Bu ülkenin adı gül ülkesi imiş. Gül ülkesinde çok güzel yetişirdi. Bu ülke gülleriyle ünlüydü. O zamanlarda başka ülkede yaşayan bir şehzade vardı. Bu şehzade çok güçlüydü. Gücü tüm dünyada ünlüymüş. Ama gül ülkesi çok uzak olduğu için şehzadenin ünü orada duyulmamış. Bir gün şehzade halk pazarında insanlar nasıl diye gezerken bir söylenti duyar. Bu söylenti iki kişi arasındaydı.
Söylenti şöyleydi:

-“Biliyor muydun arkadaş?
-“Neyi!
-“Çok uzaklarda gül ülkesi diye bir yer varmış.
-“Nasıl bir yermiş burası?
-“Gülleriyle ünlüymüş. Hem de ne güllerle! Bu güller öyle ünlü imiş ki dillerden düşmüyormuş.

Bunu duyan şehzade saraya koşmuş.

-"Askerler bu yer neresi olduğunu bulun biraz elinizi çabuk tutun gül ülkesini çok merak ediyorum" dedi.

Askerler sonunda gül ülkesini arayıp tarayıp soruşturup bulmuşlar ve saraya gelmişler.
Şehzade hemen gül ülkesine gitmiş ve oranın kralını bulup ona çok güzel bir ülkesinin olduğunu söyledi. Ülkenin en güzel güllerini görmek istedi. Kral onu, bahçesine götürmüş. Şehzade bahçede gezerken birden önüne dünyada görülmemiş bire güzellik sahibi kız görmüş. Şehzade ile kral şatoya dönünce şehzade krala bahçede gördüğü kızın kim olduğunu sormuş. Kral o kız benim kızım şehzade dedi. Şehzade kibar bir şekilde ne güzel bir kızınız var efendim demiş.
Bunu duyan kral doğru söylüyorsunuz kızım çok güzeldir hem de çok güzeldir. Şehzade bu güzel Prensese aşık olmuş. Onun için her şeyi vermeye hazırmış. Sonunda dayanamamış ona kızıyla evlenmek istediğini söylemiş. Kral düşünmüş taşınmış ve aklına güzel bir fikir gelmiş.
Şehzadeye:

-“Ey şehzade güçlü birisine benziyorsun.

Eğer istediğim 2 görevi başarırsan kızım senindir.
Şehzade düşünmüş ve evet demiş.
Bunu duyan kral görevleri saymaya başlamış.

-“Bir iki başlı devin boynundaki gümüş anahtarı getireceksin ilk görevin budur. Şehzade bunu duyunca hemen yola koyulmuş. Beyaz atına atlar çok uzun yollar gider ve sonunda devin yaşadığı mağaraya varır.
Şehzade çok düşünür kendi kendine söylenmeye başlar.

-“Ne yapacağım ben şimdi! Bu koca devi nasıl yeneceğim” diye söylenir.
Şehzade çok güçlü ve akıllı biri olduğu için aklını kullanıp mağaraya sessizce girer koca devin uyuduğunu görünce uyurken anahtarı almayı düşünür Şehzade düşüncesini boşa yitirmez ve devin üstüne tırmanmaya çalışır ve tırmanmayı başarır tam anahtarın ipini kesecekken koca dev uyanır.
Şehzade elini çabuk tutup koca devin boynunu koparır ve anahtarı aldığı gibi arkasına hiç bakmadan oradan uzaklaştığı gibi kendini dışarı atar ve kendi kendine konuşur.

-“Çok şükür sonunda anahtarı aldım zor diye biliyordum ama kolaymış” der.
Şehzade beyaz atına atlar atlamaz hemen gül ülkesinin yolunu tutar.
Kral yine kötü duygular içinde Şehzadeyi düşünür.
Şehzadenin şimdi devin elinde kaldığını düşünüp gülmeye başlar.
Bu gülmeler bir süre sonra kahkahaya dönüşür.
Bunu gören Prenses çok üzülür. Ona ne oldu acaba diye söylenir. Bir sabah Kral uyanır pencereye çıkar derin nefes alır.
Şehzade iyi ki öldü diye sevinir. Çok uzaklara doğru baktığında gelen bir atlı görür ve o atlının Şehzade olduğunu anlar. Bir süre sonra onun saraya geldiğini görür. Saraya geldiğinde:

-“Nöbetçiler kapıyı açın Krala hediyem var.
Nöbetçiler kapıyı açar şehzade hızla kralın huzuruna çıkar.
Krala:

-“Bu size hediyemdir kralım” der.
Bunu gören kral çok şaşırır.
Ona:

-“Sen devin elinden nasıl kurtuldun” der.
Şehzade nazik bir şekilde:

-“çok zordu ama bunu sizin için başardım. Siz ikinci görevi verin.
Kral:

-ikinci görevin sarp kayalıkları arasında uçsuz bucaksız dağlar tepesinde dünyanın en büyük kuşu olan zümrüt kuşu bulunur.
Şimdi bu kuşun üreme yılıdır nu kuştan bana bir tane yumurta getireceksin.
Şehzade buna da tama dedi ve yola koyuldu az gitti uz gitti deve tepe düz gitti. Sarp kayalıklar arasındaki yuvaya ulaştı. Sağına soluna baktı.
Kendi kendine:

-Kuş etrafta görünmüyor.
Bu yuva çok yüksekte ve büyük tırmanmaya çalışsam iyi olur. Şehzade böyle söylerken zümrüt kuşu çıka geldi şehzade hemen bir köşeye sığındı. Zümrüt kuşu bir süre sonra bekledikten sonra yuvadan ayrıldı. Bunu gören şehzade elini çabuk tutup yuvaya tırmandı. Hemen yumurtayı aldı ve yuvadan uzaklaştı şehzade yumurtayı götüre dürsün kral yine kötü düşünceler içinde ölmüştür diye düşünüyordu.

Aradan 3 gün geçtikten sonra kral ümidini iyice yitirdi ve ölmüştür dedi. Bir süre sonra kapıdan giren şehzadeyi gören kral çok sinirlendi sinirden küplere bindi. Kral şehzadenin çok güçlü biri olduğunu anladı ve kızını şehzadeye verdi.
Ve kırk gün kırk gece düğünleri oldu. Mutlu mesut yaşadılar.

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 476
favori
like
share