Afyonkarahisarlı şair-mütefekkir Mehmet Semai (Sultan Divani) Hazretleri'nin muhteşem şiirinden alınan bu beyit, Rıza Çerçel'in her konuşmasına başlamadan önce okuduğu, bir şah beyit idi.Bu nedenle ben de O'nunla ilgili yazımı kaleme almaya, bu beyitle başlamak istedim.

Halk ağzında bir "adam gibi adam" deyimi vardır. Atatürk gibi, Ali Çetinkaya gibi insanlar için söylenen deyim.İşte, Rıza Çerçel de öyle bir insandı. Yani O, adam gibi adamdı. Çünkü O, Atatürk ve Çetinkaya ekolünden geliyordu; zira O, Ali Çetinkaya'nın rahle-i tedrisinden geçmiş; O'ndan aldığı feyizle, büyük bir devlet adamı olmuştu.

Anne tarafından, Mevlana'nın soyundan gelen Rıza Çerçel, Afyonkarahisarlı İbrahim Bey ile, Çelebiler'den Nazike Hanımın tek evladı olarak, 1916 yılında Afyonkarahisar'da dünyaya geldi.İlk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra girdiği Ankara Hukuk Fakültesi'nden 1936 yılında mezun oldu. Aynı yıl memur olarak çalışmaya başladığı Devlet Hava Yolları teşkilatında, 1950 yılında Genel Müdürlüğe yükseldi. O yıllarda Türkiye, bir yandan demir ağlarla örülüyor; öte yandan hava alanları inşaa ediliyordu. Örneğin, 1 Ağustos 1953 Tarihinde işletmeye açılan Yeşilköy Terminal Binası ile öteki tesisler, Çerçel döneminde kazandırılan milli servetlerdi.

THY Teşkilatındaki Hizmetleri
Türk Hava Yolları (THY) Teşkilatının temelindeki en büyük harç, Rıza Çerçel'indir.Bu teşkilat, kuruluşundan sonraki en büyük atılımı O'nun Genel Müdürlüğü döneminde yapmıştır. Rıza Bey, milletvekilliği ile THY Yönetim kurulu Başkanlığı'nın bir arada sürdürülmesinin yanlış olacağı düşüncesiyle, bir süre sonra bu görevinden istifa ederek ayrılmış ve milletvekilliği hizmetini tercih etmiştir.

1977 yılında kendi arzusu ile aktif siyasetten çekilmiş ve kendisini sosyal faaliyetlere vermiştir. Ne var ki, Ecevit Hükümeti'nin Ulaştırma Bakanı olan Afyonkarahisarlı Güneş Öngüt'ün ısrarlı talebi ve Bülent Ecevit'in, "Rıza Bey, onurlu ve seviyeli bir devlet adamıdır" diyerek onaylaması üzerine, Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı bir kez daha üstlenmiş ve bu görevi 1980 yılına kadar sürdürmüştür.

Siyasi Yaşamı
Rıza Çerçel, 1954 Genel Seçimlerinde Afyonkarahisar Milletvekili olarak TBMM'ne girdi. Bir yıl öne alınarak, 1957 yılında gerçekleştirilen seçimlerde tekrar seçilen Çerçel, 27 Mayıs 1960 Askeri İhtilalinden on gün önce, rahatsızlığı nedeniyle tedavi olmak amacıyla Almanya'ya gitti.

İhtilali müteakip, mensubu olduğu Demokrat Parti Milletvekillerinin Yassıada' da hapsedilmeleri, kalbinden rahatsız olan Rıza Bey'in Türkiye'ye dönmesini engelledi. O'nun 6 yıl süreyle kaldığı Almanya'daki yaşantısına aşağıda değineceğim.

Yurda döndükten sonra aktif politikaya yeniden başlayan Rıza Çerçel, 1969 yılında, ihtilal sonrası Demokrat Parti'nin yerini almış olan Adalet Partisi'nden Afyonkarahisar Milletvekili olarak yeniden TBMM'ne girdi.
1973 genel seçimlerinde bir kez daha seçilen Çerçel, 1977 yılında aday olmayıp, yerini genç hemşehrilerine bırakmayı tercih etti.

Dört dönemde, toplam 16 yıl Milletvekilliği yapan bu müstesna devlet adamı, TBMM'nin en önemli komisyonu olan KİT (Karma İktisadi Teşebbüsler) Komisyonu'nun başkanlığını yaptı. Ayrıca, bugüne kadar belki de hiçbir milletvekiline nasip olmayacak sayıda kanun teklifi verdi ve çoğunun yasalaşmasını sağladı.

Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı Başkanı
Yasalaşmasını sağladığı tekliflerden birisi de, Türk Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nın kuruluşudur. Hava Kuvvetlerimizin güçlenmesine önemli katkılarda bulunan bu Vakfın Başkanlığını da uzun süre üstlenen Rıza Bey'e, Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından verilen Altın Madalya da, öteki önemli ödüllerin yanında yer almaktadır.

O'nun yasalaşmasını sağladığı bir şey de, Sandıklı İlçesi'ndeki termal tesislerin, süresiz Sandıklı Belediyesi'ne devredilmesidir. Bugün Sandıklı Belediyesi'nin kullanımında ve yönetiminde bulunan Hüzai Kaplıcaları, böylelikle, ebediyen Sandıklı'lı hemşehrilerimizin malı olmuştur. (Bu yazının kaleme alındığı günlerde bu kaplıcaların özelleştirileceğine ilişkin gazete haberleri yayımlandı. Umarım böyle bir hata yapılmaz!...)

Alman Liyakat Madalyası
Mecliste iken, Türkiye-Almanya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanlığını yaptı ve 1971 yılında Milletvekili olarak ziyarette bulunduğu Almanya'da Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilerek, "Alman Liyakat Madalyası" ile taltif edildi. Rıza Bey, uzun yıllar, merkezi Ankara'da bulunan Türk-Alman Dostluk Derneği'nin Genel Başkanlığı görevini de başarıyla yürüttü.

Turizme Katkıları
Çok yönlü görevler ve hizmetlerin yanı sıra, Parlamentolararası Turizm Birliği TBMM Grubu Başkanı; Uluslar arası alanda turizmin geliştirilmesini sağlamak amacıyla faaliyette bulunan Skal Klübünün Şeref Üyesi olarak, Türk turizminin gelişmesine de gerçekten çok önemli katkılarda bulundu.

Kızılay Başkanlığı
Rıza Çerçel, 1955-1960 yılları arasında Kızılay Genel Başkanlığı görevini üstlendi ve bu önemli Derneğin güçlenmesinde önemli rol oynadı. Bu nedenle O'na Derneğin Altın Madalyası tevdi edildi. 1966 yılında Yurda dönünce bu büyük hayır kurumunun Genel Başkanlığı görevini yeniden üstlendi. Mecliste bulunuyor iken, röntgen filmlerinin Kızılay tarafından ithal edilmesini sağlayan yasayı çıkarttı ve bu kuruluşa en büyük ekonomik kaynağı temin etmiş oldu. Kızılay'ı dünya çapında bir kuruluş haline getiren Çerçel, 1969 yılında da Uluslar arası Kızılhaç Teşkilatının Altın Madalya ödülünü aldı.

Bundan başka Florance-Nigtingale Hemşire Okulları ve Hastaneleri Vakfı Başkanı ve Yüksek Öğrenim Öğrencileri Yardım Vakfı Başkanı olarak da hayırlı hizmetlerde bulundu.

Eşi-Çocukları-Torunları-Damatları
Niksarlı bir ailenin kızı olan Ayten Hanımla 31 Ekim 1955 Tarihinde evlendi. Bu evlilikten Çiğdem (13.08.1956) ve İpek (19.02.1960) adlı iki kızı dünyaya geldi. Çiğdem Hanım halen Merkez Bankası Başkanlığı'nı yapan Süreyya Serdengeçti (1952) ile evlendi ve bu evlilikten Deniz adlı bir oğul; Kimya Mühendisi olan Turgut Yalçın (1953) ile evlenen İpek hanımın da Özgün adlı oğlu, Rıza Çerçel'in torunları olarak dünyadaki yerlerini aldılar.

Vefatı
Rıza Bey, 28 Ocak 1988 Tarihinde Ankara'da vefat etti ve Karşıyaka Mezarlığı'na defnedildi. Oysa O'nun, hemşehrileri tarafından sahiplenilerek; Afyonkarahisar Asri Mezarlığı'na defnedilmesi; daha sonra da adına bir anıt mezar inşa edilmesi gerekirdi.

Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi Rektörlüğü bu utancı bir ölçüde gidermiş, bir dönem Halkevi binası olarak da kullanılmış olan eski Rektörlük binasını, Kültür Merkezi olarak yeniden düzenlemiş ve 06 Ocak 2003 Tarihinde almış olduğu 2002/3 Sayılı kararla binaya Rıza Çerçel Kültür Merkezi adını vermiştir.

VE HASRET YILLARI
İstanbul'da ikamet ederken, zaman zaman Ankara'ya gelir; her gelişinde beni arar; buluşur ve bir de yemek yerdik. Böyle gelişlerinden birisinde bana, "Mehmet Önder'i de getir, birlikte biröğle yemeği yiyelim" demişti. Mehmet Önder, Türk Kültür hayatının çok önemli bir şahsiyetiydi ve Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı, Bonn'da T.C.Büyükelçiliği nezdinde Kültür Müşavirliği gibi önemli görevlerde bulunmuş bir bürokrattı. Rıza Bey'in İstanbul'a gidişinden sonra, Türk-Alman Dostluk Derneği Başkanlığı'na O'nu getirmiştik. Belliydi ki; Rıza Bey o yemekte Mehmet Önder'in de duymasını istediği şeyler söyleyecekti.

Rıza Bey'le uzun uzun sohbetler etmek fırsatını bulduğum halde, 1960 ihtilalini takip eden günlerde, Almanya'daki yaşantısı ile ilgili sorular sormaya cesaret edemezdim. Zira O'na o acı günleri hatırlatmaktan korkardım. Ama işte o yemekte (ki o günden sonra telefonla görüşme yapmamıza rağmen, bir daha birlikte yemek fırsatı bulamamıştık.), Almanya'daki "Hasret yılları"nı kendisi açmış; kısa kısa anılar naklettikten sonra, bana bir video kaset uzatarak, "İrfan'cığım; bu kaset sende dursun, bir gün senin bu kaseti değerlendireceğine inanıyorum." demişti. Sonra cebinden bir zarf çıkarmış; "bu kasetteki görüntülerin hikayesini de bu zarfın içindeki mektupta okuyacaksın." diyerek, zarfı da bana uzatmıştı.

Ülkenin kaos ortamına sürüklendiği ve ardından da 27 Mayıs 1960 ihtilalinin meydana geldiği günden on gün önce, ağır bir kalp krizi geçiren Rıza Çerçel, doktorlarının da tavsiyeleriyle Almanya'ya gitmiş; Giessen Üniversitesi Kliniğine yatarak, tedavi olmaya başlamıştı. Aslında rahatsızlığı sadece kalp de değildi. Ciddi bir beyin kanaması geçirdiği gibi, müzmin şeker hastasıydı.

En çok birbuçuk ay kalacağı varsayılarak yola çıkan Rıza Bey'in, elinde, birkaç çamaşırın yer aldığı küçük bir valiz bulunuyordu. Klinikte yatırıldığı odada iki yatak vardı. Öteki yatakta, bir posta memuru olan Herr. Bausch tedavi görmekteydi. Çerçel-Bausch dostluğu böyle başladı.

Rıza Bey hastanede tedavi görmekte iken, ihtilal oldu. Demokrat Parti Milletvekilleri Yassıada'ya hapsedildiler. Yüksek Adalet Divanı kuruldu; başta Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile Başbakan Adnan Menderes olmak üzere, Bakanlar ve Milletvekilleri de mahkemeye çıkarıldılar. Rıza Bey, iyi ki Almanya'da idi ve iyi ki dönmemişti. Zira, kendisine de muhtemelen haksız suçlar isnat edilecek ve çok büyük üzüntü çekecek ve bu üzüntü belki de hayatına mal olacaktı!...

Hastaneden taburcu edildikten sonra, Yurda dönmedi. Dönseydi, hava alanında tutuklanıp, Yassıada'ya gönderilecekti.Bausch ailesi Rıza Bey'e sahip çıktı. O'nu çok küçük, ama sımsıcacık evlerinde misafir edebileceklerini, Türkiye'de durum normale dönene kadar, orada kalabileceğini söylediler. Ve Rıza Bey, o ailenin konuğu oldu. İki aile arasında kurulan bu dostluk, Rıza beyin ölümüne kadar devam etti. Rıza Bey, Bausch'ları, birkaç kez Türkiye'ye davet ederek, ağırladı, konuk etti.

Ayten Hanım, 3-4 yaşlarındaki kızlarıyla eşinin dönmesini bekliyor ve onlara babalarının yokluğunu belli etmemeye çalışıyordu. Rıza Beye gün aşırı mektup yazıyor, sık sık da kızlarının fotoğraflarını gönderiyordu. Böylece tam üç yıl geçmiş ve Rıza Bey, çocuklarını üç yıl görememişti. O üç yıldan sonra Ayten Hanım kızlarıyla birlikte Almanya'ya giderek, eşiyle buluşmuştu.

Rıza Bey, altı yıl Yurttan ayrı kaldığı dönemde, Türkiye aleyhinde tek söz sarfetmemişti. Türkiye düşmanlarının, O'nun ağzından bir cümle alabilmek için sarfettikleri çabalar hep boşuna çıkmıştı. Zira O, Memleketini de, Milletini de canından çok seviyordu; zira O, mütevekkildi.

Bir gün Bayan Bausch, Almanya'nın ünlü ZDF Televizyonuna şu mektubu gönderdi:

Aşağıdaki hikaye 1960 yılında başladı.Türkiye'de Başbakan Menderes düşürülerek, yapılan hükümet değişikliği, kocamın Giessen Üniversitesi Kliniğinde bulunduğu zamana rastlamaktadır. O bu klinikte Türkiye'deki hükümet krizinin ruhi sıkıntısı altına giren bir beyle karşılaşır. Bu bey bildiği az almanca ile bizi "nasılsınız" diye karşıladığı zaman , kendisinin bir Türk vatandaşı olduğunu öğrendik. Fakat kendisinin gerçek hüviyeti hakkında bir şey bilmiyorduk. Ancak, içimizde bir his, onun tekrardan iç huzura kavuşması, ruhsal problemlerinin üstesinden gelebilmesi için yardım ve desteğe ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Menderes'in Başbakanlığı döneminde onun Türk Parlamentosunun bir üyesi olduğunu, bütün parlamenterlerin Yassıada'da hapsedildiklerini öğrenmiştik. Sağlık durumu Türkiye'ye dönerek, böyle bir hapisliği göze almasına elverişli değildi. İki çocuğu ile karısı Türkiye'de onu bekliyorlardı.

Bay Çerçel'in ülkesine dönemediği için ailevi bir desteğe ihtiyacı olduğunu hissediyorduk. Klinikten çıkınca, onu evimizde misafir ettik ve bu arada içten bir dostlukla birbirimize bağlandık.

Türkiye'deki hükümet krizinden üç sene sonra karısı ve çocukları da Almanya'ya geldiler. 1966'da af çıkarıldığı zaman Çerçel Ailesi bizim misafirimizdi. Artık Türkiye'ye dönebilirlerdi. Bay Çerçel uzun süre Türk Devleti'nin bir Mebusu ve Türk Kızılay Cemiyeti'nin Başkanı olarak, Almanya'da küçük, sade bir postacı aile olarak bizimle kendileri arasında kurulan bu dostluğu hiçbir zaman unutmadı.

Almanya'dan ülkesine dönüşünde, hava limanında dostça karşılanan Çerçel, yeniden kurulan parlamentoya girdi. Aradan 8 yıl geçtikten sonra 1968'de tekrar karşılaşmamız benim ve o zaman 16 yaşında olan kızım Sibylle için hayatımızın en güzel günü oldu. Bay Çerçel ve ailesi bizi, 4 hafta Marmara kıyısında, İstanbul'un Asya tarafındaki evlerinde misafir etmek üzere davet etmişler; yol biletini de göndermişlerdi. Bu misafirlik bizim için fevkalade bir yaşantı olacaktı. Çünkü o dönemde Haliç'in kıyısındaki kenti tanıma pek az Alman'a nasip olmuştu. 6 Ağustos 1968 sabah saat 8'de Münich'ten bir turist otobüsü ile Yakın Doğu'ya doğru yola çıktık. Bu bizim hayatımızın ilk tatil seyahati olacaktı. Üç gün sonra saat 19'da İstanbul'a vardık. Bay Çerçel bizi otobüs terminalinde bekliyordu. Göz yaşları içinde geçen karşılamada, "bu benim hayatımda en güzel gündür!" türküsünü hatırladım. Türkiye'de tatilimizi tarifi imkansız bir dostluk içinde geçirdik ve haliç kıyısındaki bu kentte tamamen farklı mentalitede, anlayışlı insanlarla beraber dostluğu yaşadık. Türkçe ya da İngilizce tek kelima bilmediğimiz halde birbirimizle iyi anlaştık. Bu, ayrı ülke insanlarının kulakları ile değil, gönülleri ile anlaşmalarından ileri geliyordu. Ayrıca Çerçel 18 sene Türk Parlamentosunda mebusluk eden ve Federal Almanya Cumhuriyeti'nin hizmet madalyası ile ödüllendirilmiş birisi idi.

Kendisi ile içten dostluk bağlarımız devam etmekte; Almanya'ya geldikçe ailemizin misafiri olmaktadır. Bu dostluğun 25 nci yılında Çerçel ailesinden Ege Denizi kıyısında beraber tatil yapmak üzere davet aldık. Ancak, kişisel nedenlerle bu davete icabet edemedik.

Bizim için binbir gece masalını andıran bu hikayenin farklı ülkelerde yaşayan insanların biribirlerini anlamalarına katkısı olamaz mı?... Size sunduğum belgelerin sureti ve aftan sonra Çerçel'in, ülkesinin hava alanında karşılanışı bu hikayenin gerçek olduğunun kanıtıdır.

Burada bir şeye daha değinmek istiyorum: Bay Çerçel, Federal Hükümet üyelerinden bir çoğunu tanımasına rağmen, kendisini yanımızda doğmuş gibi hissetmekte ve bundan dolayı bize müteşekkir bulunmaktadır.

Bu hikaye kabul görürse çok sevinirim. Çünkü bu hikayenin başka ülkelerde yaşayan insanların anlaşmalarına katkı sağlayacağına; Almanya'da pek çok insan için konu üzerinde düşünmeye değer olduğuna inanıyorum.


ZDF Televizyonunu yönetenler, Bayan Bausch'un bu mektubunu alınca ilgileniyorlar ve Rıza Beyle eşi Ayten Hanımı, çok izlenen müzikli bir programa davet ediyorlar.26 Kasım 1989 tarihinde yayımlanan bu programda, Çerçel ailesiyle birlikte Bay ve bayan Bausch da yer alıp, program sunucusunun sorularını yanıtlıyorlar.

SONUÇ
Sonuç olarak söylemek istediğim şudur: Rıza Çerçel, sadece Afyonkarahisar için değil, Türkiye için son derece önemli bir şahsiyet; son derece değerli bir devlet adamıdır. Bugün THY, dünya çapında bir kuruluş haline gelmiş ise bunda, Rıza Beyin büyük payı bulunmaktadır.Türk turizminin, bugünkü başarılı düzeye gelmesindeki katkılarına yukarıda değindim.Kızılay, dünya çapındaki Kızılhaç teşkilatlarından da öteye hizmet verebilme bilincine ulaşmışsa bu, Rıza Çerçel'in attığı temeller üzerinde oturmakta oluşundandır. O halde,Rıza Beyin THY terminallerinden birisinde ve özellikle Kızılay Genel Merkezi önünde heykellerinin dikilmesi, Milletimizin, O'na bir vefa borcudur.

Türkiye'mizin, Büyük Milletimizin, Rıza Çerçel gibi devlet adamlarına büyük ihtiyacı bulunmaktadır. O elindeki imkanları, kendi çıkarları için kullanmış olsaydı, çok büyük servete sahip olabilir; eşine ve çocuklarına çok büyük miras bırakabilirdi. Ama O'nun 16 yıllık Milletvekilliği, Genel Müdürlükler, Yönetim Kurulu Başkanlıkları gibi çok önemli hizmetlerden sonra eşine ve çocuklarına bıraktığı miras, Ankara Bahçelievler'de zemin katta bulunan bir mütevazi daire ile, Datça'daki yazlık'tır. Hepsi o kadar. Ama eşine ve çocuklarına bıraktığı çok önemli bir miras vardır.Şeref, haysiyet, gurur, vatan ve millet sevgisi. Bilene ve anlayana öylesine büyük bir servettir ki, bunlar.

O'na buradan seslenmek istiyorum: Nur içinde yat, Rıza Ağabey. Tanrı sizden razı olsun!...



İRFAN ÜNVER NASRATTINOĞLU'NUN KİTAPLARI

1. Afyonkarahisarlı Şairler-Yazarlar-Hattatlar (1971)
2. Afyonkarahisar-Dumlupınar-Kocatepe Şiirleri Antolojisi (1972)
3. Afyonkarahisar Efsaneleri (1973)
4. Anamın -Afyonkarahisar Yemekleri (1974)
5. Afyonkarahisar'da Evlenme Töreleri (1974)
6. Bütün Yönleriyle Afyonkarahisar (1975)
7. Afyonkarahisar Folklorundan Damlalar-I (1976)
8. Gürünlü Aşık Gülhani (1976)
9. Samsunlu Aşık Kemali Bülbül (1976)
10. Aşıkların Diliyle Atatürk (1976)
11. Afyonkarahisar Folklorundan Damlalar-II (1977)
12. Ali Çetinkaya, (I.Baskı 1977, II.Baskı 1985)
13. Fahriye-Tufan Hikayesi (Güngör Özmen'le,1977)
14. H.Cahit Öztelli Kaynakçası (Nail Tan'la, 1979)
15. Kardeş Libya - Gezi Notları (1980)
16. Aşık Veysel (1981)
17. Destan Atatürk (Ayhan İnal'la,1981)
18. Afyonkarahisarlı Şair Çizmecioğlu Vehbi (1981)
19. Makedonya Ve Struga'81 (1981)
20. Kooperatifçi Atatürk (1981)
21. Yunus Emre Şiirleri Antolojisi (1981)
22. Macar Müzikolog Bela Bartok (1981)
23. Azerbaycan Cumhuriyeti - Gezi Notları (1982)
24. Volgograd Dün Bugün - Gezi Notları (1983)
25. Urumçi'den Pekin'e Çin - Gezi Notları (1983)
26. Kapı Komşumuz Bulgaristan - Gezi Notları (1983)
27. Aşık Veysel'e Deyişler (1983)
28. Çağdaş Kuzey Azerbaycan Şiiri Antolojisi (1984)
29. Karınca Dergisi Bibliyografyası (Nail Tan ve H.İvgin'le,1984)
30. Çağdaş Uygur Şiiri Antolojisi (1985)
31. Dost Romanya - Gezi Notları (1985)
32. Afyonkarahisar Ağzı (1986)
33. Posoflu Aşık Zülali (1987)
34. Dünkü Bugünkü Polonya - Gezi Notları (1987)
35. Azerbaycanlı Şair Refik Zeka Handan (1987)
36. Azerbaycanlı Şair Nebi Hazri (1988)
37. Barışçı Başkan Ceauşescu (1988)
38. Çağdaş Özbekistan Şiiri Antolojisi (1988)
39. Kazakistan Çağdaş Uygur Şiiri Antolojisi (1989)
40. Ölümünün 100.Yıldönümü Nedeniyle Şair Eminescu (1989)
41. (Makedonyalı Şair) Trajan Petrovski-Şiirler (1990)
42. Mevlana'nın Torunu Sultan Divani ve Afyonkarahisar Mevlevi Dergahı(1990)
43. Görkemli Türkmen Ozanı Mahdumkulu (1990)
44. Yunus Emre Şiirleri-Güldeste (Tahir Kutsi Makal'la,1991)
45. Sevelim Sevilelim-Yunus Emre Şiirleri Güldestesi (1991)
46. Çağdaş Moldavya Şiiri Antolojisi (1992)
47. Çağdaş Gagauz Şiiri Antolojisi (1992)
48. Doğumunun 110.Yıldönümü Dolayısiyle Aşıklardan Atatürk'e Deyişler (1992)
49. Görkemli Türkmen Ozanı Kemine (1993)
50. Atatürk İçin Türkiye Dışında Yazılar Şiirler (1994)
51. Görkemli Türkmen Ozanı Zelili (1995)
52. Nasreddin Hoca'nın Dünyası (1996)
53. Karakalpak Halk Ozanı Berdak (1995)
54. Cumhuriyetimizin 75.KuruluşYıldönümünde Cumhuriyet Dönemi Afyonkarahisar Milletvekilleri, Senatörler, Temsilciler Meclisi-Kurucu Meclis Üyeleri, Belediye Başkanları ve Valiler (Mehmet Sarlık'la, 1998)
55. Türkiye Cumhuriyeti'nin 75.Yıldönümünde Türk Kooperatifçilik kurumu (Nail Tan ve İsa Kayacan'la, 1998)
56. Polonya Tatarları ve Müslümanları Tarihi, Kültürü ve Gelenekleri

(Dr.Marzena Godzinska ve Dr.Osman Fırat Baş ile birlikte 1999)

57. Görkemli Türkmen Ozanı Seyitnazar Seydi (2000)
58. Polonya Tatarları (Kolektif, 2000)
59. Doğumunun 150.Yıldönümünde Mihai Eminescu (2000)
60. Bulgaristan Türk Folkloru (Metin Turan'la, 2001)
61. Lehistan'dan Bugünkü Polonya'ya (Kollektif Çalışma,2001)
62. Afyonkarahisar Folklor-Edebiyat-Tarih Araştırmaları (2003)
63. Romanya Yazıları (2006)
64. Afyonkarahisarlı Çağdaş Halk Ozanları (Baskıda)
65. Adım Adım Balkanlar (Baskıda)
66. Afyonkarahisar Fıkraları (Baskıda) Bulgaristan Yazıları (Baskıya hazırlanıyor)




Afyonkarahisar ve İlçeleri Dayanışma Derneği 2006

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1087
favori
like
share