Saatlerdir ağzının içine bakıyorum. Tek bir kelime çıkmadı ağzından. Yüzün taşlaştı. Gövden, birazdan çökecek olan dev bir bina gibi sarsılıyor. İçindeki zehri atmanın yollarını arıyorsun. Gözlerinde dakikalar sonra yaşayacağın acı boşaltımının fotoğrafı ve sonrasının rahatlığı var. Alnından bir alt yazı geçiyor. Birazdan başlayacağın gösterinin duyurusu akıyor alnından.

Yüzünde uygun harfleri yan yana getirebilmiş insanların rahatlığı var.

Ve alt yazı değişiyor;

“... tarihi an, büyük gerçek. Az sonra!”

Baştan çıkarmanın kusursuz işlemesi için provadasın. İyice hazırlanmalı, doğru harfleri alt alta sıralamalı. Kelimelerle mimikleri saatlerce bir hücreye kapatmalı. Birbirilerine alışsınlar diye. Yüzüne ödünç ifadeler bulmalı. Gururdan mahvolmuş bir kadının, aşktan başı dönmüş bir genç kızın, ya da sadakat abidesi soylu bir aristokratın ifadeleri olmalı bunlar.

Sonsuza kadar rahatını kaçıracak bir yükten tek bir gösteriyle kurtulmanın eşiğindeydin. Ağzının içinde dolanan ve birazdan kurşun gibi dışarı çıkacak olan kelimelerin son kontrollerini yapıyordun. Bir iki çatlak oluştu, sessizlikten kuruyan ağzının kenarında.

Birkaç harf sızdı çatlaktan. Dürüstlük ve gerçeğe ait işaretler taşıyan. Sabır ve kendinden eminliğin göstergesi olarak elinin tersiyle süpürdün harfleri. Gösteri başlıyordu...

***

Kelimelerinden hızlı koştum. Ne söylediğini anlamak için. Kusman gerekiyordu. Çiğnemeden yuttuğun kelimeleri, zihninden tükürmen gerekiyordu. Bir şeyler söylediğinin, sıranı savdığının kanıtı olarak konuşman gerekiyordu.

Ağzın, ancak kapağı açılmış bir barajın su boşaltımıyla kıyaslanabilecek hızda devindi.

Dinliyordum. Hepsi yavaş, duymak istediklerimse hızla terk ediyordu ağzını. Milyonlarca kelebek ölüsüydü cümlelerin, bir kez bile kanat çırpmadan düşen.

Konuştun. Uzun sürdü. Koştum. Uzun sürdü.

***

Bazı kelimelere içinden çıktıkları ağız tarafından gidecekleri yere çok yavaş, ya da hiç ulaşmamaları konusunda öğüt verilir. Ulaşıp ulaşmamaları onları dinleyen kulakların dikkatinin ölçüsüne göre belirlenir. Kelimelerin içinden çıktığı ağza göre önemli olan, kelimelerin doğru yere ulaşması değil, boşlukta kaybolmasıdır. Bu kusursuz bir gösteridir. Dünyanın en eski gösterisi. İzleyeni büyüleyen bir gösteri. İzleyeni iki kez öldüren bir cinayet. Yalanın sessizce ve ansızın boğması insanı.

Kelimelere çoğunlukla ağızdan çıkmaları ve yolun bir yerinde, izlerini kaybettirdiklerine inandıkları anda, kayıp sözler ormanına karışmaları söylenir. Bu, bir yalandan dürüstü oynayarak kurtulmanın tek yoludur. Böylelikle insanlık tarihi kadar eski olan ancak ilk duyulduğunda insanı pembeye kesen oyunun sonsuza kadar sürmesi sağlanır.

Yalan, bağımlılık yaratan bir uyuşturucudur. Gerçekliğin sokağında ücretsiz dağıtılan!

Gerçekle karşılaşanın pembeden mora dönüşmesiyse, yalanla karşılaşmasından çok daha yakıcı olur. Çünkü gerçek çarpıtılmıştır ve çarpıtılmış gerçeğin tahrip gücüyle düz bir yalanınki arasındaki fark, molotof kokteyliyle, C4’ten elde edilen bir patlayıcınınki kadardır.

Ağızdan çıkan sözün gideceği yeri merakla bekleyen kişi için gerçeği öğrenme isteği iki kez önemlidir. Bilardo topuna vurduktan sonra yön vermek için gövdesini sağa ve sola yaslayanlarla tek farkı, onun kelimeler için aynı şeyi istemesidir. Bu yüzden iki kez duymak ister aynı kelimeleri. İki kez acı çeker. İki kez kaybolur. İki kez nefret eder. İki kez ölür.

Fakat yalnızca bir kez inanır!

Ağızdan çıkan sözün gittiği yere, sözden daha hızlı koşarak ulaşmaya çalışan kişi, sözün doğru adrese gelmemesiyle birlikte kayıp sözler ormanının yolunu tutar. Çünkü hiçbir dürtü, gerçeğin, sadece gerçeğin anlaşılmasını isteyen birini güdüleyen dürtüyle boy ölçüşemez.

Ölüm korkusu bile!

Binlerce yıldır sahipleri tarafından terk edilmiş kelimelerin doldurduğu fundalıkta bulur kendini. Yüzlerce kez yanmış bir yalan ormanı. Budanmamış bir ifşaat çalılığı. Gerçekle varaklanmış sahte yüzler mezarlığı. Kuru dallara asılı milyonlarca çürümüş kelime. Beklemekten yorulmuş ve mutasyona uğramış binlerce söylev. Etrafa saçılmış iyi niyet gösterileri. Kapağı hiç açılmamış beklenti kutuları, konserve aşk sözleri, kurutulmuş şirinlik tozları; şükürler, dualar, vaatler. Yalanlar, yalanlar, yalanlar...

Bir sabah, kayıp sözler ormanında bulurlar içtenliğinin cesedini. Cezai ehliyeti olmayan ve yalanla semirtilmiş kayıp sözler tarafından boğazı kesilmiş olarak.

Ve gerçeği, yalnızca gerçeği arayan bir başka koşucu hızla geçip gider üstünden.

Retinasına en son kaydettiği alt yazıdan şu cümleler okunur:

“... tarihi an, büyük gerçek. Az sonra!”

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 339
favori
like
share