Son demlerini yaşayan bir kimsenin yapması gerekenler; huzur ve sükûn içinde olması; çırpınma, yırtılma, debelenme gibi davranışlarda bulunmaması, kelime-i şehâdet getirmesi ve Allah’a hüsn-i zan içinde bulunmasıdır (O’na kavuşacağına sevinmesidir).

Ölüm Ânında Azâlarda Görülen Güzel Hâller

Bu hususta Hz. Peygamber (s.a.v) buyurmuşlardır ki:

“Ölen bir kişinin durumunu şu üç hususta inceleyin; alnından terler sızdığı, gözlerinden yaşlar aktığı ve dudakları kuruduğu zaman. İşte bu hâl Allah’ın kendisine inen bir rahmetidir. Boğazı sıkılmış birisi gibi hırlar, rengi kıpkırmızı olur ve dudakları da morarmış olursa, bu da Allah’ın kendisine inen bir azabıdır.”[1]

Ölüm Ânında Dilde Görülen Güzel Hâller: Kelime-i Şehâdet

Ölmek üzere olan birinin kelime-i şehâdet getirmesi hayra alâmettir. Ebû Saîd Hudrî’den (r.a) rivayet edilen bir hadiste Resûlullah (s.a.v):

“Ölülerinize (ölmek üzere olanlara) Lâ ilâhe illâllah zikrini telkin edin”[2] buyurmuştur.

Huzeyfe’nin (r.a) rivayetinde, “...Çünkü kelime-i tevhid, geçmiş günahları silip yok eder” kısmı da vardır.

Hz. Osman’ın (r.a) rivayetinde ise Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Allah’tan (c.c) başka ilâh olmadığını bilerek ölen kimse cennete girer.”[3]

Übeydullah (r.a) bu rivayete, “Ölmek üzere olan kişi şehâdet getirirken...” [4] ilâvesini de eklemiştir.

Hz. Osman (r.a) der ki: “Son anlarını geçiren birine, lâ ilâhe illâllah zikrini telkin edin. Çünkü dünyadaki son anlarını bu kelimelerle bitiren kişinin âhiretteki azığı (mükâfatı) muhakkak cennet olur.”

Hz. Ömer (r.a) demiştir ki: “Ölmek üzere olan hastalarınızın yanlarında bulunun, onlara Allah’ı (c.c) hatırlatın. Çünkü onlar sizin göremediklerinizi görürler. Onlara, lâ ilâhe illâllah zikrini telkin edin.”

Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: Resûlullah’ın (s.a.v) şöyle dediğini işittim: “Bir gün Azrâil ölmek üzere olan birisinin yanında hazır bulunduğu bir sırada kalbini yokladı, orada bir şey bulamayısınca çenesini ayırarak diline baktı; onu, ucu bir tarafa yapışmış, Kelime-i Tevhid’i söylerken bulur. İşte o adam ihlâs kelimesini (lâ ilâhe illâllah zikrini) söylemesi sebebiyle affedildi.”[5]

Ölmek üzere bulunan kişiye telkin veren bunda fazla ısrarcı olmamalı, son derece nazik davranmalıdır. Çünkü çoğu zaman bu durumdaki kişilerin dilleri dönmeyebilir ve ona zorla şehâdet veya lâ ilâhe illâllah kelimesini söyletmeye çalışmak ona ağır gelebilir ve o anda bir şey söylemekten hoşlanmayısabilir. Böyle bir zorlama onun için kötü bir ölüme sebep olabilir, bundan kaçınılmalıdır.

ْÖlmek üzere olan birine, lâ ilâhe illallah zikrini telkin etmekten maksat, onun Allah’ı düşünmesini sağlayarak ruhunu teslim etmesini temin etmektir. Kalbinde bir olan Hakk’ı istemekten başka bir şey kalmayısınca, ölüm ile beraber dostuna kavuşması kendisi için nimetlerin en büyüğü olur.

Ama o anda kalbi hâlâ dünya muhabbetine bağlı kalmış ve onun lezzetlerini yitirme endişesi taşıyorsa bununla beraber tevhid kelimesi sadece dilinin ucunda dolaşıp kalbine nüfuz etmemişse, işte o zaman kişi ilâhî takdirin tehlikesi altına girer. Çünkü sadece dilin hareket etmesi pek de makbul değildir, fakat Allah (c.c) bir ihsanda bulunup kabul ederse bu müstesnadır.


Ölüm Ânında Allah’a Hüsn-i Zanda Bulunmak

Son nefesleri verirken Allah’a karşı hüsnü zanda bulunmak (O’na kavuşacağı için sevinmek ve Allah’ın rahmet ve ihsanının bol olduğuna inanmak) güzel bir şeydir. Biz bu konuyu Recâ kitabında teferruatıyla anlatmıştık. Ölüm ânında Allah’a hüsnü zanda bulunmanın fazileti hakkında rivayet edilen pek çok hadis ve haber vardır.

Sahabeden Vâsile b. Eska’ (r.a) bir hastanın ziyaretine gitmişti. Ona:

—Allah’a olan zannını bana anlatır mısın? O’nun sana ne şekilde muamelede bulunacağını düşünüyorsun? diye sordu. Hasta:

—Günahlarım gırtlağıma kadar dayanmış helâk olmak üzereyim, ama hâlâ rabbimin rahmetinden ümidimi kesmiş değilim, diye cevap verince Vâsile (r.a) tekbir getirdi, onunla beraber ev halkı da tekbir getirdi. Vâsile (r.a) tekrar Allahuekber dedikten sonra:

—Ben Resûlullah’ın (s.a.v) şöyle dediği işittim, diyerek şu hadis-i şerifi nakletti:

“Allah Teâlâ buyurur ki, Ben kulumun zannı üzereyim; o hâlde beni dilediği gibi düşünsün”[6]

Hz. Peygamber (s.a.v) son anlarını yaşamakta olan bir gencin yanına girdi, ona:

—Kendini nasıl hissediyorsun? diye sorar. Genç:

—Allah Teâlâ’dan ümidimi kesmedim, lâkin günahlarımdan ötürü korkuyorum, dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Bu korku ile ümit hali, şu ölüm ânında hangi kulun kalbinde bir arada bulunursa, Allah Teâlâ ona umduğunu verir, korktuğundan emin kılar.”[7]

Sâbit b. Eslem Benânî (rah) şöyle anlatmıştır:

“Aklı hep oyun ve eğlencede olan bir genç vardı. Annesi her zaman kendisine öğütlerde bulunur ve:

—Oğlum, senin bir günün vardır, o günü aklından çıkarma! derdi. Bir gün kendisine Allah’ın emri gelip çatarak ölüm döşeğine düştüğünde annesi onun üzerine kapandı ve:

—Yavrucuğum, işte ben seni her dâim oyun ve eğlenceden sakındırarak, “senin bir günün var” dediğim gün bugündür, dedi. Oğlu:

—Ey anneciğim! Benim ihsanı ve keremi bol bir Rabbim var. Ben öyle ümit ediyorum ki, Rabbim beni bugün o ihsanlarının bir kısmından mahrum etmeyecek, dedi.

Sâbit el-Benânî (rah) demiştir ki: “Allah Teâlâ o gence kendisine duyduğu hüsnü zannından dolayı mağfiret etti.”

Câbir b. Vedaâ anlatıyor: “Devamlı hareketli ve neşeli, şen şakrak bir genç vardı. Bir gün geldi ölüm döşeğine düştü. Annesi başucuna gelerek:

—Oğlum, bana vasiyet edeceğin bir şey var mı? diye sordu. Oğlu:

—Yüzüğüm anne…Ben öldüğüm zaman sakın onu parmağımdan çıkarmayısın. Çünkü onda Allah’ın adı yazılı. Belki onun hürmetine Allah Teâlâ beni bağışlar, dedi.

Delikanlı defnedildikten sonra kendisini rüyasında gören bir kişiye:

—Anneme söyleyin ki, yüzüğümün üzerinde yazılı olan kelimenin faydasını gördüm; Allah Teâlâ beni bağışladı, dedi.

Hastalanarak yataklara düşen bir göçebeye:

—Sen yakında öleceksin, diye haber verildi. Göçebe:

—Peki, beni nereye götürecekler? diye sordu. Etrafındakiler:

—Allah’a (c.c), dediler. Göçebe:

-O hâlde kendisinden hayırdan başka bir şey beklenmeyen birisine gitmekten niye hoşlanmayısayım ki?!

Mu’temir b. Süleyman şöyle anlatmıştır: “Babam son anlarını yaşarken bana:

—Ey Mu’temir! Bana Allah’ın kullarına tanıdığı kolaylıklardan bahset. İçimde olan güzel niyetlerimle Allah Teâlâ’ya kavuşmayısı arzuluyorum, dedi.

Sâlih insanlar, ölüm döşeğinde olan kişinin rabbinden güzel beklentiler içinde olmasını sağlamak amacıyla yapmış olduğu iyi amellerinden söz edilmesini güzel bulmuşlardır.

__________________

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 484
favori
like
share