TAHRIM SURESİ


Medîne'de inmiştir. 12 âyettir.

Takdim


Tahrîm sûresi Medine'de inen ve hukukî konuları ele alan sûrelerdendir. Bu sûre "Nübüvvet evi" ve mü'minlerin anneleri (r. anhunne) Rasulullah (s.a.v)'m pâk eşleri ile ilgili hükümleri konu edinir. Bu da müslüman evine şekil verme ve mutlu aileye en güzel örneği arzetme çerçevesinde ele alınmaktadır.
Bu mübarek sûre, başlangıçta Rasulullah (s.a.v)'in cariyesi Mâriye el-Kıbtî'yi kendisine haram kılmasından ve bazı pâk. eşlerinin isteklerini yerine getirmek için onunla beraber bulunmaktan sakınmasından bahseder. Allah'ın, Peygamberi (a.s.) için genişlettiği şeyi, Peygamber (a.s.) kendisine daralttığı için ona bir sitem geldi. Ki bu sitem ince ve kibar olup Allah'ın, kulu ve resulü Muhammed'e (s.a.v.) olan inayetini gösteren bir sitemdir: "Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını isteyerek, Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?"
Bu mübarek sûre, önemli bir olayı ele almaktadır ki o da eşler arasında vuku bulan sırrı yaymaktır. Bu ise, evlilik hayatını tehdit eder. Sûre bu olaya, Allah resulünü misal getirmiştir. Rasulullah (s.a.v) Hafsâ'ya (r. anhâ) bir sır vermiş ve ondan bunu gizli tutmasını istemişti. Hafsâ bunu Aişe'ye (r. anhâ) anlatmış ve neticede sır yayılmıştı. Bu olay Hz. Peygamber (s.a.v)'i kızdıran ve hattâ eşlerini boşamasını düşünecek duruma getiren bir olaydır: "Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti..."
Bu mübarek sûre, Peygamber (s.a.v)'in eşlerini, aralarında rekabet çıkıp basit şeylerden dolayı birbirlerini kıskanınca sert ve şiddetli bir şekilde kınamış ve Allah'ın, Peygamberine (s.a.v.) yardım etmek maksadıyle onların yerine ona daha hayırlı eşler vermekte tehdit etmiştir: "Eğer o sizi boşarsa, Rabbinin ona sizden daha iyi, kendini Allah'a teslim eden, inanan, sebatla İtaat eden, tevbe eden... hanımlar vermesi umulur"
Sûre iki misal getirerek sona erer. Birincisi salih mü'min bir kişinin nikâhında bulunan kâfir eş için misal; ikincisi kâfir ve günahkâr bir adamın nikahında bulunan mü'min eş için misaldir. Bunu, insanın salih ameli olmazsa, âhirette ne bir kimsenin başkasına fayda vereceğine, ne de hasep ve nesebin yarar sağlayacağına kulların dikkatini çekmek için getirmiştir:
«Allah, inkâr edenlere Nuh'un karısı ile Lût'un karısını misal verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikâhında iken onlara hainlik ettiler (Allah'ı inkâr edip sonra da iman etmediler). Kocaları, Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, "Ateşe girenlerle beraber siz de girin" denildi. Allah, inananlara da Firavım'ım karısını misal gösterdi. O, "Rabbim! Bana katından, cennette bir ev yap..." demişti.» Bu, sûrenin, iman ve erdem temellerini sağlamlaştırmak hususundaki hedeflerine ve havasına uygun parlak bir sona erdirmedir. [1]

Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Ey Peygamber! Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi eşlerinin rızâsını gözeterek niçin kendine haram ediyorsun. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
2. Allah, yeminlerinizi çözmenizi size meşru kılmıştır. Sizin yardımcınız Allah'dır. O, bilen, her şeyi hikmetle idare edendir.
3. Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygambere açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi "Bunu sana kim haber verdi?., dedi. Peygamber "Bilen, her şeyden haberi olan Allah bana haber verdi" dedi.
4. Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz (sizin için daha iyi olur.) Çünkü kalpleriniz eğrilmişti. Ve eğer Peygambere karşı birbirinize arka verirseniz şüphesiz ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve sâlih mü'mini erdir. Bunların ar-dmdan melekler de (ona) yardımcıdır.
5. Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi, kendini Allah'a veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibâdet eden, hicret eden, dul ve bakire eşler verebilir.
6. Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, iri gövdeli, sert tabiatlı, Allah'ın emirlerine karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.
7. "Ey kâfirler, bugün özür dilemeyin. Siz ancak işlediklerinizin cezâsni çekeceksiniz" denilir.
8. Ey îman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve onunla birlikte îman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların, nurları, önlerinden ve yanlarından koşar da, "Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, bizi bağışla, çünkü Sen her şeye kadirsin" derler.
9. Ey Peygamber! Kâfirler ve münafıklarla savaş, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O ne kötü, gidilecek yerdir.
10. Allah inkâr edenlere, Nuh'un karısı ile Lût'un karısını misâl verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki sâlih kişinin nikâhında iken onlara hainlik ettiler. Kocaları Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara "Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!" denildi.
11. Allah, inananlara da Firavun'un karısını misâl gösterdi. O, "Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun (kötü) işinden koru ve beni bu zâlim topluluktan kurtar!" demişti.
12. Irzını korumuş olan, İmran kızı Meryem'i de (Allah örnek gösterdi). Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O gönülden itaat edenlerdendi.

Kelimelerin İzahı


Tahille, yemini kefaretle çözmek demektir. : Haktan meyletti, uzaklaşıp kaydı. Kabı eğdi, demektir.
Kânitât, itaat edenler manasınadır. "Boyun eğerek devamlıitaat etmek" mânâsına gelen kökündendir.
Nasûh; samimi, sadık manasınadır. "Nasûh tevbe", bir daha günaha dönülmemek üzere yapılan tevbedir. Bunda samimiyet ve doğruluk bulunduğu için "nasûh tevbe" denilmiştir. Bal, mumundan ayrılıp saf haline geldiğinde, Bu, saf baldır, denir.[2]
Sert ol. Sertlik mânâsına gelen kökündendir.
İffetli oldu ve çirkin iş yapmaktan kendini korudu. [3]

Nüzul Sebebi


a. Rivayete göre Peygamber (s.a.v), günlerini, eşleri (r. anhunne) arasında taksim ederdi. Hafsa'nın günü gelince, Hafsa, anne ve babasnı ziyaret için Rasulullah (s.a.v)'tan izin istedi. Rasulullah (s.a.v)'da ona izin verdi. Hafsa gidince, cariyesi Mâriye el-Kıbtî'ye haber gönderip onu getirtti ve Hafsa'nın evinde onunla birlikte oldu. Hafsa dönüp onu evinde görünce büyük bir kıskançlık hissetti ve şöyle dedi: "Ben yok iken, onu evime sokup, yatağımda .onunla birlikte mi oldun?! Bunu sadece, beni hakir gördüğün için yaptığın kanâatindeyim." Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v) gönlünü almak için ona: "Mâriye'yi kendime haram kıldım. Bunu sakın hiç kimseye söyleme" dedi. Rasulullah (s.a.v) Hafsa'nın yanından çıkınca, Hafsa, Âişe ile kendi arasındaki duvara vurdu ve Peygamber (s.a.v)'in sırrını ona bildirdi. Hafsa ile Aişe, birbirleriyle sıkıfıkı idiler. Rasulullah (s.a.v) bu olaya kızarak bir ay eşlerinin yanma girmemeye yemin etti ve onlardan ayrıldı. Bu*nun üzerine Yüce Allah, "Ey Peygamber! Allah'ın helal kıldığını niçin kendine haram kılıyorsun?" mealindeki âyeti indirdi.[4]
b. Rivayete göre Rasulullah (s.a.v) eşi Zeyneb'in yanma girer ve orada bal içerdi.Bunu gören Âişe ve Hafsa, Rasulullah (s.a.v) kendilerine yak*laştığında ona "meğâfir yemişsin" demek üzere anlaştılar. Meğâfir, tatlı fakat kötü kokusu olan bir yiyecektir. Rasulullah (s.a.v) Hafsa'nın yanma varınca Hafsa bu sözü ona söyledi. Sonra Rasulullah (s.a.v) Âişe'nin yanına girdi. O da aynı şeyi söyledi. Rasulullah (s.a.v) kendisinden kötü bir kokunun yayılmasını istemezdi. Rasulullah (s.a.v) "Hayır, fakat ben Zeyneb'in yanında bal içmiştim. Bir daha onu içmeyeceğim" dedi ve buna yemin etti. Bunun üzerine: "Ey Peygamber! Allah'ın helal kıldığını niçin kendine haram kılıyorsun?" mealindeki âyet indi.[5]

Âyetlerin Tefsiri


1. "Ey Peygamber!" şeklinde yapılan hitap, onun yüce ve şerefli makamına saygı, ta'zim ve hümet edilmesini ifâde eder. Yüce Allah, Hz. Muhammed'e (s.a.v.), diğer peygamberlere hitap ettiği gibi ismi ile hitap etmedi. Allah onlara "Ey İbrahim!, Ey Nuh!, Ey Meryem oğlu Isa!" diyerek isimleriyle hitap etmişti. Hz. Muhammed (a.s)'e "Ey Nebî!" veya "Ey Rasûl!"diye hitap etmesi, onun, nebî ve rasullerin en üstünü olduğuna en büyük delildir. Yani, ey, Cebrail vasıtası ile kendisine gökten vahiy ve haber gelen! Allah'ın sana helal kıldığı kadını, niçin kendine haram kılıyorsun? Tefsirciler şöyle der: Rasulullah (s.a.v) ümmü veledi olan Mâriye ile, Hafsa'nın evinde beraber oldu. Hafsa durumu öğrenince Rasulullah (s.a.v) ona: "Mâriye'yi kendime haram kıldım. Fakat bu sırrımı sakla" dedi. Bunun üzerine, "Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığını niçin haram kılıyorsun?" mealindeki âyet indi.[6] Sûrenin, bu azarlama üslûbu ile başlamasında, açık ve güzel bir merhamet vardır. Zira Yüce Allah, Rasulullah (s.a.v)'ı eşlerinin gönlünü hoş etmek maksadıyla kendisini sıkıntıya sokmasından dolayı azarladı. Sanki şöyle buyurdu: Eşlerin, senin gönlünü hoş etmek için gayret ederken, sen onların uğruna kendini sıkıntıya sokma. Kendini bu sıkıntıdan rahatlat.» Allah'ın sana helal kıldığım haram kılarak eşlerinin gönlünü kazanmak istiyorsun. İbn Cüzeyy şöyle der: Bundan maksat, Rasulullah (s.a.v)'m, Hafsa'nın gönlünü kazan*mak için Cariyeyi kendisine haram kılmasıdır. Bu gösteriyor ki, âyet, Cari*yeyi haram kılma hakkında inmiştir. Balı haram kılma konusuna gelince, Rasulullah (s.a.v)'in bundan maksadı eşlerinin gönlünü kazanmak değildir. O, sadece kokusundan dolayı bal yemeği bırakmıştır.[7] Allah'ın mağfireti bol, rahmeti geniştir. Zira, Mâriye'yi kendine yasak etmen hususunda sana hoşgörülü davranmıştır. O sadece, sana olan merhametinden dolayı seni azarladı. Burada Yüce Allah'ın bu hususta Hz. Peygamber (s.a.v)'iazarlamasının ona bir lütuf olduğuna işaret vardır. Azarlama sadece, Peygamber (s.a.v)'in kendisini sıkıntıya sokması, zevk ve fayda göreceği şeyden sakınmasından dolayıdır. Zemahşerî'nin, "Bu, Rasulullah (s.a.v)'ın bir hatasıdır. Çünkü o, Allah'ın kendisine helal kıldığını haram kılmıştır" şeklindeki yorumu ne kötüdür. Böyle bir yorum, peygamberlik makamına karşı saygısızlık ve Ma'sum Peygamberin (s.a.v.) sıfatlarını bilmemektir. Zemahşerî'nin iddia ettiği gibi Rasulullah (s.a.v helâli haram kılmamıştır ki, bu bir muhalefet ve isyan sayılsın. O sadece, eşlerinden birinin gönlünü hoş etmek için bir cariyesine yaklaşmaktan sakmmıştır. Dolayısıyle Yüce Allah, kendisini sıkıntıya sokacak şeylerle eşlerinin gönlünü hoş etmeye çalışmasından dolayı, acıdığı, şeref ve makamının yüceliğini istediği için onu azarladı. Bu azar, Yüce Allah'ın Hz. Peygamber (a.s.)'e ihsan ettiği alışılmış lütuf üslubuyla yapılmıştır.[8]

2. Ey Mü'minler topluluğu! Allah sizin için, yeminlerinizi çözeceğiniz şeyi meşru kılmıştır. Bu da keffâretle olur. Allah, dostunuz ve yardımcmızdır. O, yarattığını bilen ve yaptığım hikmetle yapandır. O, hikmet ve menfaatin gerektirdiği şeyden başkasını ne emreder, ne de yasaklar.
Bundan sonra Yüce Allah, Rasulullah (s.a.v) ile eşlerinden biri arasında geçen olayı açıklamak üzere şöyle buyurdu: [9]

3. Hani, bir zamanlar Peygamber Mu-hammed (s.a.v) eşi Hafsa'ya gizlice bir haber söylemiş ve ondan bunu gizli tutmasını istemişti. İbn Abbâs şöyle der: Bu, Hafsa'ya (r. anh§) söylemiş olduğu, Cariyeyi (r. anhâ) kendine haram kılması sırrıdır. Peygamber (a.s.) aynı zamanda Hafsa'ya, kendisinden sonra Ebûbekir ve Ömer (r.anhumâ)'in halife olacağını bir sır olarak söylemiştir.[10] Bu haberi hiçkimseye söylememesini istemiştir. «Hafsa bu sırn Âişe'ye bildirip ona açınca ve Yüce Allah da Cebrail (a.s.) vasıtasıyle, onun bu sırn yaydığını Peygamberine (s.a.v.) bildirince, Rasulullah (s.a.v) Hafsa'ya sitem ederek, yaydığı bu sırrın bir kısmını ona bildirdi. Haya ve Iütfundan dolayı Hafsa'nin bütün yaptıklarını kendisine bildirmedi. Çünkü faziletli vg erdemli kişilerin âdetlerinden biri de, hataları görmezliktengelmek ve kınayıp azarlamada müsamahalı davranmaktır. Hasan Basrî, "Erdemli kişi, asla suçun karşılığı olan cezayı tam vermez" der. Süfyân da şöyle der: Görmezlikten gelmek, dâima faziletli ve erdemli kişilerin âdetlerindendir.[11] Hâzin de der ki: Yani, Peygamber (s.a.v), Hafsa'nın Âişe'ye haber verdiklerinin bir kısmını ona bildirdi ki, bu da, Mâriye'yi kendirfe haram kılmasıdır. Halifelik hususunda verdiği sırrı ifşa ettiğini bildirmedi. Çünkü bu bilginin halk arasında yayılmasını istemedi.[12] Rasulullah (s.a.v) sırrını yaydığını Hafsa'ya bildirince, Hafsa, "Ey Allah'ın Rasûlü! Sırrını yaydığımı sana kim bildirdi?" dedi. Ebû Hayyân şöyle der: Hafsa, Âişe'den sırrı saklamasını istediği halde, onun bunu yaydığını zannetti ve haber vereni öğrenmek maksadıyle, "bunu sana kim bildirdi? dedi. Rasulullah (s.a.v), bu haberi kendisine Yüce Allah'ın bildirdiğini söyleyince Hafsa susup boyun eğdi.[13] Rasulullah (s.a.v)'da, "Bunu bana, izzet sahibi, kulların sırlarını bilen, herşeyden haberi olan ve hiçbir şey kendisine gizli kalmayan Rabbim bildirdi" dedi. [14]

4. Bu hitap Hafsa ve Âişe'yedir. Onları azarlamada daha etkili olmak ve peygamberlerin efendisine yapmış oldukları eziyetten dolayı tevbe etmeye onları daha fazla teşvik etmek için, III. şahıs kipini bırakıp II. şahıs kipiyle hitap ederek, "Eğer Allah'a tevbe ederseniz" buyurdu. Bu şartın cevabı zikredilmemiştir. Takdiri şöyledir: Eğer tevbe ederseniz, bu, Peygambere (a.s.) eziyet vermek üzere birbirinize yardım etmenizden daha iyidir. Çünkü kalpleriniz, sevdiğini sevmek ve hoşlanmadığından hoşlanmamak suretiyle, Rasulullah (s.a.v)'a göstermeniz gereken samimiyetten kayıp uzaklaşmıştır.[15] Peygamber (s.a.v)'e karşı, onu üzecek konuda yani onunla diğer eşleri arasında meydana gelen olayda, ikiniz birbirinize destek olursanız, bilin ki, Yüce Allah onun dostu ve yardımcısıdır. Sizin bu yardımlaşmanız ona zarar vermez. Cebrail ile sâlih mü'minler de onun dostu ve yardımcılarıdır, ibn Abbâs şöyle der: Yüce Allah salih mü'minlerle Ebûbekir ve Ömer (r.anhumâ)'i kastetmektedir. Bu ikisi, Âişe ve Hafsa'ya (r.anhumâ) karşı Rasulullah'a (s.a) destek olmuşlardır. İbn Cüzeyy de şöyle der: Yani, ikiniz, aşırı kıskançlık, sırrını yayma ve Peygamberi (s.a.v.) üzecek benzeri şeylerle ona karşı birbirinizi desteklerseniz, bilin ki, onun da yardımcısı ve dostu vardır. Sahih hadiste şöyle gelmiştir: Bu olay meydana gelince Ömer, Rasulullah'a (s.a.v) geldi ve şöyle dedi: "Ey Allah'ın Rasûlü!Bu kadınlarla ilgili seni üzen şey nedir? Eğer sen onları boşarsan, bil ki Al*lah, melekleri, Ebûbekİr ve Ömer senin yanındadır." Ömer'in (r.a.) bu sözüne uygun olarak bu âyet inmiştir.[16] Ona düşmanlık edenlere karşı Yüce Allah, Cebrail, ve sâlih mü'minlerin, ardından itaatkâr melekler de onun yardımcılarıdır. İşte yardımcıları ve destekçileri bunlar olan kimseye karşı, iki kadının yardımlaşması ne ifade eder?! Yüce Allah Cebrail'in şanını yüceltmek ve Allah katındaki makamını açıklamak için onu tek olarak zikretti. Böylece Cebrail (a.s.), bir defa tek olarak, bir defa da genel melekler içinde olmak üzere iki defa zikredilmiş oldu. Yüce Allah, sâlih mü'minleri şereflendirmek, onlara özen göstermek ve sâlih olmanın faziletini yüceltmek için sâlih mü'minleri Cebrail (a.s.) ile meleklerin ortasında zikretti. Yüce Allah mahlûkâtın en büyüğü olan melekleri zikrederek âyeti sona erdirdi. Peygamberi (a.s.) yüceltmek, makamının ve ona yapılan yardımın büyüklüğünü göstermek için melekleri ona yardımcı kıldı. Çünkü melekler, seçkin Peygambere (s.a.v.) yardım için çölleri dolduran kalabalık bir ordu mesabesindedir. Artık bundan sonra Peygambere (s.a.v.) karşı kim düşmanlık edebilir?![17]
Bundan sonra Yüce Allah, Peygamber (s.a.v)'in hanımlarını korkutarak şöyle buyurdu: [18]

5. Fiilinin faili Allah teâlâ olduğunda vücûb ifade eder. Yani, Allah'ın Rasûlü sizi boşarsa yerinize, ona sizden daha hayırlı ve üstün sâlih eşler vermek Allah üzerine hak ve vaciptir. Kurtubî şöyle der: Bu, Allah'tan Rasûlüne (s.a.v.) verilmiş bir sözdür. Yani, Rasulullah (s.a.v) dünyada eşlerini boşarsa, Allah'ın onu, onlardan daha hayırlı kadınlarla evlendireceğine dâir bir vaadidir. Yüce Allah, Rasulullah (s.a.v)'m onları boşamayacağını bilir. Fakat, onları korkutmak için, Rasûlü onları boşadiğı takdirde, ona onların yerine daha hayırlılarını verebileceğine dâir kudretini bildirdi.[19] Bundan sonra Yüce Allah, onların yerine Rasûlüne vereceği eşleri tanıtmak üzere şöyle buyurdu: Onlar, Allah ve Rasulünün emrine boyun eğen, onlara inanan, kendilerine emredilen şeyleri yapan, itaata devam eden, masiyete devam etmeyip günahlardan tevbe eden, ibadet sanki kalpleriyle iyice karışmış da onların karekteri haline gel-mişcesine Allah'a çokça ibadet eden, Allah ve Rasulün uğruna yolculuk vehicret eden[20] hanımlardır. Bunların bir kısmı dul, bir kısmı da bakire olur. İbn Kesîr şöyle der: Yüce Allah, hanımları dul ve bakire diye ikiye ayırdı ki, nefis onları daha çok istesin. Çünkü çeşitlilik nefsi rahatlatır.[21] ile arasına atıf 3 'mm gelmesi çeşitleme ve kısımlara ayırmak içindir, söylenmemiş olsaydı mânâ mutlaka bozulurdu. Çünkü bakirelik ve dulluk bir arada bulunmaz. Kur'ândaki bu inceliği bir düşünün...
Yüce Allah, Peygamberin (s.a.v.) hanımlarına özel olarak nasihat ve öğüt verdikten sonra ardından mü'minlere genel öğüt vererek şöyle buyurdu: [22]

6. Ey, Allah ve Rasûlüne inanmış ve kendilerini teslim etmiş mü'minler! Kendinizi, eşlerinizi ve çocuklarınızı, alevli kızgın ateşten koruyun. Bu da günahları bırakıp itaat etmekle ve onları eğitip öğretmekle olur. Mücâhid şöyle der: Allah'tan korkun ve aile fertlerinize Allah'tan korkmayı tavsiye edin. Hâzin de şöyle der: Onlara hayrı emredin ve kötülükten nehyedin. Onları öğretip terbiye edin ki, bu şekilde onları ateşten korumuş olasınız.[23] Âyetteki den maksat, hanımlar, çocuklar ve bunlara katılabilenlerdir. Cehennemin, ateşinin tutuşturulduğu odunu insanlar ve taşlardır. Tefsifciler şöyle der: Taştan maksat kükürt taşıdır. Çünkü o, ısısı en fazla olan ve en çabuk yanan şeydir. Yani cehennem ateşi aşırı derecede sıcak olup bu anlatılanlarla yakılır. Odun ve benzeri şeylerle yanan dünya ateşine benzemez. İbn Mes1ud da şöyle der: Cehennemin içine atılan odun, insanoğlu ve kükürt taşıdır. Bunlar leşten daha pis kokar.[24] O ateşin başında katı kalpli Zebaniler vardır. Hiçkimseye acımazlar. Bunlar, kâfirlere işkence etmekle görevlendirilmiştir. Kurtubî şöyle der: Meleklerden maksat Zebanilerdir. Bunlar katı kalpli olup, kendilerinden merhamet istenince acımazlar. Çünkü onlar gazaptan yaratılmışlardır. İnsanoğluna nasıl yemek ve içmek sevdirilmişse onlara da insanlara işkence etmek sevdirilmiştir.[25] Onlar hiçbir durumda Allah'a isyan etmezler. Erteleme ve oyalama yapmadan emirleri uygularlar.
Kâfirler cehenneme girerken onlara şöyle denilir: [26]

7. Ey Kâfirler! Suç ve günahlarınızdan dolayı özür dilemeyin. Bugün özür dilemenin, size bir yararı olmaz. Çünkü, dünyada daha önce uyarildmız ve mazeretinizin orada kabul edileceği bil*dirildi. Siz, sadece yaptığınız çirkin işlerin cezasını çekeceksiniz. Size hiçbir zulüm yapılmayacak. Nitekim Yüce Allah meâlen, "Bugün herkese kazandığının karşılığı verilecek. Bugün haksızlık yoktur. Kuşkusuz Allah, hesabı hemen görendir"[27] buyurmuştur.
Bundan sonra Yüce Allah mü'minleri, doğru ve samimi bir tevbeye çağırdı: [28]

8. Ey Mü'minler! Günahlarınızı bırakıp İçten, doğru ve son derece samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Ömer'e (r.a.) Nasûh tevbe'nin ne olduğu sorulunca şöyle cevap verdi: "O, kişinin tevbe ettikten sonra, sütün memeye dönmediği gibi, bir daha günaha dönmemesidir.[29] Ulemâ şöyle der: Nasûh tevbe, şu üç şartı taşıyan tevbedir: Günahtan vazgeçmek, işlenen günaha pişman olmak ve bir daha ona dönmemeye azmetmek. İşlenen suçla, bir insanın hakkı yenmişse dördüncü bir şart ilave edilir. Bu da, hakların, sahiplerine geri verilmesidir. Umulur ki Allah size acır da günahlarınızı siler. Tefsir-ciler şöyle der: Fiilinin faili, Allah teâlâ olduğunda bu fiil vücûb ifade eder. Muhakkak olacak, demektir. Bu, tevbenin kabulü hususunda kendisinden bir lütuf ve ikram olarak, Yüce Allah'ın kullarını ümitlendirmesidir. Çünkü büyük, vaadedince yerine getirir, Kırallarm âdeti de, bir şey istediklerinde demeleridir. Bu, muhakkak olacak, mânâsındadır.[30] Âhirette de sizi, köşklerinin altından cennet ırmakları akan güzel bağlara ve bostanlara sokacaktır, O gün Allah, Peygamberi ve ona uyan mü'minleri kâfirlerin önünde utandırmayacak, aksine onlara ikram edip aziz kılacaktır. Ebussuûd şöyle der: Burada Yüce Allah'ın rezil ettiği kâfir ve fâşıklara tariz vardır.[31] O mü'minlerin nuru, sırat üzerinde onlar için ışık saçacaktır. Ayın gece karanlığında ışık saçtığı gibi, onların nuru da önlerini, arkalarını, sağlarını ve sollarını aydınlatır.[32] Allah'a şöyle diyerek dua ederler: "Ey Rabbimiz! Bu nuru üzerimize tamamla. Onu bizim için devamlı kıl. Bizi, karanlıklarda bocalar bırakma." İbn Abbâsşöyle der: Bu, Allah münafıkların nurunu söndürdüğü zaman, mü'minlerin yaptığı duadır.[33] Korktukları için, cennete varıncaya kadar, bu şekilde Rablerine dua ederler. 3 işlediğimiz günahları bağışla. Sen her şeye, yani bağışlama, cezalandırma, acıma ve azap etmeye gücüyetensin.
Bundan sonra Yüce Allah, düşmanları olan kâfir ve münafıklara karşıcihâd etmeyi emretti: [34]

9. Ey Peygamber! kâfirlere karşı kılıç ve mızrakla, münafıklara karşı hüccet ve delil getirerek cihâd et. Çünkü münafıklar, iman etmiş görünüyorlardı. Dolayisıyle onlar dış görünüşleri itibariyle müslüman idiler. Bu sebeple Rasulullah (s.a.v)'a onlarla savaş emredilmedi. Onlarla sert konuş, onları korkutmak ve zelil etmek için, onlara yumuşak davranma ki dirençleri kinisin ve davranışları yumuşasm. Ahirette onların kalacağı yer cehennemdir. Suçlular için cehennem, ne kötü varılacak yerdir.
Bundan sonra Yüce Allah kan veya evlilik bağının fayda vermeyeceğine dair kâfirlere misal getirdi. Çünkü kıyamet günü bütün sebepler kesilecek ve iyi amelden başka hiçbir şeyin faydası olmayacaktır: [35]

10. Yüce Allah, kâfirlere mü'-minlerle akrabalıklarından istifade edemeyeceklerine dâir, Nuh'un karısı ile Lût'un karısının durumunu misal getirdi, iki kadın, iki büyük peygamberin yani Nûh (a.s.) ile Lût (a.s.)'un nikâhı altında idiler. Yüce Allah, Nûh (a.s.) ile Lût (a.s)'u şereflendirmek ve onlara değer vermek için "Kullarımızdan" demek suretiyle onları kullukla niteledi. Bu kadınların herbiri inkâr edip iman etmemek suretiyle eşlerine hainlik ettiler.[36] Peygamber olmalarına rağmen, karılarından, Allah'ın azabından hiçbir şeyi savamadılar. « Cehennem bekçileri, kıyamet günü o iki kadına, "Cehenneme giren diğer suçlu kâfirlerle birlikte siz de cehennem ateşine girin" derler. Kurtubî şöyle der: Yüce Allah ahirette hiçbir kimsenin akrabasına veya soyundan gelen birine fayda sağlayamayacağına dikkat çekmek için bu misali getirdi. Çünkü din, kişi ile akrabalarının arasım ayırmıştır. Nitekim Nûh (a.s) veLût (a.s) da, Allah katındaki değerlerine rağmen, eşleri isyan edince, Allah'ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadılar.[37]

11. Allah, inananlara da Firavun'un karısını misal verdi. Bu, iman, ettiği müddetçe akrabasının kâfir olarak kalmasının mii'mine zarar vermeyeceği hususunda, getirilen, bir başka misal*dir. Ebussuûd şöyle der: Yani Yüce Allah, Firavun'un karısının durumunu, kâfir ile akrabalığın mü'minlere zarar vermeyeceği hususunda, onların durumuna misal getirdi. Zira o, Allah'ın en büyük düşmanı olan Firavun'un nikâhı altında idi. Halbuki, o en yüksek cennet odalarında bulunuyordu.[38] Tefsirciler şöyle der: Firavun'un karısının adı Âsiye binti Müzâhim idi. Bu kadın Musa'ya (a.s.) iman etmişti. Olay Firavun'a ulaşınca, Firavun Âsiye'-nin öldürülmesini emretmişti. Fakat Allah, Asiye'yi Firavun'un şerrinden korudu. Onun, en büyük kâfir olan Firavun'la birlikte olması ona zarar vermedi. Alemlerin Rabbinin iki peygamberi olan Nûh (a.s.) ile Lût (a.s.)'un hanımlarının onlarla birlikte olması da, o hanımlara bir fayda sağlamadı, Hani Firavun'un karısı şöyle diyerek Rabbine dua etmişti: "Ey Rabbim! Naîm cennetinde rahmetine komşu olarak benim için yüksek bir köşk yap". Bazı âlimler şöyle der: Bu, ne kadar güzel bir sözdür. Evden Önce komşu seçti. Çünkü, "Cennette yanında bana bir ev yap" dedi. O, saray istemeden önce Allah'ın komşuluğunu istemektedir. Bu âyette, Firavun'un karısının Öldükten sonra dirilmeye iman ettiğine delil vardır. Beni Firavun'un inkârından ve taşkınlığından koru. Beni Kıptîler'den, Firavun'un azgın tâbilerinden kurtar. Hasan Basrî şöyle der: Firavun'un karısı kurtuluş için dua edince, Allah onu en güzel şekilde kurtardı. Onu cennete kaldırdı. Orada yiyor, içiyor ve nimetlerden faydalanıyor.[39]

12. İman hususunda bir başka misâl de, namusunu çirkin şeylere yaklaşmaktan koruyan İmran binti Meryem'dir. O, iffetli, şerefli ve temizdir. Mel'ûn yahudilerin iddia ettiği gibi değildir. Yahudiler, "O zina yaptı. Oğlu îsa da zina mahsulü bir çocuktur" diye iddia etmişlerdi, Elçimiz Cebrail, yakasının açık yerinden üfle*di. Bunun etkisi rahmine ulaştı ve îsa'ya hâmile kaldı. İbn Kesîr şöyle der: Yüce Allah Cebrail'i gönderdi. Cebrail (a.s) Meryem'e insan suretinde göründü. Yüce Allah ona, ağzıyle Meryem'in elbisesinin yakasından üflemesini emretti. Üfürük inip Meryem'in rahmine girdi. Bu şekilde îsa'ya gebe kaldı.[40] Allah'ın kutsal emirlerine vesemavî kitaplarına iman etti. Esasen o, Allah'a ibadet ve itaat eden kavimden idi. Bu, Hz. Meryem'in çok ibadet ve itaat ettiğine ve huşu içinde bulunduğuna dair övgüdür. Hadiste şöyle buyrulmuştur: Erkeklerden birçok kimse kemâle ermiştir. Kadınlardan ise, sadece Firavun'un karısı Âsiye, İmran bint Meryem ve Hatice binti Huveylid kemâle ermiştir. Âişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü, tirit yemeğinin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.[41]

Edebî Sanatlar


Bu mübarek sûre, birçok edebî sanatı kapsamaktadır. Bunları aşağıda
özetliyoruz.
1. ve arasında tıbak sanatı vardır. Bunların hepsi, sözün güzelliğini artıran güzelleştirici edebî sanatlardandır.
2. "Eğer Allah'a tevbe ederseniz" ifadesinde, daha fazla kınamak ve azarlamak için III. şahıs kipinden II. şahıs kipine dönüş yapılmıştır.
3. kipler, mübalağa kipleridir.
4. "Cebrail, sâlih mü'minler ve melekler" cümlesinde husustan sonra umûm zikredilmiştir. Yüce Allah, şereflendirmek için Cebrail'i önce özel olarak zikretmiş, sonra da, Rasulullah (s.a.v)'ın şanına özen göstermek için, umûmla beraber ikinci defa zikretmiştir. Sâlih mü'minleri de Cebrail ile mukarreb melekler arasında zikretti.
5. "Kendinizi ve aile fertlerinizi ateşten koruyun" cümlesinde mecâz-ı mürsel vardır. Yüce Allah, sonucu zikredip sebebi kastetmiştir. Yani kendinizi ve aile fertlerinizi Allah'ın azabından korumanız için itaata devam ediniz.
6. İman ehlinin varacağı yer ile isyan ehlinin varacağı yer arasında mukabele sanatı vardır. Bunlar şu âyetlerdedir:
7. "O, itaat edenlerden idi" cümlesinde tağlîb sanatı vardır. Yüce Allah, erkeklere ait bir kelimeyi, hem erkekler hem de kadınlar için kullanmıştır.
8. İnci ve mercan gibi güzel seci' murassa' vardır. Bu, Kur'ân'da çoktur. Bunu iyice düşünün.
Allah'ın yardımıyla "Tahrîm Sûresi"nin tefsiri bitti. [42]

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 543
favori
like
share