Ahmet Ağaoğlu (1869 - ?)

Siyasî alanda Türkçülük fikrini temsil eden Ağaoğlu, 1869'da Azerbaycan'ın Şişe şehrinde doğmuştur. Babası Mirza Hasan Bey, annesi Sarıca Ali adlı göçebe bir kavimden Taze hanımdır. Amcalarının Rusça, Arapça ve Farsça bilmeleri ve ailenin düzenlediği akşam sohbetlerinde metafizik ve ilmî konuların görüşülmesi Ağaoğlu'nun gelişiminde önemli yer tutar. Öğrenimine mahalle mektebinde başlamış ve babasından gizli Rusça dersleri almıştır. Babasının karşı çıkmasına rağmen dayısının desteğini alarak Rus tali mektebine yazılmıştır. O dönemde Şuşa'nın yarısı Türk yarısı Ermenidir. Okul Ermenilerin çoğunlukta olduğu semttedir ve okulda sadece beş Türk çocuğu vardır. Ağaoğlu, Ermenilerin Türk düşmanlıklarını burada görmüş ve yaşamıştır. 1884'de buradaki eğitimini tamamlayarak Realne Uçilişe'ye başlamıştır. Reel ilimlerin ağırlıklı olduğu okulu başarı ile tamamlamış, 1887'de yüksek öğrenim için Petersburg'a gitmiş, fakat sağlığı nedeni ile geri dönmüştür. 1888'de Paris'te hukuk mektebine başlamış, doğu kavimleri tarihi, Arapça, Acemce ve Türkçe dil derslerine devam etmiştir. Ağaoğlu 21 yaşında iken yazarlığa, Fransızca bir makale ile başlamıştır. Bir süre Paris'te gazetecilik de yapan Ağaoğlu 1894'de İstanbul'a gelmiştir. 4 ay sonra Tiflis'e gitmiş, Kafkas gazetesinde yazarlık yapmıştır. Bakü'de Rusça "Kaspy" adlı bir gazetede başyazarlık görevini almıştır. Gazete Azerbaycan Türklerinin hukukunu savunan ve çıkarlarına hizmet eden Rusça bir Türk organı haline getirilmiştir.

"Kaspy" gazetesinin sahibi olan Zeynel Abidin Takiyef Türkçe yayın için uğraşmış ise de 1904 yılında meydana gelen Rus-Japon savaşı sonuna kadar beklemek zorunda kalmıştır. Savaş sonunda çarlığın yenik düşmesi ile tekrar girişimde bulunmuş, bu sefer başarılı olmuştur. Bütün Kafkasya'da ilk kez günlük Türkçe gazete olan "Hayat" çıkmaya başlamıştır. Hüseyinzade Ali Bey de bu gazetede göre almıştır. Bir yıl sonra Ahmet Ağaoğlu "İrşad" adlı yeni bir gazete çıkarmaya başlamıştır. Aynı zaman diliminde Kafkasya'da Ruslar Azerbaycan'a hakim olunca Sünnî-Şiî anlaşmazlığı başlamıştır. Kafkaslar'daki Türkleri parçalamayı amaçlayan bu düşünceye karşı mücadele etmiştir. 1905'de Bakü'de "fedai" adında gizli bir cemiyet kurmuş, Ermenilere karşı Türklere yaptıkları zulümleri fiili direnişlerle bir dereceye kadar durdurabilmiştir. 1905'de Çar hükümetinin bir nazırlar komitesi kurması üzerine Kazan'dan giden heyete Yusuf Akçura Kafkasya ahalisini temsil edenler içinde ise Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali, Topçubaşı Meydan Bey seçilmişlerdir. Azerbaycan halkını bu komitede temsil etmiştir. Petrollü topraklar üzerindeki Türk halkını göç ettirme projesini, otuzbeş günlük konuşma sonucu engellemiştir. 1908'de II. Meşrutiyetin ilânı ile İstanbul'a kaçan Ağaoğlu, Türk Ocağının kurucularındandır.

Fikirleri ve kişiliği: Türkçülük mücadelesine hayatını vermiş aydınlarımızdandır. Fikirlerini yaymak için "Fedai" adıyla kurduğu gizli cemiyette hizmet vermeye başlamıştır. Birçok Türkçü gibi önce İslâmın özüne döndürülmesi meselesi üzerinde durmuştur. Doğu tarihi ve dinleri üzerine araştırmalar yapmış, geniş birikime sahip olmuştur. Azerbaycan ve diğer Kafkas Türkleri için millî direnişin en iyi örneğini sergilemiştir. Hedefi Türk milletinin uyanması ve Ruslarla eşit hürriyete sahip olmasıdır. Ruslar tarafından desteklenen Sünnî-Şiî ayrılığının karşısında olmuş ve yazılarında, araştırmalarında bunu konu almıştır. Yayımladığı risalelerde fikirlerini çekinmeden ortaya sürmüştür. Dinî açıdan İslâmiyet üzerine yaptığı araştırmalarda kadını örnek almış ve İslâmiyetin tarihsel süreci içinde kadını inceleyerek dindeki değişmeyi açıklamıştır.

Eserleri: "İslâm Aleminde Kadın" adlı Rusça risalesinde, İslâmın görüşlerinde ilerici olduğunu, Abbasi'nin orta devirlerine kadar bu ilerici hareketin devam ettiğini, daha sonra alimlerin ve şeyhlerin menfaatperestlikleri yüzünden gerilediğini ve çöktüğünü iddia etmektedir. Gazete ve dergilerde yayımlanmış makaleleri ve risaleleri vardır.



AHMET AĞAOĞLU

1908 yılında Azerbaycan’ı terk etmek zorunda kalan Ağaoğlu, Malta sürgünleri arasındaydı. CHP’nin ilk program ve nizamnamesini o hazırladı. İlk Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nu Ziya Gökalp ile birlikte kaleme aldı.
Türkiye’de büyük sosyal değişim yaşanıyordu. İkinci Meşrutiyet ilân edilmiş bulunuyordu. 1908 yılının sonunda Ahmed Ağaoğlu ülkesi Azerbaycan’ı ve Kafkasları terk etmek zorunda kalarak Türkiye’ye gelmişti. En büyük basın ve kültür merkezi olan İstanbul’a yerleşti.
Paris’te öğrenciliği sırasında tanıdığı ve ülkü ve kültür birliği kurduğu Ahmet Rıza Bey, Doktor Nazım aracılığıyla İttihad ve Terakki Cemiyetine girdi. Maarif Nezareti (Milli Eğitim Bakanlığı)nda İlköğretim Müfettişliği ve en önemli bir kültür merkezi olan Süleymaniye İttihat ve Terakki Kulübü’nün reisi oldu. Aynı yıl içinde Fransızca olarak “JEUNE TURC” gazetesinin başyazarı ve iki yıl sonra da bütün Türk ülkelerinde en yakından takip edilen büyük baskı sayılarına ulaşan ünlü “Tercüman-ı Hakikat” gazetesinin başyazarı oldu. Bu dönemde Ziya Gökalp, Yusuf Akçuraoğlu, Şâir Mehmed Emin (Yurdakul) ile beraber Türk Ocakları’nı kurdular. Aynı zamanda bu Ocağın fikirlerini bütün Türk dünyasına yayan “Türk Yurdu” mecmuasını yayına başladılar. 1911-12’de İstanbul Üniversitesi’nde en önemli derslerden olan Türk Medeniyet Tarihi kürsüsü başkanı oldu. Burada Türkiye'nin teminatı olacak Türk gençlerinin büyük bir kültür hamulesi ile yetişmelerini sağlayan dersler verdi. 1915’de Afyonkarahisar Mebusu oldu. Aynı yıl İttihad ve Terakki’nin Umumî Merkez âzası seçildi. 1917’de Türk ordularının Kafkas bölgesindeki zaferlerinden sonra Nuri Paşa ile beraber Azerbaycan’a gitti. Artık orada bir Azerbaycan Türk Cumhuriyeti kurulmuştu. 1918’de Mondros mütarekesi üzerine Türkiye'ye dönmek zorunda kalmıştır. İngilizlerin İstanbul'u cebren ve hile ile işgali üzerine dönemin büyük fikir ve siyaset adamları ile beraber tutuklanarak Malta adasına sürüldü. Beraberinde eski arkadaşı Ziya Gökalp de bulunuyordu. Burada bulundukları yıllarda derslerine bu defa tutuklular arasında devam ettiler. 1920 yılı sonunda Ankara hükûmeti tarafından İngiliz esirleri ile değiştirilerek hürriyetlerine kavuştular. “Ankara’nın bana ihtiyacı var!” düşüncesi ile Türk kurtuluş hareketinin merkezine koştu. Önce İrşad Heyeti üyesi, sonra Matbuat Umum Müdürü oldu. 1921’den II Ağustos 1923’e kadar bu görevde hizmet etti. Ankara’nın ve Türkiye'nin sesini dünyaya duyuran tek yayın vasıtası durumundaki Hakimiyet-i Milliye gazetesinin Umum Müdürü ve aynı zamanda başyazarlığını da yapıyordu.

MİLLETVEKİLLİĞİ

Büyük Türk zaferinden sonra Kars Milletvekili seçildi. Türkiye'nin ilk siyasî partisi olan CHP’nin program ve nizamnamesini hazırladı. Aynı zamanda Teşkilâtı Esasiye Kanunu (Anayasa) layihasını Ziya Gökalp ile beraber hazırladılar. İkinci ve Üçüncü Büyük Millet Meclisi’nde Kars mebusu olarak bulundu. Ankara Hukuk Fakültesi’nin kuruluşunda büyük vazife aldı. Bu fakültede Hukuk-u Esasiye Profesörlüğü yaptı. Matbuat Umum Müdürlüğü’nden ayrılarak ve bir şirket halinde yeniden kurulan Anadolu Ajansı’nın İdare Meclisi Reisi ve Hakimiyet-i Milliye gazetesinde de başyazar oldu. Meclis’te bir zaman Hariciye Encümeni Reisliği’ne getirildi. CHP İdare Heyeti Azâsı seçildi.
Cumhuriyet tarihimizin ilk demokrasi denemesi olan Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulduğunda onlara katıldı. Kurucu üye oldu.Bu denemenin çeşitli baltalamalar sonucunda kapatılması üzerine İstanbul Üniversitesi’ndeki kürsüsüne döndü. Hukuk Tarihi Profesörü oldu. 1933’de “Akın” gazetesini günlük olarak yayınlamaya başladı. Bu gazetedeki makaleleri ses getiriyor ve İsmet Paşa hükümetini rahatsız ediyordu. O yıllarda yapılan Üniversite ıslahatında da bir siyasi manevra ile kadro dışı bırakıldı ve emekli oldu. Bundan sonra da büyük bir azimle ilmî ve siyasî yazılarına devam ediyordu. Kitaplar yazıyor, yayınlıyordu. O yıllarda kurulan ve aşırı sol’un sözcülüğünü yapan “Kadro”cuların karşısındaki tek direnen milliyetçi düşünürümüz olmuştur. Bu konuda yazılarını ve polemiklerini iki cilt halinde kitaplaştırmıştır. Bir yanardağ gibi yılmadan, yorulmadan çalışan bu büyük adam bir on dokuz mayıs günü 1939 yılında İstanbul'da vefat etti.

ESERLERİ

Ahmed Ağaoğlu’nun Türkçe, Fransızca ve Rusça 21 yaşından beri yazdığı on binlerce makalesi, siyasî, sosyal ve ilmî nitelikli yazıları kitaplaşmadan kaldı. Kitap halinde yayınlanmış eserlerinden başlıcaları şunlardır: İslâmlığa Göre ve İslâm Aleminde Kadın, Üç Medeniyet, İngiltere ve Hindistan, Devlet ve Fert, Serbest İnsanlar Ülkesinde, Ben Neyim?, İran ve İnkılâbı, Gönülsüz Olmaz, İhtilâl mi İnkılâp mı?, Ahlâk, Türk Teşkilâtı Esasiye Ders Notları, Türk Hukuk Tarihi Ders Notları, İslâm ve Ahund, Şii Mezhebi ve Menbaları. Ayrıca Siyasî Hatıraları, Türk Hukuk Tarihi, Yakutlar, gibi pek çok eseri de yayınlanmadan kalmıştır. Ölümünden sonra o da büyük bir Türk edibi ve devlet adamı olan oğlu Samed Ağaoğlu’nun yayınladığı Babamın Arkadaşları, Babamdan Hatıralar, Serbest Fırka Hatıraları gibi başka eserleri de vardır.

AHMET AĞAOĞLU KİMDİR?

Türk kültür tarihine büyük bir hukuk bilgini, üniversite kurucusu Türk Ocaklarının kurucu üyesi ve büyük bir gazeteci olarak giren Ahmed Ağaoğlu aynı zamanda bir devlet adamıdır. Yazdığı eserlerle Türk düşünce hayatının da temel taşlarından olan bu Türk büyüğü, Cumhuriyet tarihimizin ilk komünistleriyle de yaptığı kalem kavgaları yüzünden takdirle anılacaktır.
1896-1939 yılları arasında yaşayan Ahmed Ağaoğlu Azerbaycan Türklüğünün büyük bir kültür merkezi olan Şuşa şehrinde doğmuştur. Babası ulemadan Mirza Hasan Bey’dir. İlkokulu doğduğu şehirde yaparken o zaman adet olduğu üzere bir de özel dersler alarak Arapça ve Rusçayı da öğrenmiştir. 1887’de Tiflis’te liseyi bitirmiştir. Yüksek tahsil için Petersburg’a gider. Gözlerinin rahatsızlığından dolayı yüksek tahsiline ara verir. Bir süre sonra da yüksek tahsilini tamamlamak için Paris’e gönderilmiştir. Burada hem yüksek tahsiline devam ediyor, bir yandan da fransızcasını kuvvetlendirmiştir. Hukuk fakültesinin yanında iki ayrı üniversiteyi de bitirmiştir. Bunlar Şark Milletleri Tarihi ve arapça, farsça ve türkçe dil dersleri okutan yüksek okullardır. Zamanın birçok yüksek seviyeli bilim ve edebiyat adamlarıyla o dönemde tanışır. Bunlar arasında Fransa’nın en ünlü devlet adamları ve edebiyat adamları olduğu gibi Türkiye’den giden öğrenciler de vardı. Bu Türk öğrencilerden pek çoğu daha sonraları Türkiye’nin siyasî oluşumunda roller almış ünlü kişilerdi. İlk yazısı da 1890 yılında yayınlanmakta olan Journal des debatsa’da çıkmıştır. O sırada yirmi bir yaşında bulunuyordu. Bu yazım çalışmaları Fransa’da bulunduğu yıllarda hep devam etmiştir. Paris’de altı yıl gibi uzun bir zaman kalmıştır. Hukuk Fakültesi’nde yüksek lisans da yapmıştır. College de France’den mezun olarak diplomasını almıştır. 1894 mayısında İstanbul yoluyla Kafkasya’ya döndü. Tiflis ve Bakü’de öğretmenliklerde bulundu. Bu dönemde Türk kültür ve fikir tarihinin en büyük fikir adamlarıyla, Türk milliyetçisi düşünürleri ile Türk dünyasında büyük inkılâplar yapacak hamlelere girişmişlerdir. Rusya Türkleri arasında büyük yankılar yapan bu çalışmalarını İsmail Gaspıralı, Hüseyinzade Ali, Ali Merdan Topçubaşı gibi adamlarla çalıştı. Bu çalışmaları sırasında devr aldığı “Kaspi” adlı Rusça bir gazeteyi Türk organı haline getirdi. 1904’ten sonra Türkçe olarak “Hayat’ı çıkardı. Durmak, bilmeden dinlenmeden, uyumadan çalışıyordu.
Bu müthiş çalışmaları Rusya Türkleri arasında olduğu kadar o zamanki geniş Türk imparatorluğu ülkesinde Türk aydınları ve Türk gençleri arasında büyük ilgiyle karşılanıyor, heyecanla takip ediliyordu. Bir yıl sonra yalnızca kendi yönetiminde ve kendi sahibi olduğu Türkçe “İrşad”ı yayınlamaya başladı. Onun Türkler arasındaki miliyetçilik faaliyetleri ve meydana getirdiği büyük millî uyanış devrin Çarlık Rusyası’nın yöneticilerini de rahatsız edecek dereceye gelmişti. Türk ülkeleri arasında bir ülkü ve kültür birliğinin kurulmakta olduğu üst yönetimin rahatını kaçırmaya başlamıştı. Rus-Japon savaşından yenilmiş ve yıkım halinde çıkan Rusya’da Türkler arasındaki baskılar da biraz hafifletilmişti. Bundan da faydalanan Türk düşünürleri ve basın mensupları da aynı minval üzere gecesini gündüzüne katarak çalışıyorlardı. Muazzam bir Türkçülük hareketi Rusya’yı çığ gibi bürümüştü. Durum böyle bir hal alınca Ahmed Ağaoğlu’nun önüne bir çok zorluklar yığmaya başlamışlardı. Her çeşit vasıtaya başvuran Ruslar onu artık rahat bırakmamaya karar vermişti. Bu baskılar artık katlanılamaz bir durum almıştı.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1618
favori
like
share
adalet tahirzade Tarih: 03.09.2009 22:45
Ahmet bey Ağaoğluna sevginiz için onun yurtdaşı olarak size teşekkür edirem!
A.T.
keto_41 Tarih: 22.02.2009 12:57
Tessekur Ederim...Ellerine Saglik
MaRaBoGLu61 Tarih: 22.02.2009 12:55
AHMET AĞAOĞLU (1869 -1939)

BİR TÜRKÇÜNÜN FRANSA-KAFKASYA-TÜRKİYE ÜÇGENİNDEKİ FIRTINALI HAYATI

Türkçülük fikrinin önemli temsilcilerinden biri olan Ahmet Ağaoğlu, 1869'da Azerbaycan'ın Şuşa şehrinde doğdu. Öğrenimine mahalle mektebinde başlamış ve babasından gizli Rusça dersleri alan Ağaoğlu, Rus tali mektebine yazıldı. Liseyi bitirip Şuşa’ya dönen Ağaoğlu 1887’de 18 yaşındayken Petersburg’a yüksek öğrenim için gitti. Burada tanıştığı Kafkasyalı gençler arasında daha sonra Azerbaycan’ın Paris temsilcisi olan Ali Merdan Topçubaşı ile Kafkasya Şeyhülislâmının oğlu Hüseyinzâde Ali Bey (Turan) de vardır. Burada pek çok siyasî gelişmeyi yakından gözleme imkanı bulan Ağaoğlu, girmek istediği Teknoloji Enstitüsü’nün bütün sınavlarını başarıyla vermesine rağmen Cebir profesörünün kendisini Yahudi sanmasıyla bu sınavı kazanamaz. Ağaoğlu bunun üzerine 19 yaşındayken Paris’e gitti.


Azerbaycan Türklerinden yüksek öğrenim yapmak üzere Paris’e giden ilk Türk Ahmet Ağaoğlu, 1888’den 1994’e kadar kaldığı Paris’te Hukuk Fakültesi’ni bitirdi; Collage de France’dan da mezun oldu. Bu dönem içinde gazetecilik hayatına da ilk adımını atan Ağaoğlu, La Nouvelle, Revue, Bleu gibi dergilerde yazdı. Paris’teyken Jön Türklerin ileri gelenlerinden Ahmet Rıza Bey ile tanıştı. Paris’teki üniversite yıllarında hocası Ernest Renan’dan etkilendi. Cemaleddin Afganî ile de yine bu dönemde tanıştı ve düşüncelerinden etkilendi. İslâmiyet ve Milliyetçilikle ilgili fikirlerinin oluşumunda bu tanışmanın büyük etkisi oldu. Yine bu yıllarda hukuk ve dil alanında eğitim gören Ağaoğlu, Scheffer ve Darmesteter gibi hocalardan ders gördü; Renan ve Hyppolite Taine gibi ünlü aydınlarla birlikte Juliete Adam’ın toplantılarına katıldı.

Kafkaslardaki Türkçülük Hareketlerinde Etkin Rol Oynadı

1894'de İstanbul'a geldi. İttihad ve Terakki'nin yayın organı olan Şura-yı Ümmet'e yazılar yazdı. Kısa bir süre sonra 1894’te Azerbaycan’a giden Ağaoğlu, İsmail Gaspıralı’nın önderliğinde başlayan ve Kafkasya’da Türklerin millî uyanışını ve öze dönüşünü amaçlayan Cedidcilik hareketi içinde yer aldı. Bu dönemde bir yandan Tiflis’te Kafkas gazetesine makaleler yazarken, bir yandan da Tiflis Lisesi’nde Fransızca öğretmeni olarak görev yaptı. 1905’ten sonra Hacı Zeynelabidin Takiyev’in maddî desteğiyle “Hayat”, “İrşad”, “Füyuzat” gazetelerini çıkardı. Bu dönemde İslâm ve milliyetçilik üzerine yazılar kaleme alan Ağaoğlu, Ermeniler’in katliam başlatması üzerine Azerbaycan Türklerince kurulan “Dıfai Partisi”nin kurucuları arasında yer aldı. “Fedai” adıyla gizli bir teşkilât olarak da bilinen partinin Ruslar tarafından kapatılması üzerine toplanan “Rusya Müslümanları İttifakı Kongresi”ne Gaspıralı İsmail, Ali Merdan Topçubaşı ve Yusuf Akçura ile birlikte katıldı. 1905'de Çar hükümetinin bir nazırlar komitesi kurması üzerine Kafkasya ahalisini temsil edenler arasında yer aldı. Petrollü topraklar üzerindeki Türk halkını göç ettirme projesini, otuzbeş günlük konuşma sonucu engelledi. 1905-1907 yılları arasında Kafkasya’da verilen Türkçü mücadelede etkin bir rol üstlenen Ağaoğlu, faaliyetleri ve kaleme aldığı yazılar dolayısıyla Rus Hükümeti’nce tepkiyle karşılandı. Rusya’da 1907’deki Menşevik darbesinden sonra özellikle Bolşevik’lerle Türkçüler sıkı bir takibe alınmışlardı. Ruslar, ana dillerini kullanan Azerbaycan Türklerini “Türkiye ajanı” olarak suçlayıp tutuklamaya başlamışlardı. Takip edilenler arasında yer alan Ağaoğlu, 1908 yılı sonlarına doğru Türkiye’ye göç etti.

İkinci Meşrutiyet’in Ardından İstanbul’a Geldi

II. Meşrutiyet döneminde, dağılan Osmanlı İmparatorluğu'nda milliyetçilik açısından en geç kalan Türklerin, varlıklarını sürdürebilmek için milli şuur kazanmalarının zorunlu olduğu görüşüne, Türkçülük akımına bağlandı. Paris’te öğrenciliği sırasında tanıdığı ve ülkü ve kültür birliği kurduğu Ahmet Rıza Bey, Doktor Nazım aracılığıyla İttihad ve Terakki Cemiyetine girdi. Maarif Nezareti’nde (Milli Eğitim Bakanlığı) İlköğretim Müfettişliği ve en önemli bir kültür merkezi olan Süleymaniye İttihat ve Terakki Kulübü’nün reisi oldu. Aynı yıl içinde Fransızca olarak “JEUNE TURC” gazetesinin başyazarı ve iki yıl sonra da bütün Türk ülkelerinde en yakından takip edilen büyük baskı sayılarına ulaşan ünlü “Tercüman-ı Hakikat” gazetesinin başyazarı oldu.
Türkçülüğü siyasal bir programdan çok, milletin kurtuluşunu sağlayacak birleşmenin temel kültürel harcı olarak gören Ağaoğlu, "İslâm Aleminde Kadın" adlı Rusça risalesinde, İslâm’ın görüşlerinde ilerici olduğunu, Abbasi'nin orta devirlerine kadar bu ilerici hareketin devam ettiğini, daha sonra alimlerin ve şeyhlerin menfaatperestlikleri yüzünden gerilediğini ve çöktüğünü iddia etti.

Türk Ocakları’nın kurucuları arasında yer aldı ve ocağın yayın organı Türk Yurdu dergisinde yayımladığı "Türk Alemi", "Osmanlı İnkılabının Şarktaki Tesiratı", "İslam'da Davayı Milliyet" gibi yazı dizileri ilgi uyandırdı. Babanzade Ahmed Naim ve Süleyman Nazif gibi İslamcı ve Osmanlıcı yazarlarla giriştiği tartışmada Türkçülükle İslam'ın çelişmediğini ispatlamaya çalıştı. Darülfunun'da Rus dili ve Türk tarihi hocalığı yapmaya başladı.

1911-12’de İstanbul Üniversitesi’nde en önemli derslerden olan Türk Medeniyet Tarihi kürsüsü başkanı oldu. 1914'te Afyonkarahisar mebusluğuna seçildi. 1915'te İttihat ve Terakki'nin genel merkez üyesi oldu.

İngilizler Tarafından Malta’ya Sürülenler Arasındaydı

1917’de Türk ordularının Kafkas bölgesindeki zaferlerinden sonra Nuri Paşa ile beraber “Kafkas orduları siyasi müşaviri” sıfatıyla Azerbaycan’a gitti. Artık orada bir Azerbaycan Türk Cumhuriyeti kurulmuştu. 1918’de Mondros mütarekesi üzerine Türkiye'ye dönmek zorunda kaldı. O dönemde İstanbul’u işgal etmiş bulunan İngilizler tarafından dönemin büyük fikir ve siyaset adamları ile beraber tutuklanarak Malta adasına sürüldü. Malta’ya sürülenler arasında en kalın dosya sahibi kişiydi. Ağaoğlu, Malta’da geçen günlerinde Osmanlı Devleti’nin bittiğine inanmaya ve Osmanlı Devleti yöneticilerini sorgulamaya başladı. Bu muhasebe sonucunda, fertlerine sahip çıkacak çağdaş bir devletin nasıl olması gerektiği konusunda yazılar yazdı. Özellikle “Üç Medeniyet” ve “Gönülsüz Olmaz” eserleri bu dönemin ürünüdür. Ağaoğlu ve arkadaşları, İngiliz hükümetince “Ermenilere zulmetmek, Ermeni kırımına katılmak”la suçlanıyorlardı. Tutuklananlardan bir kısmı eski nâzır ve politikacılardı. Sürgünde kendisine verilen numara ve suçu şuydu: “2764 Ahmet Ağaoğlu. Dârülfünûn hocası ve yazar. Eski Afyonkarahisar mebusu. Sürülme nedeni: Asâyişi bozmak, Ermenilere zorbalık.” Malta esareti Ağaoğlu’na göre İttihat ve Terakki için bir mihenk taşı oldu. Ağaoğlu’nun Malta sürgünü sırasında yaptığı şu gözlemler de önemlidir: “Orada bir milletin kaderini senelerce idare etmiş insanlar adeta ilâhî bir mahkeme huzurunda ruhların en gizli noktalarına kadar soyuldular. Vefa, kadirşinaslık, arkadaşlık, hakiki vatanseverlik, hodkâmlık, vurdumduymazlık, tahakküm, gurur; hülasa insan ruhunun mayasında var olan tohumlar meydana döküldüler. Yine Malta esareti sırasında bir milletin başında olanlarla, o millet arasında ahlâk anlayışlarının farklı olabileceği örnekleriyle gözüktü.”

CHP’nin Program ve Tüzüğünü Hazırladı

1921’de Malta sürgünü sona eren Ahmet Ağaoğlu yeni Türk Devleti’nin kuruluşu için çalışan Ankara Hükümeti’nin yanında yer aldı. Önce İrşad Heyeti üyesi, sonra 1921’de Matbuat Umum Müdürü oldu. Ankara’nın ve Türkiye'nin sesini dünyaya duyuran tek yayın vasıtası durumundaki Hakimiyet-i Milliye gazetesinin Umum Müdürü ve aynı zamanda başyazarlığını da yapıyordu. Büyük Zafer’den sonra Kars Milletvekili seçildi. Türkiye'nin ilk siyasî partisi olan CHP’nin program ve nizamnamesini hazırladı. Aynı zamanda Teşkilâtı Esasiye Kanunu (Anayasa) layihasını Ziya Gökalp ile beraber hazırladılar. İkinci ve Üçüncü Büyük Millet Meclisi’nde Kars mebusu olarak bulundu. Ankara Hukuk Fakültesi’nin kuruluşunda büyük vazife aldı. Bu fakültede Hukuk-u Esasiye Profesörlüğü yaptı. Matbuat Umum Müdürlüğü’nden ayrılarak ve bir şirket halinde yeniden kurulan Anadolu Ajansı’nın İdare Meclisi Reisi ve Hakimiyet-i Milliye gazetesinde de başyazar oldu. Meclis’te bir zaman Hariciye Encümeni Reisliği’ne getirildi. CHP İdare Heyeti Azâsı seçildi.

Serbest Fırka’nın Kurucuları Arasındaydı

1930’da Cumhuriyet tarihinin ilk demokrasi denemesi olan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurucu üyeleri arasında yer aldı. Partinin programı ve tüzüğünün oluşturulmasına önemli katkısı oldu. Baskılar sonucunda Serbest Fırka kendisini feshedince çoğu kurucuların aksine eski partisine değil, İstanbul Üniversitesi’ndeki kürsüsüne döndü. Hukuk Tarihi Profesörü oldu.

1933’de “Akın” gazetesini günlük olarak yayınlamaya başladı. Bu gazetedeki makaleleri ses getiriyor ve İsmet Paşa hükümetini rahatsız ediyordu. O yıllarda yapılan Üniversite ıslahatında da bir siyasi manevra ile kadro dışı bırakılınca emekli oldu. Bundan sonra da büyük bir azimle ilmî ve siyasî yazılarına devam ediyordu. Kitaplar yazıyor, yayınlıyordu. O yıllarda kurulan ve aşırı solun sözcülüğünü yapan “Kadro”cuların karşısındaki tek direnen milliyetçi düşünürümüz olmuştur. Bu konuda yazılarını ve polemiklerini iki cilt halinde kitaplaştırdı. Ömrünün son günlerinde Kültür Haftası ve İnsan dergileri için yazılar kaleme aldı. 19 Mayıs 1939'da İstanbul'da vefat etti.

Eserleri
1. Şîi Mezhebi ve Kaynakları, Londra, 1893.
2. İslâmiyet’te Kadın, Tiflis, 1901 (İstanbul 1959).
3. Türk Teşkilât-ı Esasiyesi, Ankara, 1925.
4. İngiltere ve Hindistan, İstanbul, 1929.
5. Serbest İnsanlar Ülkesinde, İstanbul, 1930.
6. Hukuk Tarihi, İstanbul, 1931.
7. Devlet ve Fert, İstanbul, 1933.
8. 1500 ile1900 Arasında İran, Ankara, 1934.
9. İran ve İnkılâp, Ankara, 1934.
10. Üç Medeniyet, İstanbul 1927 (Osmanlıca), Transkripsiyon Basımı, İstanbul, 1972.
11. Ben Neyim, İstanbul, 1939.
12. Altmış Yedi Yıl Sonra, Ankara, 1940.
13. İhtilâl mi, İnkılâp mı, Ankara, 1942.
14. Gönülsüz Olmaz, Ankara, 1941.
15. Serbest Fırka Hatıraları, İstanbul 1969.
16. Etrüsk Medeniyeti ve Bunların Roma Medeniyeti Üzerine Tesiri, Türk Tarihinin Ana Hatları Eserinin Müsveddeleri.
17. İslâm ve Ahund, Kafkasya, 1900.
18. Peyami Safa’ya Ahiretten Mektuplar (Yayınlanmamış Eser).
19. Serejovsky, Yakutlar, (Yayınlanmamış Çeviri).
20. Hilâfet ve Millî Hâkimiyet, Ankara, 1923.