Nasıl bir şey biliyor musun? Bir tren istasyonundasın ve treni bekliyorsun.

Önemli olan trenin nereye gideceği değil, gelmesi. sonra tozu dumana katarak yaklaşan bir cisim. Yaklaştıkça bir tren olduğunu anlıyorsun. Duruyor önünde sanki sadece senin binmeni istermiş gibi, zaten istasyonda da sadece sen varsın. Bunu farkına vardığında bütün tüylerin ürperiyor. Ayağı kalkıyorsun ama sanki kalkmıyorsun. Bir parçan hala oturuyor ve belki de binmeni istemiyor. Ama binmek zorunda olduğunu ona, arkanı dönerek ve sadece yanağın hafiften yukarı kaldırarak anlatıyorsun.

Sonra kayboluyor, belki de seninle geliyor. Ama sen onun boşluğunu hala hissediyorsun. Sonra trenin kapısına doğru ilerliyorsun, kapının açık olduğunu gördüğünde, bu trenin sadece senin için gelmiş olacağı aklına bile gelmiyor. İçeri giriyorsun, herşey normal. Ama kimse yok.

Tekrar bir boşluk hissediyorsun. Yürümek istiyorsun, sanki seni tutan birşeyler varmış gibi, gidemiyorsun. Vazgeçiyorsun herşeyden,vagon geçiş kapısına açamayancı. Sonra düşünüyorsun ; hayat bu mu? acaba bir kapıdan diğerine geçiş mi diye ? Saçmaladığını düşünüyorsun. Kendini rahat hissediyorsun o an. Tekrar yürüyorsun. Ve kapıyı açıyorsun. İçerde hayallerin var, hepsi oturmuş sessizce belki de yolun sonunu bekliyorlar.

Yavaş yavaş yürüyorsun. Sonra diğer kapıdan kondüktör geliyor. Biletleri kesemeye geliyor. Teker teker hepsinin biletlerini kesiyor, kestikleri gözden kayboluyor. Birer birer...

Sıra sana yaklaştığında biletinin olup olmadığını düşünüyorsun. Sonra olmadığının farkına varıyorsun, bu sırada bilet kontrol sırası sana gelmiştir. Sana bakıyor kondüktör, sende ona. Sonra kondüktör arkasını dönüyor ve gidiyor. Evet gidiyor.

Seni bırakıyor orada tek başına hayallerin olmadan. Düşünüyorsun neden benim biletimin olup olmadığını kontrol etmedi diye. Sonra farkına varıyorsun bu tren sonsuzluğa gidiyor ve içinde bir hayalin olmaksızın. Ve farkediyorsun ki tren sensin. Pencereden bakıyorsun ve konuşmalar duyuyorsun, gülüşmeler, bağırışmalar, ağlamalar... İşte şimdi varıyorsun nasıl birşey olduğunun fakına...alıntı

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 395
favori
like
share
Terakkiperver Tarih: 21.02.2009 01:30
FARK OLUŞTURMAK


İlginç Bir Hikaye..


Okulun ilk gününde,
5. sınıf öğretmeni Mediha hanım sınıfta
öğrencilerine baktı, birçok öğretmen gibi çocuklara bir yalan söyledi
ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi.

Ancak bu imkânsızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana
kaykılmış, adı Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı.

Mediha öğretmen, bir yıl önce Mustafa yı izlemiş ve diğer
çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu, sürekli
olarak kirli dolaştığını gözlemlemiş, ilave olarak Mustafa tatsız
olabiliyordu.

Öyle bir noktaya geldi ki, Mediha öğretmen onun kâğıtlarına
kırmızı kalem ile kırmızı büyük işaretlemekten, kalın çarpılar (x)
yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük harflerle zayıf yazmaktan zevk
alır oldu.

Mediha öğretmenin okuldaki her çocuğun geçmiş kayıtlarını
incelemesi gerekiyordu, Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı.

Ancak, onun durumunu gözden geçirdiğinde, bir sürprizle
karşılaştı.

Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

'Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli
toplu ve temiz yapar, çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok
eğlenceli'

İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

'Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından
çok seviliyor, ama annesi ölümcül bir hastalığa yakalandığı için
sıkıntı içinde ve evdeki yaşamı mücadele içinde geçiyor.'

Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

'Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa
elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi
göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.'

Dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

'Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi
göstermiyor. Çok fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.'

Bunları okuyuyan Mediha öğretmen problemi kavradı ve
kendinden utandı.

Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara
sarılmış hediyeleri getirdiğinde bile kendini çok kötü hissediyordu.

Mustafa nın hediyesini alıncaya kadar bu böyle devam etti.

Mustafa nın hediyesi; Bir marketten aldığı kalın, kahverengi
ambalaj kâğıdı ile beceriksizce sarılmıştı.

Mediha öğretmen onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı
duydu.

Paketten, taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir
bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca
çocuklardan bazıları gülmeye başladı.

Ama o, bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında
çocukların gülmesi kesildi.

Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü.
Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için
bekledi.

'Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz. '
Çocuklar gittikten sonra, Mediha öğretmen en az bir saat
ağladı.

O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı.
Bunun yerine, çocukları eğitmeye başladı.

Mustafa ya özel ilgi gösterdi.

Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu.

Onu daha fazla teşvik ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu.

Yılın sonuna doğru, Mustafa sınıfın en zeki çocuklardan biri
oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini söylemesine rağmen,
Mustafa onun gözdelerinden biri oldu.

Bir sene sonra, Mediha öğretmen kapısının altında, bir not
buldu, Mustafa, ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen
olduğunu söylüyordu.

Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini,
sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen
olduğunu yazmıştı.

Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen
okulda kaldığını, sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden
en yüksek derece ile mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı.

Yine Mediha öğretmenin tüm yaşamında ki en iyi ve en favori
öğretmeni olduğunu yazmıştı.

Sonra dört yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi.

Bu kez fakülte diplomasını aldığını, biraz daha ilerlemeye
karar verdiğini açıklıyordu.

Mektupta, onun hala karşılaştığı en iyi ve unutulmaz
öğretmen olduğunu açıklıyordu.

Ama şimdi ismi biraz daha uzundu. Mektup söyle imzalanmıştı,
Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)

Öykü burada bitmiyor.


Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.
Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini
söylüyordu.

Babasının birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyor ve
evlenme töreninde Mediha öğretmenin damadın annesine ayrılan yere
oturup oturamayacağını soruyordu.

Şüphesiz Mediha öğretmen bunu sevinçle kabul etti.

Tahmin edin ne oldu?
Taşları düşmüş olan o bileziği takti.

Dahası, Mustafa nın annesinin kullandığı parfümden sürdü.

Birbirlerini kucakladılar ve Prof.Dr. Mustafa, Mediha nın
kulağına şöyle fısıldadı,

'Bana inandığınız için çok teşekkür ederim, öğretmenim.'
'Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana
getirebileceğimi gösterdiğiniz için'

Mediha öğretmen, gözlerinde yaşlarla,
'Mustafa, yanlış şeylere sahiptim....
Bir fark meydana
getirebileceğimi bana öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl
öğreteceğimi bilmiyordum'

Birinin hayatında bir fark oluşturmaya çalışın.
Bunu iletin, birinin yüreğini ısıtın,

Hayatında bir fark oluşturmaya çalışsın.


' HAYAT BİR UYKUDUR, ÖLÜNCE UYANIR İNSAN; SEN ERKEN DAVRAN ÖLMEDEN ÖNCE UYAN...'

Alıntı