Münazara alışkanlığından mıdır, bilinçaltımızdaki aşiret-kabile tortularından mıdır bilinmez, bu ülkede insanlar ille de bir kutba saplanıp kalırlar.

Bir vida gibi aynı yerde dönüp durur, başka gerçeklere gözlerini kaparlar.

Ne demek istediğimi daha iyi anlatmak için bir örnek vereyim size:

1960’lı yıllarda Türk solunda büyük bir tartışma vardı. Kimileri öncelikle Türkiye’nin bağımsız olması gerektiğini söylüyordu, başka bir kesim ise kapitalizme karşı verilecek mücadeleyi öne çıkarıyordu.

Birinci grubun sloganı “Bağımsız Türkiye” idi, ikinci grubunki ise “Sosyalist Türkiye.”

Ankara’da Dilşat düğün salonundaki bir siyasi toplantıda bu iki grup birbirine girdi. Hepimizin hayret dolu bakışları arasında sopalarla birbirlerinin kafalarını kırmaya başladılar.

Bu sırada yaşlı bir işçi “Durun çocuklar yapmayın” dedi, “Hem bağımsız, hem sosyalist Türkiye desek ne olur?”

Ne oldu biliyor musunuz?

O iyi niyetli işçi de dayak yedi.

Belki de salondaki tek akıllı adamdı.


Türkiye’deki her tartışmada bunu gördüm ben.

Sağcılar yıllarca Orta Asya diye tutturdu, solcular enternasyonalizm diye.

Sağcılar Osmanlı dediler, solcular buna burun kıvırdılar.

Sağcılar eski dil dediler, solcular yeni dil.

Sağcılar Necip Fazıl dediler, solcular Nazım Hikmet.

Bu ayrımlar yüzünden insanlar birbirini öldürdü, ülkede kan döküldü.

Benim gibi “Orta Asya da bizim geleneğimizdir, bir solcu yazar çıkıp Göktürk efsanesini yazsa ne olur? Osmanlı’yı reddetmeye çalışmak saçmalıktır. Dilde faşizm olmaz, yaşayan dili savunalım. Nazım Hikmet de büyük şairdir, Necip Fazıl da” diyenlerin ise sesi pek duyulmadı.

Çünkü bu dil kavganın ve öfkenin şehvetine pek uygun değildi.


Bugün aynı hastalığın devam ettiğini, insanların yine burgu gibi aynı noktayı delmeye devam ettiğini, başka konulara gözünü kapadığını görüyorum.

Kimisi AKP’ye yüklenmekle görevli, kimisi CHP’ye.

Eğer bağımsız bir aydınsan ikisini de eleştirmen gerekmez mi?

Yolsuzluk bu ülkenin bir gerçeği ve maalesef bütün partiler bu pisliğe batmış durumda.

Birini görüp, ötekini görmemek özel çaba gerektirir.

Bir aydın niye böyle bir ayrıma girer ki?


Aynı şekilde kimisi sadece Ergenekon diyor, kimisi sadece laiklik.

Aslında bunların hepsi de aynı ülkede olmuyor mu?

Hem 17000 faili meçhulün, hem yakılan 11 köylünün, hem Dink cinayetinin, hem o korkunç devlet suçlarının hesabını sorsak, Ergenekon davasında sonuna kadar gidilmesini talep etsek; hem de iktidarın Türkiye’yi “bizden/sizden” diye ayırmasına, kaçak Kuran kurslarında kızlarımızın ölmesine, çarşaflı kızımız denizde boğulurken kurtarmak isteyenleri engelleyen ve erkek eli değmesin diye kızını ölüme gönderen anaların kafasına karşı çıksak ne olur?

Yürürken sakız çiğnemeyi beceremiyor muyuz?


Bu yazıyı yazıyorum ama yine de kökleşmiş alışkanlıkların değişeceğine dair hiçbir umut beslemiyorum.

Çünkü her şeyi irdelemesi gereken zihinler, önyargı bagajlarıyla hantallaşmıştır.

Kutsal düşünme eylemi, tepkiler üzerine kuruludur.

Ayrıca bizden/sizden ayrımı çok sevilir.



Zülfü Livaneli

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 235
favori
like
share