"Gerçek ayrılık, özlemlerin bittiği yerde başlar" demişti Müjdat Yanat. Ölüme bir soluk kala kurulmuş bir cümleydi bu. Ve sonra, cümlesi devam etmişti: "Biz hiç ayrılmayacağız!"

Doğru söylüyordu elbette. Ki geleceğin sesi olup, "Biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik" dediğimiz andan beri, hiç ayrılmadık. Ve yürüdük bahtımızın yolunda. Yürüdük "bir gün mutlaka" dediğimiz vuslata doğru. Engebeliydi elbette, kolay değildi. Ama yürümek gerekliydi. Daha en başından uyarmıştı Mahir. Haklıydı, ki adına yürümek denilen eylem, adımların kesintisizliğinden ibarettir...

Yürüdük soluk soluğa. Nice soluğumuzu son nefes eyleyerek hem de. Tam da bu nedenle, gelecek asla geç kalmaz. Daima vaktinde yetişir, tarihin zamana randevu verdiği yere. Çünkü hakikat yolunda verilen o son nefesler, geleceği şekillendiren ocağın körüğüne rüzgar olur...

Ve geleceği yaşayanların gerçeğinde, ayrılık yoktur. Sır malumdur: Çünkü özlemlerin bittiği yerde başlıyor ayrılıklar. İhtilali hasretin ağırlığını ise, tartmaya yetmiyor modern zamanların köhne terazileri. Aciz kalıyor borsaya endeksli ölçüler. Ve kör vicdanlar, bana ne'cilik ibresini gösterdikçe, paylaşmayı değil ama parçalamayı sürdürürler hep. Ki çakallardır zaten, leşlerini parçalayıp tüketenler...

Paylaşmak, tüketmek değildir bu macerada. Bölüp üleşmek hiç değildir. Bu büyük insanlık macerasında paylaşmanın esası ve eylemi paylaşılanı büyütmektir. Ve hasret, ummana döndükçe vuslat olur, uğruna dövüşülen hayal ise hakikat...

Ol sebepten paylaşılan umudumuzdur her dem bizi BİZ yapan ve her daim bizi beraber kılan. Ve dahi, hakikat yolundaki aşıklara ayrılık yoktur. Şarkısını söylediğimiz gerçek budur: "Kim demiş ölüm var diye bize / Kardeş kardeş atan bu yürek bizim..."

Paylaştığımız hayalin, hayat denilen kavgasının ortasında çarpan yüreğimizdedir işte bu hakikat. En zor zaman ve kuşatılmış mekanlarda bile, yalnız kalmayışımız bundandır. İşte bu sırrın ozanıydı Osman Osmanağaoğlu. Yakasına karanfil takmış bir zamanın içindeyken, paylaşmanın ne ve nasıl olduğunu ilan etti herkese:

"...Uzak diye bir yer yok
Paylaştığımız gökyüzü
Birleştiriyor bizi..."

Doğru söylüyordu Osman. Çünkü haklıydı ve ancak böylesine haklı olanlar bu kadar hakikatli konuşabilirler bu dünyada. Ötesi yalan! Elbette yalan dünyasında doğru söz söyleyenlerin başına çok işler getirilir. Kılıçlar çekilir, kurşunlar sıkılır ve hatta yakılır sözün doğrusunu diyen diller. Ama yine de susmaz ve durmaz bu yürek! Dağılan külleri dağıtır cümle deme hakikati. Ve sazı çalınır dağlardan meydanlara doğru...

Sadece geometri için değil, hayatın kuralıdır bu: İki nokta arasındaki en kısa çizgiye doğru denir. Dün ile yarın, tarih ile devrim, insan ile insanlık, hasret ile vuslat arasındaki en yalın, en net ve kısa yolun adıdır doğruluk. İşte bu doğrultunun rotasından milim şaşmadan, yeri geldi mi gık demeden, feryad etmeden ama Ferhad olup dağları delmektir aşkımızın esası. Ki halk aşıklarının paylaştığı cevherdir insanlığın o büyük umudu. İşte bu paylaşımın neferlerine, uzak diye bir yer yoktur bu macerada. Çünkü uzaklık, ayrılığa dair bir mesafedir. Bu aşka düşenlerse, hasreti can belleyip vuslata Canan derler. Ve kınından çekilmiş bir kılıç gibi parlayan hasretleriyle, yok ederler bütün o uzaklıkları. İnsanı insana uzak etmenin binbir yolunu icat edip dayatanlara karşı, halkı omuz omuza etmenin çabasındadırlar.

Halkı, geleceğine ve birbirine yakın eden, karanfilli ve hakikatli evlatlarıdır. Halkı, geleceğine ve birbirine bağlayan, boy atan Fidanlar'dır....

Tecrübeyle sabit bir hayat bilgisidir bu: Fidanlar'ı ne kadar boyun eğmezse, halk da o kadar yakındır geleceğine. Ve işte bu macerada, evlatlarının büyüyen hasretidir halkı vuslatına yakın eden. İşte bu kadar...

(Bolu F Tipi'ndeki özgür tutsakların çıkardığı,
Volta Dergisi'nin 2. sayısından alınmıştır.)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 597
favori
like
share
ozgurluk_5643 Tarih: 05.03.2009 03:45
rica ederim arkadaşım
GÜLveMasal Tarih: 04.03.2009 22:56

"...Uzak diye bir yer yok
Paylaştığımız gökyüzü
Birleştiriyor bizi..."

Emeğinize sağlık...
deLi_qiss Tarih: 04.03.2009 21:20
teşeqqüR