birinin "trenlere taş atmayın" diyerek çocukları uyarmasıdır.
Ağaç kesen, dal kıran, yaprak kurutan, parkta kanape parçalayan nesillerden gayrı, şimdi de trenlere taş atan çocuklar, 80 yıllık eğitim sisteminin aynasıdır.



Rauf Tamer

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 292
favori
like
share