İçimde duygular kaynamadığından değil... Geleni buyur etmediğimden, ağırlamadığımdan değil... Konuşmayı bilmediğimden de değil. Sevmelerin en yalın ve hesapsızını ektiklerini biçerken yaşarmış insan. Çünkü hayatta yaptığı hiçbir şeyin boşuna olmadığını anlayınca daha bir sarılırmış sevgilere, daha bir inanırmış yüreklere...

Aslında en iyi şimdilerde sevebiliyor yüreğim. Aslında en çok bu zamanlarda daha anlayışlıyım. Her zamankinden daha kaygısız, dingin, hoşgörülüyüm. Karşılıksız sevmeyi daha yeni öğrendim...

Böyle bir anda, tam dengeni yakalamışken bir de... bir telefonun ucundan, yolda karşılaştığın birinden, ailenden bir soru gelip buluyor seni. Yürüdüğün yolu baştan bir daha yürütmek istercesine bir soru. Cevabını bulup da yerine koyduğun bir soru... Böyle konuşmalarda nedense insanlar dinginliği ve dengeyi hazmedemediklerinden midir; yaptıklarından değil de yapmadıklarından. Olduklarından değil olmadıklarından bahsediyorlar. Nasıl da acımadan vuruyorlar, nasıl da eksiltiyorlar azar azar tam sen her şeyi tamamladığına inandığın, kendince çözümler bulduğun anda. Nasıl da yuvarlıyorlar üzerine kocaman bir çelişki yumağını... Nasıl da yargılayıp asıyorlar.

Böyle durumlar da ne mi yapıyorum?

Hafifçe kafamı eğip;

— Olur, onlar da olur... Olmasalar da olur... İnsan her şey olamaz ya... Bir şey olmaya çalışırken bazı şeyleri olamaz... diyorum

Sabrım o kadar güçlü ki, kendime inancım o kadar sağlam...Tutkularım o kadar yükseklerdeki susuyorum. Uzatmıyorum hiç. Benden şu klasik hayat sıralamasının basamaklarından sırayla çıkmamı isteyen dillere bile sesimi yükseltmiyorum. Eminim çünkü kendimden. Hatta gülüp geçiyorum onların bardağın boş kısmına salladıkları parmaklarına.Sonra bir gün oluyor o parmaklar toplanıyorlar... Bir gün hatta bir gece ellere dönüşüp yatağımın altından boynuma yapışıyorlar. Sanki beni başka biri yapmak istiyorlar. Beni ben olarak sevmiyorlar... Doğrulup soruyorum ele;

— Siz beni sevmiyor musunuz, yaşamamı istemiyor musunuz?

Karşımdaki parmaklar kararlı; ''Sen asıl olman gerekenleri olmuyorsun ki'' edasıyla amalı cümleler kuruyorlar. Bana bunları söyleyen eller, sesler, yüzler gidiyor, bir tek çelişkiler kalıyor bana...

Beni sevmiyor musunuz sorusunu cevapsız bırakıyorlar. Biliyorlar ki beni o kadar sevmelerinin nedeni yaptıklarım. Yapmadıklarımı yapsaydım o ben olmayacaktım. Bir de dertlerim beni buraya taşıdıkları için dert değillerken artık...

Yoksa yaptıklarımdan dolayı mı sevmiyorlar? Bak nasıl da başladı çelişki beni oradan oraya vurmaya... İşte o an boğazımdaki parmaklardan kurtulup bana dayatılan çelişkileri öteleyip kalkıp yüzümü yıkıyorum... Zihnimdeki çelişkileri de yıkayabilsem ya...

''Gerçekten asıl yapılması gerekenleri yapmadım mı?''

Yaptıklarıma her ne kadar inançlı olsam da yine de çelişki kaplıyor içimi. Diyorum ki bu dinginlik, bu içimi kaplayan huzur, bu sessizlik ve bu genişlik yoksa benim pasifliğim mi? Hayata karşı bu denli sabırlı oluşum, tek bir sevgidense sevgilere kucak açışım kendimden kaçışım mı? Bana uzanan elleri bekletmedim hiç. Bana tutunan yüreklere sarıldım hep ama bazen durdum, sustum ve bekledim zaman zaman... Olacağı varsa olura, geleceği varsa gelire bıraktım kendimi... İçimdeki huzura teslim ettim kendimi. Buna iradesizlik dedi parmaklar, kovalamamak dediler... Oysa birbirine karşılık gelen eller ve kollar tutmak için varlardır. Bana bunları söyleyen eller ve parmaklar ne tutmayı ne de tutunmayı bilirler oysa... Tutunamamayı ve ellerin kolların bağlı kalmayı da en az onlar bilirler. Hep kolayı seçmişler, hep başka ellere bırakmışlardır kendilerini.

Varsa içinde kuşku denen o zehirden ölümün olur. Hadi haklısınız diyelim! Hadi bir de sizden yana bakayım! Kuşkularımı kaşıyayım sizi kırmamak için: Kovalasan da koşsan da hep gerilere bakmaz mı insan? Bana yapmadıklarımı gösteren eller bundan sonra neler yapabileceğimi gösterseler de o geçmiş denilen çukura atmasalar ya beni... İnsanı öldüren en has zehir durup durup arkasına bakmasına neden olan sözler değil midir? Bıraksalar ya kendi halime beni. Acaba dinlemeli mi parmakları, yoksa kendimi mi kandırıyorum yaptıklarım ve inandıklarımla... Yoksa o kadar da cesur değil miyim hayata karşı. Bu yüzden mi onların sahici diye bahsettikleri benim yapmadıklarım. Onların koş, kovala, iste, al dediklerini alamayışım benim korkularım mı?

Yoksa bir beni koydum da hayatın merkezine, beni benden alacak , başka dünyalara taşıyacak, hiç tatmadığım ve boş saydığım duygulara götürecek olan; adına yapmadıklarım denilenden saklanıyor muyum? Çok mu kendi haline bırakıyorum, kendimi anlatmak için çaba mı sarf etmiyorum... Merak etmiyor muyum yeterince. Parmakların sıktığı yerlerden bunlar yükseldi ağzıma doğru ya kusasım geldi, soluğum hızlandı... Bir kaç söz yıllar yılı çabalayıp kurduğum dünyamı sallayınca, yakaladığım iç huzuruma üşüşünce nasıl da inancım kendini teslim etti. Bunun nedeni insanın neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmemesi mi? Bu yüzden gidip de kendini onaylayacak olanları seçip de mi kurtuluyoruz bu çelişkilerden?

Kafam karıştı yine... Doğrular yanlışlar karıştı birbirine. Kendimi yerleştirdiğim huzur denizi dalgalandı yine. Niye? Bir kaç parmak yüzünden... Yarısı boş yarısı dolu bir bardak göstermeleri yüzünden... Hem de benim dolup da taştığını düşündüğüm bardaktı o...

Çelişki dediğin nereden türer...Yaptığın ve oldukların dışında kalan her şey senin tamamlayan mıdır ki; sanmam. Tüm olmak her şey olmak mıdır bu hayatta. Keşke o kadar büyük ayaklarımız olsa da kocaman adımlarla aşsak hayatı, keşke upuzun kollarımız olsa da uzansak her yere... Keşke birçok gözümüz olsa da herkesi, her şeyi görüp de geçsek bu yoldan. Keşke...

Bu yüzden bir insanı tam yapan yapmadıkları değildir... Kendi içinde kurduğu uyum ve ahenktir. Bu bir kabul müdür? Kabuller yalan mıdır? Kandırmaca mıdır? Sen ne kadar inanırsan inan kendine, mutlaka sana eksiğini gösterecek parmaklar mı bulursun hayatta...

Git çelişki git... Soru işaretleri ben sizi çoktan yanıtladım.

İçimdeki tüm sesleri dinledim sanırdım her sesi duyana kadar. Benim hayatım kendim içinde en güzeli ve en çaplısı sanırdım. Anladım ki inancına rağmen hala bir el seni kavrıyorsa yatağında, senin doldurduğun bardağın altında bir delik varsa ve bir baktığında yarısı boş diye düşünüyorsan, hep adımları karşı tarafın iradesine bırakacak kadar sabırlı ve genişsen hala çelişkilerin var demektir.

Çelişki bitmeyen bir durum mudur? Yoksa ara sıra dürter mi seni...Bir daha bak hayata diye... Nereye yükselirsen yüksel aşağıya baktığında yolu görüyor musun yoksa başın mı dönüyor. O baş dönmesi çelişki mi? Çelişki olmazsa olmazı mı hayatın? Galiba... Bu elleri bir hatırlatma amaçlı mı sardılar boynumu... Belki de...


Hala bardağın boş yanını görüyorsam, dolu tarafa olan alakam kayıyorsa zaman zaman çelişkilerim var demektir. Korkularım ve kaygılarım var demektir. Bazı adımları saklıyorum ve sakınıyorum demektir. Ruhumu daha çok gezdirmeliyim demektir.

Bir başkasının yaptığı hatayı üstüme alınıyorsam eğer, birinin korkularına ve komplekslerine kurban ediyorsam kendimi, anlatamıyor ya da anlamıyorsam kimseyi çelişkilerim var demektir. Gerçekten de olduğumla değil olmadıklarımla ilgiliyim demektir. İşin daha da acısı ne olduğumun farkında değilim demektir. Kendime verdiğim değeri başka bir yere bağladım demektir.

Ne zaman geçecek bu çelişki. Ne zaman geçecek bu iç hesaplaşmalar. Ne zaman çekilecek tüm parmaklar, ne zaman bardakla sorunum kalmayacak... Nice iç sancılar yaşadım... Nice acılarım hazla karıştı. Bitecek elbette ki tüm çelişkiler. Hayat tamam olunca... Nasıl ki beden öğütür de atar sonra yediğini, ruhumda öğütecek yaşananları ve aklımda kalanları... Sinsice çıkıp gidecek ruhumdan bu çelişki. Gittiğini duymayacağım bile.

Kim olduğumuzu kendimize hatırlatmak zorundayız sık sık. Belki de çelişki bundan ibaret bir üşüme ve kendine gelme halidir... Kim bilir?

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 600
favori
like
share