Çocukluğumda, rıhtıma sıfırdı çay bahçeleri Kartal’da.

Denize en yakın masaya otururduk hep tapulamışçasına. Her gelişimizde, martılar garsonlardan önce davranır, “hoşgeldiniz” derlerdi adeta. Utanmasalar garsonlardan, siparişlerimizi de alacaklarmış gibi sesler çıkarırlardı.

İçeceklerimizi yudumlarken, çocuk gözlerim iskeleye birbiri ardına yanaşan vapurlara takılırdı merakla. “Ne kadar çok vapur var, Nereye gider bunca vapur acaba” düşüncesi hep kemirirdi beynimi.

Yine gözlerimi, iskeleye yanaşan yaşlı, yorgun, yüzü çizgilerle dolu, kapakları nasırlaşmış vapura dikmiş bakarken, merakıma yenilip, kafamdaki o anahtar soruyu döktüm annemin demli çayına. Cevap, o demli çayın içinde, annemin ağzına en iyi tadı verebilmek adına çırpınan şeker tanelerinden farksızdı. “Yalova’ya gidiyorlar yavrum, bir gün seni oraya da götürürüm.”

Annemin omzumu ısıtan sımsıcak eli ve iskelenin lastik gıcırtılarıyla geri döndüm çocuk masumiyetindeki Yalova düşümden. Artık inme vaktiydi. Vapuru başkalarına emanet eden bakışlarımla uğurladım geldiğimiz iskeleye. Yaşımdan çekinmesem el sallayacaktım ardından sanki.

Her bindiğimizde vapura, dışarıda dururuz. Zordur tekerlekli iskembemle içeri girmek. İyi ki de zormuş. İyi ki dışarıda kalıyoruz. Denizin o mavi kokusunu içime çekmek. İskeleden aldığımız simitleri, yol boyunca vapurun çevresinde halay çeken, bariton sesli, beyaz gömlekli martılarla paylaşmanın tadına doyum olmuyor inanın.

Bu paylaşımdaki orantısızlık annemin dikkatinden kaçmaz hiç. Gülümseyen gözlerle izler bu tahsilatı. Çeyreğini ben, diğer büyük parçayı da martılara kardeş payı yaparım.

Kız kulesinin önünden geçişlerimizde deglanşöre gider parmaklar ve bu büyüleyici, beyaz gelinlikli hatun görüntüsü, objektiflere yakalatmaktan kurtaramaz kendini. Şikayetçi de değildir ayrıca poz vermekten. Her gün milyonlarca hayranına poz verir bıkmadan, usanmadan. Simidimi paylaştığım smokinli martılar kavalye olabilmek için bu geline, sıraya girerler. Hiç birini kırmaz, hepsiyle tek tek dans eder Şehrin gelini KIZ KULESİ.

İşte bir başka vapur almaya geliyor bizi. Ne kadar da benziyorlar birbirlerine geldiğimiz vapurla. Tek farkı, bunun pos bıyığının olması Burunları desen aynı, bacaları, balkonları hep aynı. Kıyafetleri de çok benziyor. Anlaşılan kardeşler, baksanıza soyadları da aynı. Paşa Bahçe’ydi bizi getiren. Götürecek olan ise FENER BAHÇE…

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 322
favori
like
share
Ajan007 Tarih: 01.03.2009 10:11
Paylaşım için teşekkürler
bigmen Tarih: 01.03.2009 02:23
Yazı harika ellerinize ,yüreğinize sağlık.