Deniz Gezmiş, Türk solunun Türk halkına mal olmuş en yüksek değerleri, düşünceleri ve eylemlerini yaşamında bütünleştirmiş devrimci gençlik önderiydi.

Önder bir kere halkın geniş kesimlerinin saygı ve sevgisini kazandıktan sonra onu, temsil ettiği gerçek değerlerden ve toplumsal varoluşundan soyutlayarak aktarmak kolaylaşır. Deniz Gezmiş, hakkında yapılan da genellikle budur.

Açıkça Deniz'e ve sola düşman olan belli bir kesim gibi bir takım sol anlayış da Deniz Gezmiş'i kendileri gibi halktan kopuk, marjinal bir tip olarak göstermek hevesindedirler. Aslında tam da Deniz'in idam edilmesiyle başlayan süreçte solun belli bir kesimi marjinalleştirilmiştir.

Bundan önce Deniz'in devrimci önderliği içinde sol ve devrimci gençlik hareketi marjinal değil büyük kesimleri harekete geçiren bir kuvvetti. Bunun sebebi ise bu hareketin tarihsel bir misyon edinmiş olmasıdır: İkinci Kurtuluş Savaşı'nı gerçekleştirerek Kemalist Devrim'e devam etmek. Bu, halkın geniş kesimlerinin talebini yansıtan bir programdı.

Deniz'in düşünceleri açıktır ve eylemleri ortadadır. Bugün marjinal sol Deniz'e sahip çıkıyorum demekte ama diğer yandan onu Kemalist olduğu için "oportünist" olmakla suçlamaktadır. Bu açık ikiyüzlülük aslında 6 Mayıs misyonunun uzantısıdır. 12 Mart'tan 6 Mayıs'a kadar olan sürecin hedefi Atatürkçülerin ve sosyalistlerin başını çektiği devrimci hareketti. 6 Mayıs bu sürecin doruğudur.

Aslında Deniz neyse bunlar tam tersidir. Deniz ne düşündüyse bunlar -üstelik 30 yıl sonra- tam tersini düşünmektedir. Deniz ne yaptıysa bunlar tam tersini yapmaktadır. Bu yüzden böylelerinin dilinde Deniz de kişiliksizleştirilmekte, marjinalleştirilmektedir.

Deniz marjinal değildir. Türk gençliğinin en yükselmiş kişiliğidir. Tavizsiz bir devrimci vatanseverdir. Bu yüzden Türkiye'de solcu olmak için Deniz Gezmiş gibi düşünülmeli, Deniz Gezmiş gibi yapılmalıdır. Deniz'in daha gerisinde bir devrimcilik düşünülemez. Daha ilerisinde olmak için de Türkiye'nin tüm yapısını değiştirecek bir devrimi örgütlemek gerekmektedir. Bunun için de Deniz'in İkinci Kurtuluş Savaşı yolunda yürümek gerekir.

Deniz'i Yaratan Mücadele: Ulusal Kurtuluş Mücadelesi

Deniz'in doğduğu yıllar Türkiye’nin tekrar bir sömürgeleşme sürecine girdiği ilk yıllardı. Türkiye Atatürk'ü ve devrimci yolunu kaybedeli henüz 10 yıl ancak olmuştu. Ancak Türkiye bu arada belki bir 50 yıl geriye giderek, tekrar yabancı hakimiyetinin ortaya çıktığı bir ülke olmuştu. Ülkede ABD'nin sözü ve ABD'nin parası geçiyordu. ABD'nin dayattığı bir politik sistem kurulmuş, halk şiddetli bir baskı altına alınmıştı. O yıllarda Türkiye Atatürk'ün bıraktığı Türkiye değildi ama dünya tam da Atatürk'ün izinden, onun kaldığı yerden gitmekteydi. Ulusal Kurtuluş Savaşları çağını Atatürk başlattı. Deniz doğduğunda o çağ baharını yaşıyordu.

Her devrimin temelinde güçlü bir çelişki yatar. Ona enerji veren ve hareketi yaratan çelişkidir bu. Deniz'in varlığını yaratan çelişki de buydu: Atatürksüz Türkiye ve Atatürklü dünya arasındaki çelişki. Afrika'da, Ortadoğu'da, Asya'da, Latin Amerika'da Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri verenler göğüslerinde Atatürk'ün portresini taşırken Türkiye'de rejim bu mücadelenin karşısında yer alıyordu. Bu çelişki kabul edilemez ve ille de değiştirilmesi gereken bir dünya gerçeğinin, bir Türk gencinde yarattığı çelişkidir. Bu çelişki Deniz'in zekasında ve enerjisinde pırıl pırıl bir devrimci genç yaratmıştır. Bir yanda 6. Filo’yu denize döken, ABD konsolosunun arabasını yakan gençler, diğer yanda onların karşısında ABD elçilerinin önünde el pençe divan duran iktidar liderleri.

Bu Atatürkçü Türkiye ile Atatürksüz Türkiye arasındaki çelişkiydi aynı zamanda. Denizler'in eylemi bu çelişkiyi yüreklerde bir sızı olmaktan çıkarıp tüm halkın bilincine yeniden oturttu. Halkın özlediği başı dik tavrı "Mustafa Kemal" yürüyüşleri yapan gençler alıyordu ve gençlik hareketi halkın gözünde büyük itibar kazanmıştı. Ülkedeki atmosfer değişmişti. Çünkü artık Denizler vardı.

Ancak Denizler'in mücadelesini yalnızca bağımsız bir Türkiye mücadelesiyle sınırlı tutarsak da yanılmış oluruz. Onların gözü tüm ezilen dünyanın mücadelesindeydi. Hareket geliştikçe antiemperyalist tavır keskinleşti. Ulusal Kurtuluş Mücadelesi kendi özünü buldu. Bir ülkedeki mücadele tüm ezilenlerin mücadelesini tetikliyordu.

Deniz FKÖ’nün (Filistin Kurtuluş Örgütü) Arapça yazılı kimliğini taşıdı, Filistin’e gitti. Kimi buna bir macera diyebilir. Bizce böylesi görüşler dünya çapında yaşanan mücadeleyi idrak kabiliyetinden yoksunluğun eseridir. Yapılan yanlıştır veya doğrudur farketmez; işin esası Deniz’in bir Türk genci olarak ezilen dünyanın bir çocuğu olmasından kaynaklanır. Deniz o gerçeği yaşamış, onu teneffüs etmiştir. Deniz'i yaratan mücadele hiç şüphesiz emperyalistlerle ezilen uluslar arasında yaşanan Ulusal Kurtuluş Mücadelesidir. İşte şimdi bu mücadeleyi atlayıp emperyalistlerin yedeğine düşenler ne solculuktan ne de Deniz'i sevmekten bahsetmelidir.

Kemalist Düşünceyle Yetişen İkinci Kurtuluş Savaşçıları

Deniz babasına yazdığı son mektupta kendisini "Kemalist düşünceyle yetiştirdiği" için babasına teşekkür eder. Aslında Deniz'e tüm karakterini veren de bu düşüncedir. Mektupta, tam bağımsız Türkiye için mücadelenin, başı dik yaşamanın önemini vurgular. Kemalist düşünce ideolojik olmaktan da önce bir aile terbiyesidir Deniz'de. Bir yaşam biçimidir. Deniz'in uğrunda ölmeyi göze alacak kadar ciddiye aldığı mücadeleci bir yaşam biçimidir Kemalizm.

Böyle olduğu için Deniz kendisini devrimci gençlik önderi yapan bir misyon edinmiştir: İkinci Kurtuluş Savaşı'nın lideri olmak. Kemalizmin gereği budur. Tam bağımsızlık için ulusal kurtuluş savaşı vermek. İkinci Kurtuluş Savaşı sloganı aslında Deniz'in bulduğu bir slogan değildi. O zaman Türk solunun ideolojik atmosferi içinde ortaya çıkmış devrimci bir slogandı. Ancak artık bu slogan Deniz Gezmiş ismi olmaksızın anılamaz. Bu savaşın lideri hiç kuşkusuz Deniz Gezmiş'ti.

Deniz bunun için asla halk gözünde marjinal bir duruma düşmedi. Daima saygın kaldı ve kuşaklar boyu binlerce hatta milyonlarca genci devrimci yapacak kadar etkin bir gençlik önderi oldu. Yapılan belli siyasi-stratejik yanlışlar ve deneyimsizlik bir takım tuzakların görülmesini engelleyerek Deniz'in engellenmesine imkan tanıdıysa da Deniz'e olan sevginin azaldığı herhangi bir dönem olmadı.

Tek Yol Devrim

Kemalist düşünceyle yetişmekten onur duyan Deniz'in sonu da Türkiye’nin rejiminin geldiği yerin tescilidir aslında. Deniz "savunma"sında da defalarca vurmuştu bunu yargıçların yüzüne. Biz yanlış yapmadık ve yanlış olan düzenin kendisidir. Bu düzenin Atatürk'ün kurduğuyla alakası olmadığı gibi düzen savunuculuğunun da Atatürkçülükle ilgisi yoktur. Deniz vatanseverliğin gereğinin devrimcilik olduğunu ortaya koyar. Bunun için devrimci olmaktan da asla pişmanlık duymaz.

Türkiye'nin düzeni değiştirilmelidir. Çünkü bu düzen tam bağımsız bir Türkiye değil, sömürgeleşmiş bir Türkiye getirmektedir. Hakimiyet halkta değil bir avuç tekelci-tefeci işbirlikçi sermayenin elindedir. Onlar da emperyalizme ve kapitalizme hizmet etmektedir. Dolayısıyla bu düzen değişmeli, halk çocuklarının, emekçilerin öncülüğünde bir devrimle kapitalizme karşı sosyalizm kurulmalıdır.

"Tam bağımsızlık" ve "sosyalizm" Denizlerde birbirini bütünleyen temel programlardı. Aslında bu program da Ulusal Kurtuluş Savaşlarının baharının yaşandığı çağın ürünüdür. Türkiye’nin başlattığı çağ, ezilenlerin mücadelesinde ezilen ulusların kendi iradeleriyle kurulan sosyalizmlere yönelmiştir. Denizler de Türkiye'de bunu istemektedir. Bu kayıtsız şartsız hakim olan halkın programıdır. Böyle bir programı gerçekleştirmenin tek yolu ise devrimdir.

Denizler suçlu olanın düzen savunucuları olduğunu çok iyi görmektedirler, mahkemelerde de böylece açıklamışlardır. İşte Deniz bu programın, bu kurtuluş savaşının lideri olmaya soyunmuştu. Düzen açısından onun katledilmesinin ne kadar isabetli bir seçim olduğunu şimdi açıklıkla görebilmekteyiz. Genç Türk Solu'nun en güçlü lideri ortadan kaldırıldıktan sonra, sol adına giderek bir ucube yaratılmış, İkinci Kurtuluş Savaşı'nın sözü edilmez olmuş, hatta bu savaş küçümsenmiştir. İşte şimdi Deniz'in düşüncesine, Türk Solu'na düşman ne varsa savunanlar, bu katil düzenin hizmetkarlarıdır.

Deniz'in Damarlarındaki Asil Kan

Tek yol devrim diyen Deniz'in hayranlık uyandıran kendine güveninin kaynağı da onun ulusal kurtuluşçuluğunda ve vatanseverliğinde aranmalıdır. Bakan, Deniz’e bakarak "Bu mu halk kurtuluş ordusunun komutanı" diyerek onu aşağılamaya kalktığında Deniz "Beğenemedin mi?!" demekle yetinir. Bakan koltuğuna güvenmekte ama rezil olmaktadır. Çünkü Deniz o koltuğun altında ABD'nin kucağını apaçık görmekte, onunla dalga geçmektedir. Deniz'in kendi varlığından başka bir şeye güvendiği yoktur. Deyim yerindeyse o "damarlarındaki asil kandan" başka bir şeye güvenmez. Deniz 8 Temmuzlarda rütbeleri söküp atmasını bilen bir geleneğin ürünüdür. Profesyonel devrimcidir Deniz; bütün yaşamı adanmıştır.

Bu anlamda Deniz, varlığıyla Atatürk'ün öngörüsünün gerçekleşmesidir. Sapasağlam özgüveniyle, çelik gibi iradesiyle savaşçı Türk gençleri yetişmiştir. Vatanı için savaşmaktan başka bir şey düşünmeyen devrimci gençler yetişmiştir. Bu gençler eğilip bükülmez, asla yalvarmaz, yaptıklarından pişman olmaz, af dilenmez, düşmanlarına teslim olup barış istemez. Bu topraklar üzerinde yabancı hakimiyeti sürdüğü sürece mücadeleye devam ederler.

Atatürk'ün asla güvenmediği Tanzimat'ın siyaset kurumu yeniden doğmuş olsa da "tam bağımsız Türkiye" bayrağını taşıyacak gençler vardır. Deniz bunların pırıl pırıl lideridir.

6 Mayıs: Atatürkçülere ve Sosyalistlere Saldırı Günü

Deniz'i yaratan bu koşullar ve Deniz'in ortaya koyduğu irade düşünüldüğünde, 6 Mayıs'ın anlamı apaçık ortaya çıkar. 6 Mayıs Atatürk gençliğinin idam edildiği gündür. 12 Mart 1971'den 6 Mayıs 1972'ye kadar geçen süreç Atatürkçü aydınların ve sosyalistlerin işkencelerden geçirildiği ve katledildiği bir süreç olmuştu. 6 Mayıs bu saldırı kampanyasının en son aşamasıdır. 6 Mayıs'ın Türkiye'nin bugünkü krizinin yaratılmasında belirleyici önemi vardır. 6 Mayıs'ta rejimin alternatifi olan Ulusal Kurtuluş ideolojisi büyük yara alırken, Kemalizmin "alternatifleri"ne güç verilmiştir. Bugünkü siyasi yelpaze ve toplumsal durum büyük ölçüde 6 Mayıs'ta yaratılmıştır aslında. 6 Mayıs'tan 12 Eylül 1980'e kadar geçen sürede sol bir yandan marjinal diğer yandan parlamentarist bir çizgiye çekilebilmiştir. Görünüşteki kitlesellik ise aldatıcıdır. İdeolojik temel son derece zayıftır. Bunun böyle oluşu 12 Eylül'le tüm hareketin bir anda tasfiye edilebilmesinde de ortaya çıkmıştır.

12 Eylül'den sonra bile devrimci bir hareketi yaratacak temel ancak Denizlerden ve onların Ulusal Kurtuluş ideolojisinden güç alınarak yaratılabilecektir. Atatürk’ün ölümünden beri Ulusal Kurtuluş ideolojisi hiçbir zaman iktidarda olmamıştı ama 6 Mayıs'tan sonra artık toplumsal direnişte de Ulusal Kurtuluş perspektifi kaybedildi. Deniz'in varlığı başlıbaşına Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin varlığı demekti; o ortadan kaldırıldıktan sonra artık düzen soldan-sağdan anti-Kemalist "alternatif"lerle korunmaktaydı. Demireller, Erbakanlar, Ecevitler, Türkeşler görünüşte büyük bir toplumsal muhalefet ortamında ama esasta alternatifsiz olarak iktidar sürdürdüler.

12 Mart'a gelirken Denizler’in önemli hataları olmuştu. Hatta CIA’nın 12 Mart darbesinin başarıyla uygulanabilmesinde gençliğe ve Denizlere kurulan bu tuzakların etkili olduğu da söylenmelidir. Ancak burada Deniz'in hakkıyla temsil ettiği Ulusal Kurtuluş ideolojisinin yitirilmesinin yarattığı tahribat esas sorgulanması gereken konudur. Esasen 60’tan 72'ye kadar Kemalist kuvvetler içinde yapılan tüm tasfiyeler ve müdahaleler de Ulusal Kurtuluş ideolojisinin ortadan kaldırılması için olmuştu. Deniz yitirildikten sonra sol büyük ölçüde bu müdahalelere boyun eğdi.

12 Eylül sonrası ise tamamen emperyalist uzantısı olarak yaratılmış bir sol anlayışla, Ulusal Kurtuluş ideolojisine saldırılar devam etti. Bugünkü liberal ve marjinal sol anlayışın Denizler'in katili olan sistemin hizmetkârı olduğu ve doğrudan Denizler yerine dayatıldığının altı tekrar çizilmelidir.

Türk Solu'nun Deniz'i

Türk Solu Deniz Gezmiş'i anlamadan ve ona benzemeden gerçek bir sol olamaz. Türk Solu’nun düşüncelerini ve değerlerini yansıtmayarak emperyalist uzantısı bir solculuğun ve marjinal solun da Deniz Gezmiş'le ilgisi olamaz. Atatürk'ün başlattığı bir çağda ama Atatürksüz bir Türkiye'de yaşamak çelişkisini Deniz gibi yaşayabilmeliyiz. Bunun için hem Atatürkçü bir Türkiye yaratmak hem de yeni bir Ulusal Kurtuluş Mücadelesini yükseltmek yeni Denizler'in görevi olmalı.

Burada bir Ulusal Kurtuluş ideolojisi olarak sosyalizmi ve Atatürkçülüğü Denizler'in kavradığı zeminde doğru olarak kavramak ve bunun mücadelesini yürütmek gerekiyor. Bunun anlamı ise, Deniz gibi düzenle tüm bağları koparmak ve uzlaşmaz bir devrim mücadelesine girişmektir. Halkın Kemalizmin alternatifleriyle oyalanmasını engelleyip düzenin alternatifi olacak bir halkçı rejim kurulmasına hizmet etmek Deniz olmanın gereğidir.

Böyle bir mücadeleye girişebilmek için ise tek yol Deniz gibi profesyonel devrimci olmaktan geçmektedir. Yaşamının tüm enerjisini "vatanın kurtuluşu için ve kahredici bir istibdatla" mücadeleye adayacak gençlere her tarihi dönemde büyük ihtiyaç oldu. Bunun için gençlerin içinde Deniz olma coşkusu hiçbir zaman azalmadı. Deniz Gezmiş de Türkiye'nin kurtuluş mücadelesinin yarattığı devrimci gençlerin en büyük lideri olarak kaldı.

6 Mayıs 1972'den 2003’e kadar geçen süre içinde artık açıkça kanıtlanan gerçek, ezilen ulusların kurtuluş mücadelesinin yok edilemeyeceği ve bu mücadelenin devrimci liderlerinin asla unutulmayacağı gerçeğidir. Denizleri yaratan dünya çapındaki mücadeledir. Gençlik devrim isteği içinde bu dünya çapındaki mücadeleye göre ufkunu genişletmelidir. Deniz olmak kolay değildir ama Deniz olmadan da vatanı yaşatmak mümkün değildir.

Erkin Yurdakul

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 312
favori
like
share