Dünyada hangi insan övülmekten hoşlanmaz ki!...Yaptığımız müspet bir davranıştan dolayı takdir edilmek hepimizi mutlu eder.Kim ne derse desin bu insanın doğasında var olan bir hususiyettir.
Çoğumuz olumlu hâl ve hareketlerimizden sonra iltifat ve teşekkür beklentisi içerisinde oluruz.Marifetimiz övgüyle karşılık bulmazsa bu bizi rahatsız eder.Çünkü bu bizim için psikolojik bir ihtiyaçtır.Bir nevi ruhî açlıktır.Bu giderilmediğinde şevkimiz kırılır;arzularımız sekteye uğrar.Mevcut durum, motivasyonumuzu da alt üst eder;verimimizi düşürür.
Bu konuda Batılı düşünürlerden Willam James şöyle diyor: “İnsan doğasının en derin ilkesi takdir edilmeye duyulan iştahtır.” Nedense çok severiz kabul görmeyi…Bir anlamda yaptıklarımızın onaylanması olarak algılarız iltifatı.Övgüde hakikaten mucizevi bir güç vardır.Performansımızın tavan yapmasına zemin hazırlar övgü…
Yine David J. Schwartz : “İltifat,bir fincan kahveye benzer:Gönül alır.” der.Demek ki insanların gönlünü almanın en kısa ve kestirme yolu onu takdir etmekten geçiyor.Ne büyük bir güç…Üstelik bir o kadar da kolay!...
Övgü ruh dünyamızı imar ederek fiziksel gücümüzü ve enerjimizi en üst noktaya çıkarır.Övgünün nelere kadir olduğunu anlamak için fazla uzaklara gitmeye gerek yoktur.Her alanda olduğu gibi bunda da kendimizden örnekler getirebiliriz.Hepimiz başkalarına karşı güçlü ve muktedir görünmeye çalışırız.Gücümüzün dinamosu da beğenilmektir.
Sosyal hayatta nelerle karşılaşmayız ki!...Beklentiler,hayal kırıklıkları!...Bunlar arasında bir denge kuramazsak hayata tutunamayız.Dimdik ve dipdiri ayakta kalabilmek için kendi dışımızdan gelecek bir güce ihtiyacımız vardır.Bu güç şüphesiz ki iltifata muhatap olmaktır.O bize apaydınlık bir yol gösterir.Ruhî çöküntülere derman olur.Bizi kolumuzdan tutup hedefimize adım adım yaklaştırır.
İnsanların davranışlarının çoğu başkaları tarafından fark edilmeye yöneliktir.Önceleri olumlu hareketlerle ilgi çekilmeye çalışılır.Bunda başarılı olunamazsa sırf ilgi çekmek uğruna olumsuz hâl ve hareketlerde bulunulur.İşte biz olumlu davranışlar noktasında kişiyi övgüyle ödüllendirirsek menfi durumların önünü kesmiş oluruz.Aksi hâlde istemediğimiz,utanç duyacağımız tavırlarla pekâla karşılaşabiliriz.Yerinde yapılmayan iltifat ilerde istenmeyen davranışlara yol açar. Bu sefer de yergide hayli cömert davranırız.Fakat yergi hiçbir şeyi halletmediği gibi, kırgınlıklara da zemin hazırlar.
Olumlu bir davranış gördüğümüzde takdir ve iltifatı peşin yapmalıyız.Sonra ne olur,beni mahcup eder mi,sözümün altında ezilir miyim diye düşünmemeliyiz.Üstelik takdiri kesin bir dille ve inanarak ifade etmeliyiz.Kişileri değil,onların sergiledikleri davranışları övmeliyiz.Neyi,niçin beğendiğimizi dile getirerek muhatabımızı bilgilendirmeliyiz.Kişileri kuru ve samimiyetsiz ifadelerle över gibi görünmek ne bize, ne de onlara bir şey kazandır.Çünkü sözün tılsımı kelimelerde değil,kelimelere yüklenen samimiyette gizlidir.
Her nedense millet olarak övgü konusunda çok cimri olmamıza rağmen yergi konusunda bir o kadar cömerdiz.Övülmeye değer onca davranış görürüz de bir türlü ödüllendirmeyiz.Bizim toplumumuzda övgü tabir caizse “yağcılık” olarak algılanmaktadır.Oysa her şey, takdir ederken takındığımız tavırda ve samimiyette gizli…Sen inanarak iltifat ediyorsan başkaları nasıl düşünürse düşünsün.Varsın bildiklerini söylesinler.
Bir başka yanılgımız da “Aman översem şımarır” anlayışıdır.Bunu daha çok kendi çocuklarımız için düşünürüz. Böyle düşündüğümüz için de onları içten takdir ettiğimiz hâlde, bunu ömrümüz boyunca kelimelere döküp dile getiremeyiz.Bu son derece yanlış bir anlayıştır.Övgüdeki tılsım söylerken takındığımız samimiyette gizlidir.İnandığımızı söylersek kimse şımarmaz.Bu, sakat ve yanlış bir düşüncedir.
Yanlış hâl ve davranışlarda muhatabımızı acımasızca hırpalarız.Övgü konusundaki hassasiyeti ve ağırdan alışı burada göstermeyiz.İnsanları eleştirmek için adeta sebep ararız.Oysa insanların hatalarını yüzüne vurmadan,onları incitmeden münasip bir dille düzeltmek erdemdir.Bunu nedense hep göz ardı ederiz.
Atalarımız:“Marifet iltifata tabidir.İltifatsız marifet zayidir.” demişlerdir.Eğer bu düsturu kılavuz edinebilseydik ülkemiz başarılı,kendiyle ve çevresiyle barışık ve mutlu insanlar beldesi olurdu.Bu da sosyal hayatımızda derin yaraların açılmasını önlerdi.Kimse kimsenin kuyusunu kazmazdı.Herkes herkesten emin olurdu.Cümleler “Acaba” ile başlamazdı.
Bundan sonra kendimize eleştirel bir gözle bakarak iltifat konusundaki köhnemiş ve fosilleşmiş görüşlerimizden sıyrılarak yiğidin hakkını yiğide vermede tereddüt etmeyelim.Hoşgörülü ve birbirini seven insanlardan kurulu bir toplum olmak için buna mecburuz.Bugünden tezi yok,hayata yepyeni ve insanî bir perspektiften bakmayı deneyelim.

Unutmayalım ki Mevlâna’yı yücelten hoşgörü;Yunus’u bayraklaştıran sevgidir.Bu yoldur bizi hayata bağlayan…Bu anlayıştır dünyayı yaşanılır kılan!...



M.NİHAT MALKOÇ

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 397
favori
like
share