Bütün ilimler İslâmî ilimlerdir. Tabiatı yaratan Allah, Peygamberlere kitaplar gönderen de Allah'tır.

müfessir, Allah'ın kelâmını tefsir ederken, fizik, kimya, biyoloji, astronomi, deniz bilimleri, madenler, ormanlar ve top yükün yaratılanlarla ilgilenen ve o tabiattaki kanunları keşfetmeye çalışanlar da Rabbimizin tabiata koyduğu kanunları keşfettiklerinden İslâmî ilimlerle meşgul oluyorlar demektir.

Onun içindir ki daha önce geçen ilim adamlarımız insanlık ailesinin ihtiyacı olan ilim dalları için "Farz-ı kifaye" dir, yani o toplumun ihtiyacını giderecek kadar ilim adamı yetiştirmek toplumun bütün bireylerine farzdır. Ancak bu ihtiyacı birkaç kişi karşılarsa diğerlerinin üzerinden farzı yerine getirme sorumluluğu düşer demişler.

Herhangi bir farzı yerine getirmek insana sevap kazandırdığı gibi insanların işlerini kolaylaştıran, sağlıklarını koruyan her türlü ilim dalında çalışma yapanlar da sevap kazanırlar.

Bir şartla ki o da, tabiatı yaratanın Allah olduğunu bilecek, tabiata kanunlar koyan o Allah'ın insanların işlerini düzene koymak için kitaplar gönderdiğini ve en son kitabın Kur'an olduğunu kabul edecek.

Tabiatta yüz küsur elementten, milyarlarca ayrı şeyler Yaratan Allahımız, 29 harften de altı bin küsur ayet indirmiştir.

Onun içindir ki Kur'an-ı Kerim'in 114 suresinden 29 surenin başında Elif-Lâm-Mîm gibi harfler vardır ve 29 harften 14'ü surelerin başında gelmiştir. Harfle başlayan her surenin ilk ayetleri Kur'an'ı tanıtarak başlar.

Harflerle başlamasının hikmetlerinden biri de "Buyurun bu Kur'an sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmektedir. Eğer bu Kur'an, Allah kelâmı değil de bir insan sözü ise buyurun bu bildiğiniz harflerle bir sürede siz getirin" anlamınadır.

Tabiattaki elementleri biliyoruz. Hangi maddenin içinde hangi elementler ne oranda onu da ilim adamları biliyor. Ama bu elementleri birleştirerek biz aynı şeyi elde edemiyoruz.

Kur'an ayetlerini meydana getiren harfleri biliyoruz ama bu harflerden Kur'an'ın bir benzerini bugüne kadar çalışma yapanlar aleme maskara olmaktan başka bir şey yapamamışlar.

Lokman hekim, Hipokrat ve İbn-i Sina hepsi kendi çağının hastalıklarına bu tabiatta var olan şeylerden ilaç üretmişler.

Çağdaş eczacılar da aynı tabiattan kendi çağının hastalıklarına ilaç bulduğu gibi, Kur'an ayetlerinden de her çağın alimleri kendi çağının ilacını bulması gerekir.

Hastaya günlerce hastalık üzerine laf etmek yerine doktorun tavsiye ettiği bir hapı vermek daha faydalı olduğu gibi, günümüz krizleri, bunalımları, yolsuzlukları, ahlaksızlıkları üzerine günlerce yazı yazıp, laf üretmek yerine neyi nasıl yapacağımızı Kur'an eczahanesinden alarak önce kendimizi, sonra çevremizi ve sonra bütün insanlığı kurtarmaya çalışmamız daha iyi olur.



mahmut toptaş

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 437
favori
like
share
Asiyan Tarih: 30.01.2009 09:29
teşekkürler paylaşım için
fetihnesli Tarih: 29.01.2009 12:47
düzeltilmiştir...
GÜLSiMA Tarih: 29.01.2009 12:28
reklam vermek yasak