Türkçe'nin gündelik kullanımından büyük bir şiir dili yaratan Orhan Veli böyle yazmıştı işte.

Bu gencecik şair, yelkovan kuşlarının peşine takılıp, denizden yeni çıkmış ağların kokusunda yitip gitmek isteğini, dayanılmaz bir yürek coşkusuyla açığa vuruyordu.

Susanna Tamaro "Yüreğinin götürdüğü yere git!" adlı romanında, yine insanın içindeki alıp başını gitmek isteğine değiniyordu.

Goncourt ödüllü "Ben Gidiyorum!" romanı da öyle.

Hanif Kureishi'nin "Intimacy"si de.

Oysa büyük şair Konstantin Kavafis bir şiirinde hiçbir yere gidemeyeceğini anlatıyordu büyük bir iç sıkıntısıyla. O şehirden hiç çıkamayacaktı.

---
Bu sıralarda gelen mesajların birçoğu "alıp başını gitmek" ten sözediyor.

Bir başka diyara temelli göçmek isteyenlerin sayısı hiç de az değil.

Amerika'da oturma izni veren yeşil kart için milyonun üstünde başvuru yapılmış olduğunu öğreniyoruz.

Zaten dört beş milyon insanımız dışarıda.

Nedir bu insanları ülkelerinden böylesine soğutan şey?

Orhan Veli gibi şairlerin Rimbaud tarzı "Sarhoş Gemi" özlemlerini anlayabilmek mümkün.

Zaten sanatçılar hep bir iç sıkıntısı ile yaşar ve ömürleri boyunca bundan kurtulmak için kendilerini olmadık yaşam ve yazı badirelerinin içine atarlar.

Ama bu "varoluş" sıkıntısını duymayan ve huzurlu bir yaşamda çocuk büyütmek isteyen insanlara ne oluyor?

Onlar niye ülkelerinden kaçmak istiyorlar?

---
Galiba bu soruların cevabı, benim "ülkenin ruhu" diye tanımlamaya çalıştığım kırılgan yapıyla ilgili.

Bir ülkenin ruhu yüzyıllar içinde oluşuyor: Kuşakların birbirine aktardığı yaşam deneyimleri, masallar, atasözleri, yemekler, gündelik yaşam usulleri, ahlaki kurallar gibi binlerce unsur, bir halkın ruhunu yaratıyor.

Geleceğe umutla bakan, zor günlerde dayanışma gösteren ve ulusal bir amaca yönelmiş toplumsal ruh, kişileri bir arada tutuyor.

Yazılı olmayan kurallar, insanların özgürlük alanını ve ilişkilerini belirliyor.

---
İşte bugün yara alan kavram bu ülkenin ruhu!

İnsanlar umutlarını ve güven duygularını yitiriyorlar.

Daha önce de birkaç kez yazdığım gibi belki ekonomideki yaralan okyanus ötesinden gelecek milyar dolarlarla sarabilirsiniz.

Ama dünyanın hiçbir hazinesi, bir halkın kınlan gururunu ve yaralanan ruhunu tedavi etmeye yetmez.

Hergün televizyonlarda, onur kinci bir biçimde; "IMF'nin verdiği ev ödevini yaptık." sözlerini duyan bir halk, ülkesine güvenemez.

Kendi idarecilerinden ve geleceğinden kuşku duymaya başlar.

Doğrusu içinde bulunduğumuz durum, hepimizin ağrına gidiyor.

Sık sık, "alıp başını gitme" duygularına kapılmamız bundandır.


Zülfü Livaneli

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 823
favori
like
share
nalus Tarih: 03.02.2009 15:11
Emeğinize sağlık, bu günlerde herkes başını alıp gidebilecek bir yerler arıyor malesef...