Ruhsuz dolaşan bedenlerin kayıpları


Güvenmek istediğim biri için duydum heyecanı hatırlıyorum, kendimi her şeyimle bıraksam bile, beni incitmeyeceğini sadece düşündüğüm birini. O hazzın, dünya üzerinde hissedilebilecek en erdemli, en el değmemiş duygu olduğunu da biliyorum, bu bilgiç tavır onun sebep olduğu yok edici yıkımın, ruhumdaki ezici baskısına karşı koymama hiç yardımcı olmadığını da. Ve ben kolayca onu da, bırakıyorum katran gibi boşluğuma, dudaklarıma sebep olan “ böyle değil, senin kuruntuların sebep buna, güzeli mahvetme becerin yine iş başında, onun hiçbir suçu yok “ cümlelerini fısıldıyor kendisine destek olmayan duyguların yoksunluğu ile. Ben katılaşıyorum, yalnızlığımı güçlü kılmak pahasına. Yalanlara ne kadar ihtiyaç duyduğumu anlıyorum; ama onları hiçbir zaman yaratma ikiyüzlülüğüne sahip olmadığımı da biliyorum. Ben yine boşluğum, kabullenmesi için ruhuma işkence ediyorum. Bu sefer bedenimi atmayı düşündüğüm pencereden, mutluluğa, sevgiye ve güvene dair bütün umut etmeme neden olan duygularımı atıyorum, bu zaman onların intiharı. Beden ölür, size değer verenler ağlar. Duygular ölürse eğer ruhunuz ağlar. İşte o noktada siz, yok olursunuz. Ben buyum.

Neden hayatımız, bir filmmiş gibi bizim izlediğimiz, içinde bulunduğumuz, yaptığımız her hareketin belli sonuçları önceden tasarlanmış olaylara katlanmak zorunda kaldığımız bir durum diye sorduğum günden beri ben buyum. Çocukken diğer çocuklar gibi günlük tuttuğumu hatırlıyorum, onlarınkinden farklı olarak ben ölümü ve yaşamı anlamaya çalışıyordum, onlar sabah kalktım dişlerimi fırçaladım yazarken, normal değilsin tepkileri o günlerde başlamıştı, normal değilsin öyle alışkanlık oldu ki zihnimde, onlar normalleşti, ben ne olduğumu hala anlamaya çalışıyorum. Bir gün annemin günlüğü okuduğunu öğrendim, çok üzülmüştü, on yaşımdaki beceriksiz intihar denememdeki kadar değil ama . Doktorlar ve beni sözde önemseyen ve seven insanlar bu duyguların büyünce geçeceğini söylediler, ufak bir bunalım yaşıyordum, çocuktum, ilgiye muhtaçtım, dikkat çekmeye çalışıyordum, annem ağlarken, babam her zamanki gibi benden nefret ederken, doktorun ağzından bu cümleler dökülmüştü. Evet büyüdüm, ama içimdeki karamsarlık, ölümü bilme arzusu, yanıt bulamayan sorular da büyüdü. Şimdi on yaşımdaki güce bile sahip değilim, bekliyorum, izliyorum, düşünüyorum, hala tat almıyorum ve anlamıyorum. Şimdi normal değilsin diye adlandırılanların içindeyim, bir nebze daha rahatım; ama yine de kendimi buraya ait hissetmiyorum, bu dünyada, bu insanlık hep bir şeylerden yoksun, o kadar kopuk ki, ne yapsam, neresinden yorumlasam elle tutulur bir düzene kavuşturamıyorum bu savruk egoları.


Gizem Kutluer

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 326
favori
like
share
Haydi Tarih: 05.03.2009 19:25
yapabilecek bişey yok, dünya bu, çevremizi yaşanabilir hale getirmek kendi elimizde.
sonuçta dünyada misafiriz, yazarında intihar etmesine gerek yok

ellerine sağlık, teşekkürler