Kıta Avrupası ve Yakın Doğu’ya ait bahçelerdeki işlevsel düşüncenin estetik kaygıya geçişi ve bunun getirdiği kültürler arası sıçrayış M.Ö 3. bin yıla kadar dayanmaktadır. Sümerlilerin mitolojik kralı Gılgameş eski Babilon’da bahçeler ve meyveliklerle süslenmiş, coşturulmuş bir şehri anlatan ilahiler söylermiş.



Bin yıl kadar sonra hemen hemen tüm Mezopotamya kralları, kraliyet bahçelerinde banketler vererek, yaşlı ağaçların gölgeleri altında değerli konuklarını lüks, konfor ve keyif içinde ağırlarlarmış.

Bin yıla karşın eski Mısır’da bahçelerin salt estetiğe ve zevke açık fonksiyonu geri plandaydı. Daha çok rekolte üzerine ve halka yiyecek ürünü sağlayacak öncelikler düşünülmüştü. Mezopotamya’nın verimliliği, Mısır’ın çöllerindeki fırtınalardan öte bir lüks idi.

Yeni dinlerin yayılmasıyla birlikte bahçeler işlevsellikten ve zevke dayalı aktivite alanları olmaktan uzaklaşıp, bu dünyaya ait olmayan tinsel ve ilahi bir sembolleşmeye doğru kaydı.

Müslümanlar için bahçe, yaşam ve umudun bir sembolüdür. Araplar 7.yüzyıl sonlarına doğru Pera topraklarının fethinde, çölün eziyetli ve azap dolu doğasının yanında keşfettikleri bu medeniyet dolu bahçeleri aslında Peygamberin sözünü ettiği cennetin dünyaya denki sandılar. Yeşil renginin Müslümanlıktaki yeri elbet şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Perslere göre bahçedeki her öğenin alegorik bir anlamı vardı. Örneğin, Kalem Selvi sonsuzluğu simgelemekteydi.

Bahçelerin teokratik düşüncedeki hapsi ancak 16.yüzyıl sonlarına doğru Barok dönemle özgürleşmeye başladı. Hemen eklemek gerekirse bu döneme kadar özgür düşünen yaratıcı kimlikler, değişik bakış açılarında bahçeyi yerleşik düzenin yani medeniyetin temel öğesi, düşünce ve yaratıcılığın odak noktası olarak nitelendirdiler. Yunan ve Roman düşünürlerin seküler bahçe konseptleri çok ağır dönen tarih çarklarının arasında ancak Orta Çağ ve Rönesans’la birlikte halkı ağırlayan park ve bahçelerin oluşumundaki ilk kilometre taşları oldular.

Ve tabii Galileo, Isaac Newton ve Johannes Kepler, 16. yüzyıl sonlarına doğru dünyanın tüm ufuklarını değiştirip, dinsel inançların temellerini oynattılar. Evrenin sonsuzluk fikri, o zamanın dünyasının ölümlüleri tarafından yorumlanırken, limitsiz hacimlerin yaşamsal alanlardaki uygulamaları bu yorumun temel unsuruydu.

Bunun anlamı, medeniyetleri oluşturan nüfus, her alanda olduğu gibi şimdi etrafını saran doğaya daha farklı ve tabii ki daha yenilikçi bir perspektiften bakacaktı. Bu eski çağlara kıyasla, kesinlikle daha dünyevi bir perspektifti.

Barok, imgelemi gösteriyle, gerçeği de illüzyonla sorguluyordu!

Dönemin çağdaş şehircilik ve teokratik yapı projeleri beraberinde dramatik boyutlarda açık alanların doğuşunu getirdi. Yani bir tür görsel efektler dünyası ki, bahçenin rolü tam bu noktada Oscar’ları silip süpürecekti...

Pers bahçelerinin merkezine oturan kutsal yaşam pınarının sembolü su, bu defa tıpkı bir tiyatro dekorundaki amaçlanan illüzyonu bahçeye taşımak için kullanılıyordu. Bugün dahi göze inanılmaz gelen su oyunları, o zamanın ziyaretçilerini büyülüyordu. İtalya’nın Villa Frascati, Villa Borghese ,Villa Doria-Pamphili ve Boboli bahçeleri Michelangelo gibi dönemin ve tüm zamanların en yetenekli sanat adamlarının yanında yetişmiş çıraklar tarafından düzenlenmiştir. Gilgameş’ten Eski Yunan’a ve Roma’ya kadar süren bahçelerdeki zevkin ve estetik kaygının rolü Barok’la beraber geri dönmüştü. Arada geçen bin beş yüz senelik zaman diliminde ilahi esaret altındaki bahçe düşüncesi kavuştuğu bu özgürlüğe öyle bir coşkuyla sarıldı ki tarihin devam edecek sayfalarında belki de ilk defa insanoğlu doğayı kendi kudreti altına alacaktı.

XIV. Louis bahçeleri 17.yüzyıl bahçelerinin formal yapısını daha doğal, daha kontrollü bir sanat formu altına sokacak ve insanlığın doğaya karşı kazandığı kudreti metaforlaştıracaktı.

Çeşitli teraslar, düzlükler , labirentler, görkemli merdivenler, gezi yolları, çardaklar, çitler, balustradlar, başlıklı sütun dizileri, su kanalları, çağlayanlar, çok katlı fıskiyeler, çeşmeler, havuzlar, yapay mağaralar, budanarak biçimlendirilmiş bitkiler İtalyan bahçe yapı öğelerini oluşturdu.Almanya ve Fransa’da aynı durum görülmekle birlikte özellikle saray ve köşklerin bahçeleri çok görkemli olarak düzenlendi.Bunun en belirgin örneği Vauxle Vicomte ve Versailles saraylarının bahçeleridir.Barok biçimindeki bu bahçelere tüm öğelerin dışında sürpriz öğeside getirilmiştir. Örneğin; su püskürten madensel ağaç figürler, yapay güzellikten soyutlanmış bir doğa anlayışı, birbirinden değişik olarak düzenlenmiş küçük alanlar, labirentler, işlemeli ve yaldızlı kapılar, parmaklıklar, havuzlar gibi… Yeşil halılar, bitkilere budayarak geometrik formlar verilmesi, neredeyse yaşanılan mekanlar değil de seyredilen mekanlara dönüştürmüştür bahçeleri.Uzun kanallar, engin su yüzeyleri , kas katlar…

Barok bahçelerinin sınırsız görünen mekan kavramı, sonsuza uzanıyor hissi veren ana aksı…



17. ve 19. yüzyıl arasında popüler bir bahçe düzenleme ilkesi, satranç tahtası biçiminde ağaç dikmektir.Kapılar, duvar pencereleri aracılığıyla sağlanır. Su motifi, bahçelerin vazgeçilmez bir öğesidir. Çağlayan ve fıskiyelerle havuz suyuna hareketlilik kazandırılır. Su üzerinde adacıklar, köprüler ve kayalıklar yapılır ve kayıklar yüzdürülür. Önceleri dikdörtgen biçiminde inşa edilen havuzlarda, 18. yüzyıldan itibaren yuvarlak, oval, kesik ve kıvrımlı hatların popülerlik kazanmıştır. Bahçe alanı küçüldükçe geometrik çizgiler bahçe düzenine hakim olur. Bir ya da iki eksen etrafında, simetrik bir biçimde bahçe elemanlarının yerleştirildiği görülür. Batının formel bahçe uygulamalarının bazı öğelerini eski İstanbul bahçelerinde de görmek mümkündür. Paris Elçisi 28. Mehmet Çelebi'nin, Versailles, Fontainebleau ve Marly saray ve bahçelerinin planlarını İstanbul'a getirdiği söylenir. 1722 yılında Kağıthane'de inşa edilen Saadabat Kasrı bahçelerinin düzenlemesinde bu planların etkisi görülür. Formel batı bahçelerinin en güzel örneklerine ise Çırağan, Beylerbeyi ve Dolmabahçe saraylarının bahçelerinde rastlarız.

İstanbul bahçelerinde Doğu ve Batı'nın bahçe mimarlığının ilkelerinden özgün motiflere kadar değişik öğeler vardır. Başkent modasını oluşturan İstanbul bahçeleri, imparatorluğun dört bir köşesine yayılarak yeni sentezlerin doğmasına olanak sağlamıştır

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 571
favori
like
share
Haydi Tarih: 24.02.2009 20:42
Bu tarz, büyük meydanlara iyi gider. ellerine sağlık.