Muhakkak bu kişi delidir. Yada çok büyük bir musibeti vardır.. Gece vakti kabristanın duvarına tırmandığımı gören kimse mutlaka bu sözleri söyleyecektir.

Daha önce okumuştum.. Sufyan Es-Servi hazretleri -Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun- evinde kendisine bir kabir hazırlamıştı da arada sırada onun içine girer, yatar, öldüğünü düşünür ve sonra da heyecanlanarak,

- (Rabbirciuuuun Rabbirciuuun ) (Rabbim beni tekrar döndür ) diye seslenerek kalkardı üzerindeki tozları çırparak:

“– Haydi dünyaya tekrar döndün bakalım, hangi sevapları kazanmaya çalışacaksın” dermiş..

Bana da bu günlerde ne oldu bilmiyorum. Hiç başıma gelmeyen bir duruma düştüm. Sabah namazım geçti. Gün boyu sıkıntıya maruz kaldım, çok üzüldüm.. Bilmeyerek günah mı işledim acaba? diye düşünceye daldım. Derken bir kaç gün sonra yine sabah namazımı geçirdim, üçüncü defa yine geçti sabah namazım. Artık bu nefsimi terbiye etmem gerektiğini anladım.

– Süfyan Es-Sevri hazretlerinin nefsine verdiği cezayı ben de vermeliyim yoksa cehennem ateşini boylayacak bu nefsim, dedim.

Kararı vermiştim artık. Bir boş kabre yatmalıyım, cehennem ateşinden daha kolaydır.. Aslında er geç varacağım yer kabirdir. Orası uzun zaman meskenim olacaktır. Bunu iyice düşünüp dünya gafletinden uyanmam gerekir, diyerek bu kararı verdim.

Nefsime zor geliyor tabii, bugün kalsın, yarın gideyim, derken günler geçiyordu. Bu arada bir daha geçmez mi sabah namazım, artık kesin kararlı idim ve hatta yemin bile ettim.

Bu gece boş kabre yatmalıyım dedim..

Tam gece yarısı olmuştu, kimse beni görmesin diye geceyi tercih etmiştim. Giderken düşündüm:

– Kabristanın kapısından mı girsem, duvara mı tırmansam? Eğer kapıdan geçersem bekçiye anlatmam gerekir, o da müsaade etmez her halde..

En iyisi duvardan atlamamdır, dedim. Allah’tan yardım isteyerek, bu yeminimi tahakkuk ettirmesi için yalvardım. Bismillahirrahmanirrahim, dedim. Duvarın üzerine çıktım, oradan kabristana bir baktım. Tüyler ürpertici bir manzara, sessizlik ve zifiri karanlık, tam kabristan sessizliği bu..

Bu gece dolunay aydınlığı olduğu halde burası neden bu kadar karanlık acaba? Hayret ettim doğrusu.

Her zaman cenaze defnetmeye girdiğim bu kabristan sanki hiç görmemişim gibi içimi korku kapladı. Ve kabristan kokusu değişik bir koku idi.. Ben böyle düşünürken sanki çok zaman geçti gibi uzadı vakit. Ben duvarın üzerindeyim, inemedim, hala düşünüyorum: Bu kabirlerin bazısında sevinç vardır, bazısında azap ve ağıt vardır, eğer benimle konuşmuş olsalar mutlaka Rasûlüllah sallAllahu aleyhi ve sellem efendimizin buyurduğu gibi:

– Namaza dikkat edin!

Diyerek haykıracaklardır.

Buradan hemen inmeliyim, şimdi beni kabristan duvarının üzerinde bir kimse görürse “Muhakkak bu kişi delidir. Ya da çok büyük bir musibeti vardır” diyecektir.

Tabii sabah namazını geçirmekten daha büyük musibet olur mu? dedim, kabristanın içerisine atladım. O anda kalbimin titrediğini hissettim. Hemen duvara sırtımı sıkıca yaslayarak adeta yapıştım. Kendime sordum:

Kimden korunmak için sırtımı duvara dayadım acaba korkudan mı? dedim

- Hayır! Hayır! Ben korkmuyorum ki diyerek korkuyu kendime mal etmedim. Ben korkak değilim, belki de kabirlerin üzerine basmamak için böyle davrandım yoksa! Yoksa! korktuğum için mi acaba?

- Tabiî ki.

- Doğrusu çok korkmuştum.

Yavaşça başımı doğu tarafına çevirdim, çünkü o tarafta açılmış hazır kabirler vardı, daha önceden biliyordum. Oraya baktım, daha karanlık gibi geldi bana ve beni çağırıyor gibi oldu. Yavaş yavaş o tarafa doğru ilerlemeye başladım. Kabirlerin yanından geçerken soruyordum:

– Saidlerden misin? (mutlulardan mısın) şakilerden misin? (bedbahtlardanmısın)? neden şaki oldun acaba?

- Sen de namazını mı geçirdin?

- Yoksa şarkı, türkü, eğlence gaflet ile ömrünü boşa geçirenlerden misin?

- Yoksa zina edenlerden misin?

Belki Bu yanından geçtiğim kabirdeki yatan da “Yer yüzünde en güçlü benim” diyerek böbürlenmişti. Gençliğinin bir rüya gibi gelip geçeceğini, toprak yığınının altına yatacağını düşünememişti.. Daha ömrünün uzun olduğunu zanneden, birden bire kendisini burada bulan çok kimse yatıyor bu toprakların altında.

Derken kendime geldim. Ayaklarımı ağırlaşmış gibi hissettim. O koşan ayaklar çok ağır gidiyordu çünkü. Kendisini boş kabrin beklediğini biliyordu, oraya daha önce de gitmiştim lakin bu defa çok farklı idi..

Allah’ım! Bana ne oluyor? Acayip hımırtılar duyar gibiyim. Kulağımın arkasında nefes sesimi ne? Evet evet yakından gelen sesler duydum gibi. Nedir bu acaba?

Arkama dönüp baksam mı? Hayır hayır bakamam, çünkü her yandan bana doğru bakan siyah siyah hayaletler:

– Kimdir bu gece saatinde burada ne işi var diyecekler gibi oldu, dönemedim..

Hayır! Bunlar muhakkak şeytan vesvesesidir, öyle bir şey yok dedim.. Hemen düşündüm yatsı namazını cemaatle kıldım ya.. Allahımın koruması altındayım, başka şeyler aldırmam dedim.

Artık boş kabirlerin yakınına ulaşmıştım.. İnanın ki hayatımda oradan daha karanlık hiç bir şey görmemiştim..

“Hangi cesaret beni buraya kadar getirdi? Şimdi ben nasıl bu kabre inip yatacağım? İçerisinde beni nelerin beklediğini biliyor muyum?” diye kendime sorular yöneltiyorum.

Sanki kalbim ağzıma gelecek gibi oldu, çok çarpıyordu.

Buraya kadar geldim, bu yetişir, döneyim artık, yeminim için üç gün oruç tutayım dedim.. Sonra da;

Buraya kadar gelmişken yeminimi yerine getireyim.. Biraz kenarında oturur, kendimi alıştırır, sonra inerim, dedim.

Bu daracık ve çok karanlık kabir nasıl olur da ya cennet bahçesi ve ya cehennem çukuru oluyor diye düşünüyordum.

- Allahım nedir bu soğuk hava, dünya çok mu soğudu yoksa vücudumda bir ürperme mi oluyor?

Ya bu ses nedir? Şiddetli fırtına sesi gibi?

Hayır! Hayır! Rüzgar değil.. Çünkü etrafta uçuşan bir şey görmüyorum Zerrecik toz bile uçuşmuyor anladım rüzgar değil yine bir şeytan vesvesesidir bu.

Eûzü billahi mineşşeytanirracim, dedim, boyun atkımı serip üzerine oturdum. Dizlerim titriyordu, göğsüme doğru dizlerimi dayayarak güç almaya çalıştım, düşünceye daldım.

Burası bir kabir çukuru, mutlaka her insan buna girecek, bundan kaçış yoktur.. Böyle olduğu halde neden bu kadar servet edinmeye mal toplamaya koşarız?

Allah’ım! İnsan olarak nice birbirimizle bozuştuk… nice gıybetler ettik… namazı terk edenler... şarkıyı türküyü Kur'ân-ı Kerime tercih edenler... Bilmezler mi ki her canlı ölümü tadacak ve bu kabire girecek, neden gaflete dalıyoruz? Halbuki Allah Teala bizleri ne kadar da uyarıyor... Yine de duymazdan gelip her çeşit yasağı yapıyoruz diye düşünceye daldım...

Sonra da yüzümü kabristana doğru çevirdim, hafif bir sesle seslendim, yüksek sesle sormaya cesaretim yoktu, korktum, haydi birisi cevap verirse diye... yavaşça:

– Ey Kabirlerinde yatanlar ne oldu size?

Hani nerede gür sesleriniz? Nerede oğullarınız, kızlarınız? Mal mülk nerede?

Söyler misiniz sual soru nasıl geçti? Kabrin sıkıştırmasından göğüs kemiklerinin ufalanmasından haber verin..

Böceklerden, haşerelerden haber verin..

Hani dünyada iken damak tadını çok bilirdik, beğenmediğimiz yemekler olurdu ya… veya soğumuş diye iştahımız olmazdı ve ya böbürlenirdik yemekleri hazırlayanlara değil mi? Bazen da hatır bile kırardık…

İ'tina ile beslediğimiz bir vücudumuz vardı. İşte bu gün onu yemek için hazır bekliyorlar, böcekler haşereler daha nice bilmediğimiz varlıklar bizden gıda almayı bekliyorlar değil mi?

Artık çare yok, bu kabre inilecek dedim. Allah’a tevekkül ederek sağ ayağımı uzattım ve indim. Omuzumdaki örtüyü kabrin zeminine serdim, üzerine uzandım, başımı da yere koydum. Çok korkuyordum.

Düşündüm, şimdi bu topraklar üzerime çökmüş olsa ne yaparım?.. Yahut kabir beni sımsıkı tutsa ne yaparım? Sırt üstü yatmış olduğum halde gözlerimi de kapadım, kalbimin çarpması dinsin, vücudumun titremesi hafiflesin diye..

Daha ben diri iken, güçlü kuvvetli iken bu kadar zor olursa, güçsüz bir ölünün hali ne olacak? Tam kabrin (lahid) sapma yerine baktım o kadar karanlık ki böyle karanlık hiç görülmemiştir. Acayip bir durum hissettim, her yanı iyice kapalı olduğu halde lahidden öyle bir soğuk hava geliyor gibi oldu bana, donacak gibi oldum.. Yoksa korku üşütmesi mi bu hal? dedim.. Tabii ki çok korkulu bir yer.

İçerisine iyice bakmaktan o kadar korkuyordum ki hemen iki göz öfke ile bana bakıyor gibi geliyordu.. Yada bir mevtanın yanında imişim de o da gözlerini yukarıya dikmiş benden haberi bile yok gibi...

Artık bende lahid tarafına bakmaya cesaret kalmamıştı.. Halbuki boş olduğunu biliyorum. Yine de oraya bakmak cesaret istiyordu. Gözüm yine arada sırada oraya kayıyor, göz ucu ile bakıyorum.

Rasûlüllah sallAllahu aleyhi ve sellem efendimizin buyurduğu gibi:

“– Lailahe illAllah. İnne lilmevti sekratun."

Allah’tan başka ilah yoktur. Ölümün sekeratları vardır.

Ölüm anı geldiğinde halim ne olacak Rabbim derken bütün vücudumu titreme sardı.

Ben ruhumu teslim ederken ailemin telaşa kapılması, “Doktor getirin, okuyacak kim var?” diyerek çabalamasını görür gibi oldum.

Sonra ben ölünce arkadaşlarım beni tabut içerisinde getiriyorlar. “Lailahe illAllah” diyerek arkadaşımın biri beni kabre indiriyor, başımı tutuyor, yavaş yavaş yere koyuyor, sonra da birden bire toprakları atmaya başlıyorlar.

Sonra türbedar Ahmed Efendi elinde su kabını getiriyor, mezarımın üzerinden su serpiştiriyorlar, şeyh efendi de onlara şöyle diyor:

– Kardeşinize dua edin şu an sorgu sual olunuyor.. Kardeşinize dua edin şu an sorgu sual olunuyor diye tekrarlıyor.. Biraz dua edip gidiyorlar.. Beni yalnız bırakıyorlar..

Sanki o anda omuzundan tutulup sarsılıyor:

– Ey İnsan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir? (İnfitar suresi; ayet 6)

Söyle bakalım, farz namazlarını terk ettin öyle mi? Halbuki:

– Gök gürültüsü, O'na hamd ile tesbih eder. Melekler de O'nun korkusundan “subhanAllah” derler (Ra’d suresi; ayet 13)

Ben bu hâle dayanamayarak:

– Rabbirciuuuuun… Rabbirciuuuuuun (Rabbim beni dünyaya döndür) diye haykırıyorum. O anda sanki sesim kabristanı sallıyor semavata ulaşıyor. Şu ayeti kerimeyi hatırladım:

– Nihayet o müşriklerin birine ölüm geldiği vakit "Ey Rabbim! Beni dünyaya döndür!

Tâ ki, o zayi ettiğim ömürde yararlı işler göreyim!" der.

Hayır! Bu sadece onun söylediği boş bir kelimedir. Önlerinde ise tâ diriltilecekleri güne kadar bir perde (berzah alemi) vardır. (Mu'minun suresi; ayet 99-100).

Sonra ağladım, ağladım, çokca ağladım. Sonra da “Elhamdulillahi Rabbil alemin, alemlerin Rabbine hamdolsun ki daha ölmedim, tevbe ümidim var, "Estağfirullah El-Azim ve Etubu İleyh” dedim. Kırık gönülle kalktım, oturdum, yüce Allah'ımın huzurunda ne kadar güçsüz çaresiz bikes olduğumu bir daha anladım. Boynumu eğdim, atkımı aldım, üzerindeki kabir tozlarını çırptım.

Rabbim ne yücesin, diyerek evimin yolunu tuttum.

***

Her kim Allah Teâlâ’nın buyurduğu ayeti kerimeleri hafife alırsa pişman olacağı günü beklesin.

“Yâ siz zannettiniz mi ki, biz sizi boşuna yarattık da bize döndürülmeyeceksiniz?” (Mu'minun suresi; ayet 115)



Altınoluk Dergisi

alıntı

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 344
favori
like
share
CiCeGiM Tarih: 16.02.2009 22:08
Amiin..

Allah razi olsun
NaZ Tarih: 16.02.2009 21:39
ibret alinmasi gereken bir yazi

ALLAH razi olsun

Mevlam bizleri sasirtmasin insaallah
nichole Tarih: 16.02.2009 21:00
Allah binlerce kere razı olsun kardeşim inşaallah.
doorcap Tarih: 16.02.2009 18:53
Çok güzel.. Ayarımız kaçıyo çok zaman.. Sık sık okumak lazım bunu
( Yapmak ne haddimize!!!)

Teşekkürler.. Allah Razı Olsun
prens06 Tarih: 12.02.2009 16:17
ALLAH RAZI OLSUN YÜREĞİNE SAĞLIK
MiSS-FENER Tarih: 09.02.2009 22:13
Allah (c.c) RazıOlsun Asiyancım..
GÜLSiMA Tarih: 09.02.2009 09:36
Allah (c.c) razı olsun.ibretlik bir yazıydı.ders çıkarılması lazım