MUTAFFİFÎN SÜRESİ


Mekke'de inmiştir, 36 âyettir.

Takdim


Bu mübarek sûre Mekke'de inmiştir. Bunun hedefi de Mekke'de inen sûrelerin hedefi ile aynıdır. Bu da inanç meselelerini ele alır ve amansız düşmanlarına karşı İslam davetinden bahseder.
Bu mübarek sûre ölçü ve tartıda eksik yapanlara karşı savaş ilanı ile başlar. Bunlar âhiretten korkmayan ve hakimler hakiminin önündeki o korkunç duruşmayı hesaba katmayanlardır: "İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam, onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan hi-lekârlara yazıklar olsun. Onlar bilmiyorlar mı ki, büyük bir günde diriltilecekler. Öyle bir gün ki, insanlar o günde Alemlerin Rabbinin huzurunda duracaklardır."
Bundan sonra sûre mutsuz kâfirlerden bahsederek davranışlarından dolayı onları tehdit eder. Kıyamet günü çekecekleri cezayı, cehenneme nasıl sevkedileceklerini tasvir eder: "Daha doğrusu, kötülük edenlerin yazısı Siccîn'dedir. Sİccîn'in ne olduğunu sen nerden bileceksin? O, amellerin yazıldığı bir kitaptır. Vay haline o gün, yalanlayıcıların!"
Bundan sonra sûre. takva sahibi itaatkâr kulların sayfasını açar ve izzet ve ikram yurdunda onlar için hazırlanmış olan ebedî nimetleri anlatır. Bu, Yüce Allah'ın, bedbaht âsiler için hazırladığı şeylerin karşılığında, Kur'ân'ın özendirme ve korkutmayı birlikte yapma üslubu ile anlatılır: "İyiler kesin olarak cennettedir. Onlar cennette koltuklar üzerinde etrafa bakarlar. Onların yüzünde nimet ve mutluluk sevinci görürsün. Kendilerine mühürlü hâlis bir içki sunulur. Onun sonu misktir. İşte yarışanlar ancak bunda yarışsınlar."
Bu mübarek sûre, sapık ve mutsuzların, Allah'ın seçkin kullan karşısındaki tutumlarım anlatarak sona erer. Şöyle ki, dünyada iken bedbahtlar, imanları ve amelleri sebebiyle mü'minlerle, alay ederlerdi: "Kuşkusuz günahkârlar iman edenlere gülerler yanlarından geçerken onlarla kaş göz hareketleriyle alay ederlerdi." [1]

Bismillâhirrahmânirrahîm
1, 2, 3. İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam, onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun!
4, 5, 6. Onlar düşünmezler mi ki, büyük bir günde diriltilecekler. Öyle bir gün ki, insanlar o günde Âlemlerin Rabbinin huzurunda dîvan duracaklar.
7. Hayır, (gerçek, onların düşündüğü gibi değildir.) Kötülük edenlerin yazısı, (kaderi) muhakkak Siccîn dedir..
8. Siccîn'in ne olduğu sana anlatıldı mı?
9. (O amellerin) sayılıp yazıldığı bir kitaptır.
10. O gün vay haline yalancıların!
11. Ki onlar, ceza gününü yalan sayarlar.
12. Onu ancak sınırı aşan ve günaha düşkün kimseler yalanlar.
13. O gibilere âyetlerimiz okununca "Eskilerin masalları" derler.
14. Hayır! Öyle değil, bil'akis onların kazanmakta oldukları kötülükler kalblerini paslandırmıştır.
15. Evet! Onlar şüphesiz o gün Rablerini görmekten mahrumdurlar.
16. Sonra onlar cehenneme girerler.
17. Sonra onlara, "İşte yalanlamış olduğunuz budur" denilir.
18. Hayır! Andolsun iyilerin kitabı İlliyyûn'dadır.
19. İlliyyûn nedir, sana söyleyen oldu mu?
20. O, içinde amellerin yazıldığı bir kitaptır.
21. O kitabı, Allah'a yakın olanlar görür.
22. İyiler kesinkes cennettedir.
23. Onlar orada koltuklar üzerinde etrafa bakarlar.
24. Onların yüzünde nimetin ve mutluluğun sevincini görürsün.
25. Kendilerine damgalı hâlis bir içki sunulur.
26. Onun sonu misk-ü anberdir. İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar.
27. Karışımı Tesnîm'dendir,
28. (Allah'a) yakın olanların içecekleri bir kaynaktır (o Tesnîm.)
29. Şüphesiz günahkârlar, îman edenlere gülerlerdi.
30. Mü'minlere uğradıklarında, kaş göz hareketiyle alay ederlerdi.
31. Kendi adamlarının yanına döndüklerinde, (inananlarla alay etmekten) zevk alarak dönerlerdi.
32. Kâfirler mü'minleri gördüklerinde "Şüphesiz bunlar yanlış yola girmiş- sapıklardır" derlerdi.
33. Halbuki onlar, mü'minler üzerinde bekçiler olarak gönderilmediler.
34. İşte bugün de îman edenler kâfirlere gülerler.
35. Koltuklar üzerinde etrafa bakarlar.
36. Kâfirler, yaptıklarının cezasını buldular mı? (Elbette buldular).

Kelimelerin İzahı


Mutaffifm, ölçü ve tartıda eksik yapan anlamındaki ouk» kelimesinin çoğuludur. Eksiltmek demektir. Bunun aslı, az şey'mânâsına gelen dendir. Çünkü mutaffif, yani eksilten, ölçüp tartarken ancak az bir şey çalar.
Örttü, kapladı. Bu, kılıcın üzerini kaplayan pasa benzer. Aslında bu kelime, üstün gelmek manasınadır. Şarap, onu içenin aklına galip gelip sarhoş ettiğinde, denir. Şâir şöyle der:
Nice günah, günahkârın kalbine hakim olmuştur.[2]
Rahîk, "En iyi cins ve en saf şarap" demektir. Cevherî der ki: Rahîk, saf şaraptır. Ahfeş de şöyle der: "Hilesiz şarap" demektir. Şâir Hassan şöyle der:
Barada nehrinin suyu saf şaraba karıştırılır.[3] Fekihîn, hoşlanarak ve zevk alarak. Alay olsun diye, gözleriyle onları gösterirler. Cezalandırıldı.
Tesnîm, şarabı en iyi olan yüksek bir pınar. Tesnîm, aslında, yükseklik mânâsındadır. Devenin hörgücü anlamına gelen » kelimesi de bundandır. [4]

Nüzul Sebebi


İbn Abbâs'tan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Rasuhillah (s.a.v) Medine'ye geldiği sıralarda, Medineliler ölçüyü en kötü yapanlardan idiler. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ölçü ve tartıyı eksik yapanlara yazıklar olsun" âyetim indirdi. Bundan sonra ölçü ve tartıyı güzel yaptılar.[5]

Âyetlerin Tefsiri


1. Ölçü ve tartıyı eksik yapan o günahkârların vay haline! Bundan sonra Yüce Allah, onların çirkin vasıflarını anlattı: [6]

2. İnsanlardan ölçüp aldıklarında, kendileri lehine ölçüyü tam yaparak alırlar. [7]

3. İnsanlara vermek için ölçüp tarttıklarında ölçü ve tartıyı eksik yaparlar. Tefsirciler şöyle der: Bu âyetler, Ebû Cüheyne diye bilinen bir adam hakkında inmiştir. Onun iki ölçeği vardı. Birisi ile alır, diğeri ile verirdi. Bu, ölçü ve tartıyı eksik yapan herkes için bir tehdittir. Allah, Şuayb (a.s)'m kavmi ölçü ve tartıyı eksik yaptığı için onları yok etmiştir. Hadiste şöyle buyrulmuştur: Onlar ne zaman ölçüyü eksik yaptılarsa bitkiden mahrum edildiler, senelerce cezalandırıldılar"[8]

4, 5. O eksik ölçüp eksik tartanlar, çok korkunç ve dehşetli bir günde yeniden diriltileceklerini kesin bir şekilde
bilmiyorlar mı? [9]

6. O gün insanlar mahşerde, Âlemlerin Rabbine boyun eğmiş bir halde, baş açık ayak çıplak dururlar. Ebû Hayyân şöyle der: İnkâr ve hayret ifade eden bu soru, o günün büyük olarak nitelenmesi, insanların boynu bükük bir şekilde Allah'ın huzurunda durmaları ve Allah'ın, Âlemlerin Rabbi olarak nitelenmesi, o işin yani eksik ölçme ve tartmanın günah olduğuna delildir.[10] İbn Ömer'den rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle demiştir: O gün insanlar, Âlemlerin Rabbinin huzurunda dururlar. Neticede onlardan her biri, kulaklarının yarılarına kadar ter içinde kaybolacaklardır.[11]
Bundan sonra Yüce Allah, âsilerle itaatkârları bekleyen âkibeti anlattı: [12]

7. Hayır! O eksik ölçüp tartanlar, öldükten sonra dirilme ve cezadan gafil olmayı bıraksınlar. Çünkü o âsi mutsuzların amel defterleri, aşağıların aşağısı, dar bir yerdedir. [13]

8. Bu, Siccîn'in büyüklüğünü ve korkunçluğunu gösteren bîr sorudur. Yani, "Sen, Siccîn nedir bilir misin?" [14]

9. O, kumaştaki desen gibi, unutulmaz ve silinmez, yazılı bir kitaptır. Onların kötü amelleri, bu kitapta tesbit edilmiştir. İbn Kesîr şöyle der: Siccîn, hapsetmek mânâsına gelen "secn" kökünden alınmış olup dar manasınadır. Günahkârların dönüşü, hem dar hem de alçak olan, aşağıların aşağısı cehenneme olacağı için, Yüce Allah, onun yazılıp işi bitirilmiş bir kitap olduğunu ve hiç kimsenin oraya ilave edilmeyeceğini, oradan hiç kimsenin isminin çıkarılmayacağını bildirdi.[15]

10. O gün, yalanlayanların vay haline! [16]

11. Onlar, hesap ve ceza gününü yalanlayanlardır. [17]

12. Hesap ve ceza gününü, inkâr ve sapıklığa düşerek haddi aşanlar, isyan ve taşkınlık yaparak aşırı gidenlerden ve çok günah işleyenlerden başkası yalanlamaz.
Bundan sonra Yüce Allah, şöyle buyurarak o bedbahtın suçunu açıkladı: [18]

13. Öldükten sonra dirilme ve cezanın olacağını anlatan Kur'ân âyetleri ona okununca: "Bunlar öncekilerin hikâye ve hurafeleridir. Bunları kitaplarına yazıp onları yalanla süslemişlerdir" dedi. [19]

14. Hayır, o âsi kişi, bu bâtıl iddiadan vaz geçsin. Kur'ân, öncekilerin hurafeleri değildir. Aksine, işlemiş ol*dukları günahlar onların kalplerini örtmüş, gözlerini kör etmiştir. Böylece hakkı bâtıldan ayıramaz hale gelmişlerdir. Tefsirciler şöyle der: " er-Rân," kalp kararıncaya kadar onu örten günahtır.[20]

15. O yalanlayıcılar, sapıklık ve azgınlıklarından vaz geçsinler. Çünkü âhirette onlar, Yüce Allah'ı görmekten mahrum kalacak.
Hadiste şöyle buyrulmuştur: «Kul bir hatâ işleyince, kalbinde siyah bir nokta belirir. Ondan vazgeçer, Allah'tan kalacak, Onu göremeyeceklerdir. Şafiî şöyle der: Bu âyette, mü'minlerin Yüce Allah'ı göreceklerine delil vardır. İmam Mâlik de der ki: Düşmanlarının önlerine perde çekilip Allah'ı göremeyince, dostlarına tecelli ederve onlar Allah'ı görürler.[21]

16. Sonra onlar Allah'ı görmekten mahrum olmalarına ilave olarak, mutlaka cehenneme girecek ve onun elem verici azabını tadacaklardır. [22]

17. Sonra kınama ve azarlama yoluyla, cehennem bekçileri onlara şöyle derler: Bu, dünyada yalanlamakta olduğunuz azaptır. "Bu bir büyü müdür, yoksa siz mi görmüyorsunuz?"[23]
Yüce Allah günahkârların durumunu anlattıktan sonra iyilerin durumlarını anlattı: [24]

18. Buradaki men ve engelleme edatıdır. Yani iş, onların iddia ettiği gibi olmayıp kötülerle iyiler bir değildir. Aksine kötülerin amel defteri Siccîn'de, iyilerin ki ise "İlliyyîn"dedir. İlliyyîn, cennetin en yüksek yerinde şerefli ve yüce bir makamdır. İbn Cüzey şöyle der: İlliyyîn kelimesi, mübalağa kipidir. Bu kelime, yükseklik mânâsına gelen den türemiştir. Cennetteki derecelerin yükselmesine sebep olduğu için ona bu isim verilmiştir. Ya da, yüce ve yüksek bir yerde olduğu için bu adı almıştır. İlliyyîn'in, Arş'm altında olduğu rivayet edilmiştir.[25]

19. Bu söz, İlliyyîn'in büyüklük ve yüceliğini gösterir. Yani, Ey Peygamber! İlliyyîn'in ne olduğunu sen nerden bileceksin? [26]

20, 21. İyilerin amel defteri, yazılmış bir kitaptır. İyilerin amelleri onda yazılıdır. O amel defteri, cennetin en yüksek derecesi olan İlliyyîn'dedir. Allah'a yakın melekler ona şahittir. Tefsirciler der ki: Mü'minin ruhu alınınca göğe yükseltilir. Gök kapıları ona açılır. Melekler onu müjde ve neşe ile karşılar. Sonra onula birlikte Arş'a çıkarlar. Onlara bir kağıt çıkarılır ve "Hesaptan ve azaptan kurtulmuştur" yazısı yazılıp mühürlenir. Allah'ın mukarreb melekleri buna şahit olur"[27]

22. Allah'a itaat edenler, gölgeli cennetlerde ve uzun gölgeler altında nimet içinde yaşarlar. [28]

23. Değerli kumaş ve örtülerle süslenmiş divanlar üzerinde, Allah'ın kendileri için cennette hazırlamış olduğu çeşitli ikram ve nimetleri seyrederler. [29]

24. Onlan gördüğünde, nimet içinde olduklarını anlarsın. Çünkü yüzlerinde aydınlık, parlaklık, güzellik ve sevinç pırıltısı görürsün. [30]

25. Cennette ellerin kirletmediği, saf, temiz ve beyaz şaraptan içerler. O şarap kapları mühürlü olup, mühürlerini ancak itaatkâr kullar açacaktır. [31]

26. O şarabın sonunda, ondan misk kokusu yayılır. Bu nimeti ve içimi hoş şarabı elde etme uğrunda, itaate koşanlar koşsun, yarışanlar yarışsın. Taberî der ki: Tenâfüs kelimesi, insanların düşkünlük gösterdiği ve canlarının isteyip çektiği "nefis şey"den alınmıştır. Yani, bu nimeti elde etmek için yarışsınlar ve nefisleri bunu çokarzulasın.[32]

27. O saf şaraba, yüce bir çeşmeden karıştırılır. O çeşme, cennet ehlinin' en kıymetli ve en yüce şarabı olup Tesnîm adını alır. Bunun içindir ki Yüce Allah daha sonra şöyle buyurmuştur: [33]

28. O cennette bir çeşmedir. Ondan sadece mu-karreb, yani Allah'a en yakm kılınmış kullar içer. Diğer cennet ehline ise, karıştırılarak verilir. İbn Cüzey şöyle der: Tesnîm, cennette bulunan bir çeşme adıdır. Ondan sadece mukarreb kullar içer. İtaatkârların içeceği saf şaraba ondan katılır. Bu da gösteriyor ki, mukarreb kulların derecesi, itaatkâr kullardan üstündür.[34]
Yüce Allah, iyilerin içinde bulunduğu nimetleri anlattıktan sonra, ardından, mü'minleri teselli etmek ve kalplerini kuvvetlendirmek için kötülerin akibetini anlatarak şöyle buyurdu: [35]

29. Yaratılışlarında günah işleme ve isyan etme bulunan o suçlular, dünyada mü'minlerle alay etmek için onlara gülerlerdi. İbn Cüzey der ki: Bu âyet Ebû Cehil ve benzeri, Ku-reyş'in ileri gelenleri hakkında inmiştir. Ali b. Ebî Tâlib (r.a.) ile bir grup mü'min onların yanından geçmiş; onlar mü'minleri küçümseyerek onlara gülmüşlerdi. [36]

30. Mü'minler o kâfirlerin yanından geçerken, mü'minlerle alay etmek maksadıyle, birbirlerine kaş göz işareti yaparlardı. Tefsirciler şöyle der: Rasulullah (s.a.v)'m Ashabı (r.anhum) yanlarından geçerken, müşrikler küçümsedikleri ve hafife aldıkları için, onlara göz kırparak alay eder ve birbirlerine, "Dünyanın kıralları size geldi" diyerek, imanlarından ve dine sarılmalarından dolayı dalga geçerlerdi. [37]

31. Müşrikler geri dönüp evlerine ve ailelerine dönerken, mü'minlerden bahsedip onlarla alay etmekten zevk alarak neşe içinde dönerler. Ebû Hayyân şöyle der: Mü'minleri hafife aldıkları için, onlardan bahsetmek ve gülmekten zevk alarak dönerler.[38]

32. Kâfirler mü'minleri görünce şöyle derler: Kuşkusuz bunlar Muhammed'e inandıkları ve hayattan zevk alacak şeyleri bıraktıkları için sapıklardır. Yüce Allah onlara cevap olmak üzere şöyle buyurdu: [39]

33. Oysa kâfirler mü'minleri gözetici olarak gönderilmediler. Amellerini kontrol eden, doğruluk veya sapıklıklarına şahitlik yapan kişiler olarak gönderilmiş değillerdir. Bu ifadede, kâfirlerle bir nevi alay vardır. Sanki Yüce Allah şöyle buyuruyor: Ben, kâfirleri, gözeticiler olarak göndermedim. Mü'min kullarımın ne yaptığına baksınlar diye onlara vekalet vermedim ki, onlara, menfaatlerine olan şeyleri göstersinler, Kendilerini, onları ilgilendirmeyen şeylerle niçin meşgul ediyorlar? [40]

34. Dünyada kâfirler mü'minlere güldüğü gibi bugün, yani kıyamet günü de tam bir karşılık olsun diye mü'minler kâfirlere gülecektir. [41]

35. Mü'minler, inci ve yakuttan yapılmış divanlar üzerinde kâfirlere bakıp gülerler. Kurtubî şöyle der: Cehennem ehli, cehennemde iken onlara "çıkın" denilir ve cehennem kapıları açılır. Kapıların açıldığını görünce çıkmak isteyerek kapılara yönelirler. Mü'minler ise, divanlarına kurulmuş olarak onlara bakarlar. Kâfirler kapılara geldiklerinde, kapılar yüzlerine kapatılır. İşte o zaman mü'minler onlara gülerler.[42]

36. Nasıl, kâfirler âhirette, mü'minlere yaptıkları alay ve eğlencenin karşılığını aldılar mı? Yani "Evet aldılar." demektir. [43]

Edebî Sanatlar


Bu mübarek sûre birçok edebî sanatı kapsamaktadır. Bunları aşağıda Özetliyoruz:
1. "Ölçü ve tartıda eksik yapanlara yazıklar olsun" âyetinde kelimesinin nekra olarak getirilmesi, onun büyüklüğünü ve korkunçluğunu ifade etmek içindir.
2. "tam ölçerler" ile "eksik yaparlar" kelimeleri arasında tıbak vardır.
3. Kötülerin halini anlatan "Hayır, kötülerin kitabı... âyeti ile iyi kulların halini anlatan Hayır, iyilerin kitabıİlliyyîn'dedir." Ayeti arasında mukabele vardır.
4. "İlliyyîn'in ne olduğunu biliyor musun?" âyeti, iyi kulların mertebelerinin büyüklük ve yüceliğini ifade eder.
5. "Yarışsın" ile " yarışanlar" arasında cinâs-ı iştikak vardır.
6. "iyiler kesinlikle cennettedir. Koltuklar üzerinde etrafa bakarlar. Yüzlerinde nimetin sevincini görürsün" âyetlerinde, takva sahibi mü'minlerin nitelikleri ve sahip oldukları nimetler anlatılarak itnâb yapılmıştır.
7. "Onun sonu misktir" âyetinde teşbîh-i belîğ vardır. Yani güzel koku ve hoşlukta misk gibidir. Burada benzetme edatı (teşbih edatı) ile benzetme yönü (vech-i şebeh) zikredilmeyerek teşbîh-i belîğ olmuştur.
8. ve benzeri âyet sonlarına riayet için, fasıla-riarfleri birbirine uygun düşmüştür.
Yüce Allah'ın yardımı ile "Mutaffifîn Sûresi"nin tefsiri bitti. [44]

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 734
favori
like
share