Dünya olanca hızıyla dönüyor... Umurunda bile değilim... Toprağımı yadırgıyorum buralarda. Kanıksanmış, kabule yaltaklanmış yaşamlar hakettiği küfrü yiyor benden. Acil durumlarda kırılabilecek camekanlar olmadı hayatımda. Yüzümde serseri mayın izi. Topalladığında dudağın, anlamalıydım beni sevmediğini...

Yoksunluğumun bilmem kaçıncı günü bugün. Senden ıradıkça korkunun eli ensemde... Dışarısı ayaz. Ruhum kırağıya çalıyor, kendi adımını unutmuş, kendi yerinden kovulmuş sanki.

Günün yamacına çıktım soluksuz, zirvesinde siyahı gördüm. Fısıldadığımda adını, bedenimden düştüm! Gerçeğin yansıması hayaline vurduğunda sesini yüreğime sermiştin çoktan. Üstüme çöken bu sessizliğin; gülümseyişinin sonuna rast geldiğini bilmeliydim.

Karnımda kıpırdanan bir hayata döndüm yüzümü. Sancısını mavi sandım, güldüm... Mutlu olduğunda gözlerime akan maviydi teninin rengi, unutmadım gülüm...

Sana çarptığında ruhum çoktan ölmüştüm. Oysa öpüşünle sarılmalıydı yaram. Elimi tutmayı başarabilseydin eğer, tuttuğunda dirilebilseydim.

Ölgün ruh nasıl sevilirdi ki aşkın oynak kokusu burnunda tüterken? Yakarıya kilitlenmiş dişlerimi gıcırdatırken sus dedin; Sus-tum...

Bende kaldıkça çoğalan bir ıssızlık gibi yazdıklarım. Şimdi onu sana verme zamanı. Okuduğunda bu günlüğüne, bir günlüğüne, beni unuttuğunu hatırlaman için.

Bilerek yaşadığın yazgına ağıtlar yakma! Askıda kalmış sevda sözlerimin; sonuna koşan rüzgara konuşan yapraklarda titrediğini düşün! Düşündüğünde gülümse! Gülümsediğinde sus!

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 315
favori
like
share