Bir ulus yaratmak amacında olan Türkiye devrimi projesi, biraz zorlama olarak da olsa şöyle de tanımlanabilir: "Ümmet geleneğinden gelen toplumu Batılılaştırmak ve Kürtleri Türkleştirmek."

Bu iki hedefte de (henüz) başarılı olunamadığı, herhalde tarihsel bir tespit olarak kabul edilebilir. Fakat tamamen başarısız olunduğu da söylenemez. Bu sürecin çok uzamış olması ise konunun niteliğinde çok etkili oluyor.

Değişimi yapanlar, yeni sistemi yerleştirme süreci uzadıkça ve tam olarak kabul ettiremedikçe, sistemin savunucusu konumuna düşüyorlar. 80 yıldır varolan bir düzeni koruyan, değişime karşı olan kesim olarak görülüyorlar.

80 yıldır varolan bu düzenin yapısındaki ve uygulamalarındaki tüm sorunlar, aslında tutucu olan fakat gericiliklerini "değişim istemek" şeklinde gösteren kesimi güçlendiriyor.

Devletin "PKK sorunu" ve "irtica" dediği sorunların başlıca iki nedeni olduğu düşünülebilir. Bu nedenlerden biri devletin yapısı. İkincisi ise toplumun önemli kesimlerinin sorunlarına duyarlı olan sol muhalif yapılanmaların eksikliği.

Sol, teröre karşı olmak ve şeriatı önlemek gibi gerekçelerle devletten yana taraf olunca, aslında bu sorunların çözümsüzlüğüne katkıda bulunmuş oluyor.

Bir duruma, bir oluşuma karşı çıkarken, o sorunun kaynağı savunulmuş oluyor. Aslında sistemin kendisine karşı çıkılsa, o sistemin yarattığı sorunlara da en azından dolaylı olarak karşı çıkılmış olur.

Üstelik rahatsızlık yaşayan, hayatı yaşanmaz hale gelen kitleler için, şu anda varolanlardan başka seçenekler de üretilebilir.

Sol güçlerin geliştiği durumlarda, dinci güçlerin düzenle işbirliği yapması normaldir. "Daha kötüsü geleceğine böyle kalsın" mantığı, gerici yaklaşıma bir zarar vermez.

Oysa gerici akımlara karşı düzenin yanında yer almak, sol için kendi varlık nedenini, anlamını yok etmek olur. Gerekçesi ne olursa olsun, iktidarın zihniyetini savunmak, sol etkinliğin kaybolması anlamına geliyor.

Rejimin böyle uygulanmasından şikâyetçi olan milyonlarca insanın gözüne, rejim karşıtı hareketler sevimli görünüyor. Rejimi savunmayı kendi işi olarak gören solcular ise bu savunma işini daha da artırıyorlar.

Ve halkın muhalafet refleksi daha da çok yöneliyor, gericilere doğru. Böylece bir kısır döngü oluşuyor.

Ne de olsa 'sol' sıfatını kendine layık görenler, elbette yaptıklarını merkez sağcılık olarak filan değil, antiemperyalizm olarak açıklamak eğiliminde oluyorlar. Dünyadaki sömürü sistemleriyle bağlantılı açıklamalar geliştiriyorlar.

Şeriatın ve rejim karşıtlığının güçlenmesi değil en büyük tehlike. Sol'un kaybolmakta oluşu, felsefesinin unutulmakta oluşu, korkutucu bir hız kazandı.

Tehlike büyüyor!



Zülfü Livaneli

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 340
favori
like
share