[color="#a9af68"]Hiç, her şeyin anlamsız geldiği bir an yaşadınız mı? Sanki umutsuz gibi hissedersiniz kendinizi. Sadece bir an, gördüğünüz bir tek şey yüzünden. O bir kaç saniyede tüm dostlarınız sizden çok uzakta olur. Sanki koskoca mevrenin var olduğu bile meçhuldur o an. Gördüğünüz şey her ne ise, sizi sarar ve yokluğa mahkum eder. Yarın yoktur, sonra yoktur, sadece o saniye, sadece
o şey...ve siz... Anılarınız paramparçadır. Geçmiş ve gelecek tamamen
önünüzdedir. Yapmanız gereken her ne ise şimdi yapmalısınızdır. Yoksa çok geç kalacaksınız. Bunun farkında olmak bile sizi ölümün arkasına geçirir. Ve evet ellerinize güç dolar. Sarsılırsınız, sarsılırınız ve tekrar sarsılırınız. Ölümün boğazına kollarınızı dolayıp onu ebedi uykusuna yollayabilirsiniz artik. Çünkü siz herşeyi görmüşsünüzdür. Cennet ve cehennemden çok daha ötesini...


Konuştuğumuz şeyler iyice saçmasapan olmaya başlamıştı. Konudan konuya atlamıştık ve şimdi de salıncakların aslında çocuklara yakışıp yakışmadığından bahsediyorduk. Tamam biliyorum, gayet mantıksız geliyor kulağa, fakat bir görseydiniz halimizi, sanki çok ciddi bir şeylerden
bahsediyoruz sanırdınız. Hararetli konuşmamızı bölmek pahasına ayağa kalktım. 'Ben tuvalete gidiyorum' diyecektim. Ayağa kalktığımı görünce sustu bir anda. Göz göze geldik o an. Durdum... Kıpırdayamıyordum. Gözlerine bakakalmıştım. Orada bir şeyler vardı. Gözlerinde bir şeyler hareket ediyordu... Sırılsıklam oldum hemencecik. Ter içinde, bakmaya devam ediyordum. Onun gözlerinde bir şey dışarı çıkmak için çırpınıyordu...


Kenara atılmış bir pardüsünün anlamsız şekline benziyordu gördüğüm şey. İlk aklıma gelen beyaz bir pardüsü olmuştu, sebebini bilmiyorum. Sonra hareket ettiğini gördüm. O beyaz biçimsiz şekil doğruldu. Sanki az önce yerde yatan bir insan vardı ve simdi ayağa kalkıyordu yavaş yavaş. Sırtı
bana dönüktü. Fakat bir gariplik vardı. Evet... Kolları... Kolları yoktu sanki. Baska bir şey vardı kollarının olması gerektiği yerde. Binbi parçadan oluşan bir yelpaze gibi bir şey. O beyaz şeyin kolları yoktu evet. Onun kanatları vardı! Her kuşun kıskanabileceği bembeyaz kanatları vardı.
Hala bana sırtı dönüktü ve kanatlarını çırpmaya başladı. Her açıldığında o kanatlar, etrafa sanki bin bir renk dağılıyordu. Kapkaranlık hissettim kendimi o beyazlığın içerisinde...

Ve döndü bana doğru kanatlı ilah. Hüzün, aşk ve doğallık içime doldu. Çünkü gördüğüm şey bir melekti. Her noktası ölümsüzdü. Her hareketi doğaldı. Doğal dediğim şeyleri düşündüm o anda. Ben hiç doğal bir şey görmemişim, onu anladım. Doğallik, nefes alıp vermekten daha derin, daha anlamlıydı. İnsanın içine girip oradan çıkmayan bir şeydi doğallık...

Sonra ellerini bana doğru uzattı. Yanıma gelmek istiyordu. Bunu anlamamam için kör olmam gerekirdi. O bakışı, o hüznü anlatıyorum size. Hangi insan öyle arzuluyabilirdi ki, öyle bakıp, öyle isteyebilirdi. Bir insan bu kadar üzgün durabilir miydi ki? Kalakaldım. Ben hiç üzülmüş müydüm gerçekten? Üzüldüğüm şeyleri düşündüm. Ağladığım onca olayı hatırladım bir anda. Hayata
küsmüş insanlar geldi gözümün önüne, ağlayan çocuklar.. Hiç biri yeteri kadar üzgün gelmedi bana. Her şey yapmacıktı. Hepimiz kendimizi üzgün göstermek istiyorduk. Bazen başkalarına, bazen kendimize. İnsanın yüzünde şekillenemeyecek kadar büyük bir ağıttı hüzün...

Ona nasıl yardim edebilirdim? Hiç bir şey... hiç bir şey yapamazdım. Kahrolarak baktım. O bunu gördü. Bakışımı gördü ve beni anladı. Çırpınışı kesildi. Kanatları iki yana düştü ve bana öyle bir baktı ki, kendimi sevgiden çok uzaklarda buldum. Umut ve tutku ömrümde hiç tanımadığım
şeylerdi benim. Biz aşık olduğumuzu sandığımız zamanlar aslında kendimize yeni bir gelecek hazırlamanın peşindeydik. Sadece egomuzu tatmin ettik bunca zamandır demek ki... O bakışla anladım tüm bunları evet. Bir anda her şey olduğu gibi göründü gözüme. Kendimden utandım ve hayatımda ilk defa aşık oldum. Bir melek beni tutsaklığına rağmen seviyordu ve haykırıyordu işte... Sana aşığım diye... Sessizlik bu kadar içime dolmadı hiç. Kelimeler anlamsız. İnsan
olmaktan çok daha zordu aşık olmak...



"Neden kalktın?"
"Efendim?"
"Neden ayağa kalktın diyorum?"
"Bilmiyorum..."
"Otur o za...."
"Bana sarılır mısın?"
"Efendim?"
"Bana sarıl, lütfen... Şimdi... Buna ihtiyacım var..."
"Tabii ki... Ama neden?"
"Gözlerinde bir melek gördüm..."
"Ne?... Ne zaman?..."
"Hatırlamıyorum...
Her şeyi unuttum...
Her şeyi...
Her şeyi...
Her şeyi..."

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 431
favori
like
share