Pazar Vatan'da Okay Gönensin'in gazetecilik anılarını okuyoruz merakla. Geçtiğimiz pazar, 1982 yılında Askeri yönetim sürecinde Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin Trakya'da yaptıkları bir gezi ile ilgili anılarını anlatıyordu. Tekel fabrikasını ziyaret eden komutanların gezi sonunda "Tekel’in hediye paketleri komutanların arabalarının bagajlarına kondu" ifadesini gazetede okumalarıyla Cengiz Çandar ile Okay Gönensin’in Selimiye’ye "davet edilişleri"yle başlayan hikâye bu yazının da yazılmasına sebep bir davranış biçimini anlatıyordu. (Ben o güzelim anlatımı tekrar edemem elbette. İnternet üzerinde okumak mümkün.)

Gönensin'in anlatımına göre Birinci Ordu Komutanı Orgenaral Haydar Saltık gazetedeki bu cümlenin kendisini ve kuvvet komutanlarını rüşvet almış gibi gösterdiğini düşünmüş ve bu yüzden hayli öfkelenmişti. Söz konusu paketler hiç açılmamış bir şekilde masanın üzerinde duruyordu ve paketleri Paşa iki gazeteciye kinayeli sözlerle teslim etmişti. Paketler hayli uzun zaman açılmadan bekletilmişti. Askeri yönetim sona erip de emekli olan Orgeneral Haydar Saltık İsviçre'ye Büyükelçi atandığında kendisine gönderilmiş ama kabul edilmeyerek iade edilmişti.

Saltık Paşa'nın iade ettiği Tekel paketlerinin akıbetini merak ediyorsanız dediğim gibi, Pazar Vatan'ı bulup okuyacaksınız...



Rüşvet almaktan, almış gibi görünmekten kaçınan onurlu adamların akıbeti ne oldu peki?

Ya da "devletin bir kurşun kalemini bile kullanmaz o" denilerek alkışlanan erdemli Ali Rıza Bey’lerin akıbeti?

Haram paranın günahından, insan olmanın ilahi anlamından çalma, yağmalama, üzerine geçirme, hile gibi günahların dünya üzerindeki bedelinden bahsedenlerin akıbeti?

Üniformasının güzelliğine vurulmuş, mesleğinin kutsallığına inanmış ve aslında bir "hiç"e kurban olan polis ve asker ailelerinin akıbeti peki?

Onurlu olmanın, devlet malına sahip çıkmanın, rüşvet almamanın, yalan beyanda bulunmamanın, devleti dolandırmamanın akıbeti?


Ben bir memur çocuğuyum. Yatılı devlet okullarında okumuş, ardından Anadolu’nun çeşitli illerinde, köylerinde görevler alıp, devlet dairelerinde hakiki bir dürüstlükle yöneticilik yapmış bir anne babanın çocuğuyum. Çocukken "daireye" gider, masalarına oturur, oyalanmam için elime verilen kurşun kalemi eve götürmek istediğimde engellenirdim. Kıymet verirlerdi onlara öğretilen değerlere. Korkarlardı adlarının lekelenmesinden...

Türkiye'ye ama en çok Ankara'ya hâkim yaşam biçim buydu o yıllarda. Biraz da bu yüzden çekinik, biraz da bu yüzden gergin yaşarız biz hep. İnsanların ne düşündüğünü, başkaları üzerindeki intibamızın ne olduğunu, saygın olabilmeyi, saygın kalabilmeyi önemseriz.

Sanırım bu yüzden kimilerimiz artık tüm topluma hâkim olan yeni davranış biçimlerini algılayamıyor. Hakikaten devletin malı deniz, yemeyen domuz çünkü. Hakikaten herkes götürürken eli armut toplayan enayi çünkü. Hakikaten Ali Rıza Bey artık Yaprak Dökümü'ndeki bir dizi karakteri çünkü. Hakikaten ateş düştüğü yeri yaktığından kimsenin umurunda değil polis ve asker ailelerinin yoksulluğu. Hakikaten saygınlık, onur karın doyurmuyor artık...

Bu yüzden hiçbir soruya cevap vermiyor yukarıdakiler...

Acı olan şu ki değişim ve adalet vaat ederek geldiler evet. Ama herkesten, hepsinden çok "onlar" değişti!


İclal Aydın

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 339
favori
like
share