Arkadaşlar; Allahın varlığına ve birliğine sonuna kadar inanıyorum. Ama Allah'ın bu dünyada bizimle ilgilenmediği gibi düşünceler içindeyim. Ne edilen duaları kabul ettiği, nede haklıyla haksız arasındaki adaleti sağladığı kanaatindeyim. Bu düşünceminde :40: yüce Allah'a küfür olmasından korkuyorum. Ya benim bu saplantımı gerçek manada değiştirebilecek bilgilere ihtiyacım var...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 3871
favori
like
share
emani Tarih: 15.12.2008 10:32
"Arkadaşlar; Allahın varlığına ve birliğine sonuna kadar inanıyorum. Ama Allah'ın bu dünyada bizimle ilgilenmediği gibi düşünceler içindeyim. Ne edilen duaları kabul ettiği, nede haklıyla haksız arasındaki adaleti sağladığı kanaatindeyim. Bu düşünceminde yüce Allah'a küfür olmasından korkuyorum. Ya benim bu saplantımı gerçek manada değiştirebilecek bilgilere ihtiyacım var..."

Allah insanı yarattıktan sonra bizahi onun yaşamına müdahale etmez. Küfür içinde olanlara ve azgınlara mmüdahalede bulunmaz ki daha ileriye gitsin ve cehennemi boylasın. İnsanlar hata yapmak ve hatasını anlayıp tevbe edebilecek kabiliyette yaratılmış varlıklardır. Hata işlememek peygamberlere mahsustur ki onlar da hata yaptıklarında ya da yapmaya meylettiklerinde vahiyle uyarılırlar. İnsan hata yapar ve tevbe eder. Tevbe ise hatanın farkına varıp hatadan geri dönmek ve bir daha yapmamak üzere Rabb'ine söz vermektir. Dua ise her zaman kabul olur ancak biz onu her zaman anlamaya biliriz. Ayette "Sizin şer zannettiğiniz sizin için hayr, hayr zannettiğiniz şeyler de şerr olabilir ben bilirim siz bilmezsiniz" denilir ki buradan hareketle şöyle diyebiliriz biz kendimize göre dua ederiz Allah da bizim için hayırlı olan sonuca ulaştırır.
KONAMI Tarih: 09.12.2008 00:03
Selamınaleyküm..

Muhakkak, Allah, adaleti, iyiliği, yakınlara yardım yapmayı emreder hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. Nahl : 90

Bir yaşanmış kıssa ile başlayalım nasibse..
Hz.Musa ve Firavun halkın huzurunda iddaya girişirler. Hz.Musa benim Rabbim Nil nehriyle Mısıra hayat verir der. Firavun ben istersem Nili ters çeviririm der Hz.Musa hadi diyince Firavun süre ister. Ertesi gün buluşmak için sözleşirler. Hz.Musa Yaradanın buyruğunu dile getirmenin huzuruyla eve gider ve istirate çekilir. Firavunsa sabaha kadar Musanın Rabbine dua eder. Sabah Nil nehrinin önünde buluşurlar ve Nil nehri Firavunun söylediği üzre ters akmaya başlar. Hz.Musa Yaradanına yakarır ben senin söylemediğin birşeyi söylemedim neden böyle irade buyurdun Allah cevap verir senin söğlediğin doğruydu der ama sen uyurken o dua etti. Ben herkesin Rabbiyim herkesin duasına cevap veririm...

İçinizde öyleleri vardır ki,ellerini kaldırıp Allaha kasem ettikleri zaman, Allah onların yeminlerini yerine getirir. Ve yeminlerinde hânis kalmaz. Berâ İbni Mâlik. onlardan birisidir. Buhari-Ebu Hüreyre

Berânın ne yiyeceği ne de yatacak bir yeri yoktu, kûtu lâyemûtla yaşıyordu. Işte, Berâ gibi saçı başı karışık, nice pejmûrde görünüşlü ve perişan sayılacak kimse vardır ki onlara büyük insanlar nazarıyla bakılmış ve kalplerinin büyüklüğü, içlerinin aydınlığıyla değerlendirilmişlerdir. Ve işte bunlardır ki, Resûlü Ekrem diliyle, yemin etseler, Allah yeminlerinde yalan çıkarmayacağı kişiler olarak vasıflandırılmışlardır.
Onun için müstakilen ne servet, ne de fakirlik bir felâket, veya nimet sayılmamalıdır. Belki yerine göre fakirlik, Allahın en büyük nimetlerindendir. Allah Resûlü irâdesiyle fakirliği ihtiyar buyurmuş.

Emâ terdâ en tekûne le hümüd-dünyâ. ve lenâI-âhiretü
İstemez misin dünya onların olsun. Ahiret bizim.

buyurmuşlardır. Hz. Ömer, dünya servetleri devlet hazinesine aktığı halde, bir fakir insan gibi, kûtu lâ yemûtla geçinmiş ve fazlasını istememiştir. Demek ki, yerine göre fakirlik nimet, yerine göre de devlet. Asıl mesele, kalpte tasdik edecek bir unsurun bulunmasıdır. Yani, Ya Rabbi, senden ne gelirse gelsin makbûlümdür. Şimdiye kadar çok kimseler bu imtihanı kaybetmiştir. Nice servet sahibi kimseler vardır ki, servet içinde yüzdükleri halde, nankörlüklerinden ötürü, kalplerinde tecellîden en ufak bir parıltı ve aydınlık yoktur.
Yukarıdaki kıssada gördüğünüz gibi o herkesin Rabbidir. Herkese adaletli ve eşittir. Rabbim en iyisini bilir.
Selam dua ile..

KONAMİ


M.Kutsi Çil Tarih: 08.12.2008 23:17
Allah duaları kabul eder de,bir kısmının sonucunu bu dünyada alırsın,bir kısmı da ötede görülür.Ancak dua eden ağız önemli.Sen içkiyi iç,dedikodu yap,küfür et,haram ye,anana babana karşı gel,çeşit çeşit günah işle,Allahtan özür dileme yani tövbe etme,ondan sonra da aç elini dua et,Allahtan bir şeyler iste.Bu tiplerin duası elbette ki kabul olmaz.
karacor9 Tarih: 02.10.2008 03:09
sevgili kardeşim çokça dini kitaplar okumanı tavsiye ediyorum
mihmandar Tarih: 22.06.2008 16:57
geçmişten bugüne kadar meyvalar meyva, hayvanlar hayvan, insanlar insan olarak çok minik ebat değişiklliği olsa da aynı özellikte kalmışlar ve kromozom sayıları vs ile aynı özellikleri korunmuştur.

örn. aklına gelen herhengi bir çiçeğin yaprağı veya çiçeği belli bir büyüklüğe erişince büyümesinin durduğunu görmüşsündür, bu büyümenin sürekli olduğunda nelerin olabileceğini yada hiç ÖLÜM olmasaydı nelerin olabileceğini düşündünüzmü? bunları denetleyen ve yaptıran biri var o zaman.

bize sadece görsel olarak hitap eden çicekleri başıboş bırakmayan YARADAN!

BİZİ HİÇ BAŞIBOŞ BIRAKIRMI?
efe0734 Tarih: 21.06.2008 14:06
Bir kısım İslam bilginine göre insandaki Allah inancı, zorunlu ve yaratılıştan olduğu için Allah'ın varlığına dair dışarıdan deliller aramaya, mantıkî ve aklî deliller sunmaya ihtiyaç yoktur. Yaratılışı bozulmamış, aklı karışmamış her insan Allah'ın var ve bir olduğunu bulur ve anlar. Bu yoldaki deliller sadece insanı uyarmak, içindeki zorunlu bilgiyi ve şuuru geliştirmek içindir. Mıknatıs ile demir birbirine yaklaşınca mıknatıs demiri çeker. Çünkü bu onun tabiatında gizlenmiştir. Bu özelliği bozulmadıkça da yaratılışının gereği gerçekleşecektir. İşte insan da böyledir. O, sadece iç ve dış dünyada Allah'ın varlığını ispat eden şeylere bakarak Allah'ın varlığını bunlardan anlayabilecek özellikte yaratılmıştır. Ayrıca insanın kendi yaratılışı da bizzat Allah'ın varlığının açık bir delilidir.

İslam bilginlerinin çoğuna göre insan, öz benliğinde ve dış dünyada Allah’ın varlığını gösteren birtakım deliller üzerinde durup düşünerek Allah'ın varlığına ulaşmak durumundadır. "O'nu gözler idrak edemez. Fakat O, gözleri idrak eder” (el-En'am 6/103) mealindeki ayet, Allah'ın duyularla doğrudan doğruya idrak edilemeyeceğini bildirir. Fakat duyular, Allah'ı tanıyacak olan akla, gönüle ve kalbe malzeme temin ederler. Bu malzeme de yaratılmış olan her şeydir, evrenin ahenk ve düzenidir. Bunlar Allah'ın varlığını gösteren belirtiler, izler ve delillerdir. İnsan, aklı ile bu belirti, iz ve delillerden hareketle yaratıcıyı bulmaya çalışır. Bu bir ayette şöyle dile getirilir: "İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki, onun gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun..." (Fussilet 41/53; ayrıca bk. el-Mü'minün 23/12-14; el-Furkan 25/47; er-Rum 30/20-22; Yasîn 36/37-40; Kaf 50/6-10).
el-faruk Tarih: 20.06.2008 17:48
Arkadas sana iki cümle ile nasihat babindan izah edeyim....

Eger insan basina gelen her hangi kötü olumsuz seyleri kendi nefsinin sebeb oldugunu bilir ve inanir ise ve basina gelen iyi,güzel,olumlu,hayirli birtakim seylerin de CENABI ALLAH dan geldigine inanir ve bilmedigi aklinin ermedigi birakim seylerin arkasinda ALLAH in Hikmetleri olabilecegini düsünüp bilmedigi seyleri ögrenmeye calisir ise ALLAH O insana bilmedigi seyleri ve hikmetlerini de ögretir ve inancini,Imanini güclendirir kuvvetlendirir...

baki selamlar..
hyildiz Tarih: 17.06.2008 18:45
insanın ara sıra böyla düşüncelere kapılması şeytanın vesvesesinden başka bişey olmadığını düşünüyorum. ayrıca yukarıda başka bir arkadaşımızında dediği gibi bilgi eksikliğindende kaynaklanıyor olabilir. duaların kabul olmadığını söylüyorsun. oysa bense ettiğim duaların reddedilmediğini düşünüyorum. duayı kalpten ve vereceğine inanarak yapmalı. ALLAHı nasıl bilirsen sana öyle davranır inancındayım.
nazlıcann Tarih: 10.06.2008 12:11
merhaba bende yeniyim