Yaşamımızda çoğu kez karşılaştığımız bir kavramdır tutku. Bazen duyar, bazen şâhit olur, bazen de yaşarız onunla. “Ahmet çok tutkulu bir taraftardır” , “Selma işine tutkuyla bağlı biridir” veya “tutkuma engel olamıyorum”, v.b. Bu örneklere daha pek çok ilâve yapmak mümkün.

Peki bu” tutku” denen şey nedir? İyi mi, kötü mü? Yaşamımızda olmalı mı, olmamalı mı? Olmalıysa nasıl ve ne kadar olmalı?

Tutkunun tarifi için şöyle bir özet yapmak sanırım yanlış olmaz:

Gönülden bağlanmaktır.
Herhangi bir eyleme, adanmışlık düzeyinde sahip çıkmaktır.
Elinden geleni ortaya koymaya çalışmaktır.
Bir mutluluk kaynağıdır.
Bir tercih, bir fedakârlık, gerektiğinde pek çok şeyden vazgeçebilmektir.
Yani tutku; yaşamı çoğu yönüyle biçimlendirebilen bir bağımlılıktır.


Uygulama alanı ve düzeyi isabetli olursa, tutku bize canlılık kazandırır, monotonluktan uzaklaştırır. Fakat yaşamımızın nerelerinde ve hangi boyutta uygulayacağımızı iyi belirleyemezsek, olumsuz sonuçlarla karşılaşmak da mümkün. Bu nedenle tutkuyu, ihtiras ve zaaftan ayrı düşünmeli, bunlarla karıştırmamalıyız. Ayrıca onun esiri de olmamamız gerekir. Burada Voltaire’in güzel bir ifadesini hatırlamakta yarar var:

“Tutkular, geminin yelkenlerini şişiren rüzgâr gibidir. Bazen gemiyi batırdığı olur, ama onsuz da gemi yerinden kıpırdayamaz.”

Önemli olan, nelere sahip olduğumuzun bilincine varıp, bunların arasından en çok mutluluk verenleri tercih edip, onlarla daha fazla ilgilenmektir. Çok basit örnekler verebiliriz: Çiçek yetiştirmek, şiir veya hikaye yazmak, el sanatlarıyla uğraşmak, bir enstrüman çalmak gibi. Şimdi bir düşünelim: Bunların arasından bizi mutlu eden bir veya birkaçı ile tutku boyutunda ilgilensek, çok daha fazla mutlu oluruz değil mi? Peki bu sonuç, bizi daha büyük mutluluklara ulaştırabilir mi? Bence “evet”. Tutku boyutuna taşıdığımız bir eylemimizin, bize yeni bir iş alanı yaratabileceğini kim göz ardı edebilir? Bir başka örnek: Tutkuyla sarıldığımız işimizin, büyük aksilikler olmadığı taktirde, bizi başarıya ulaştırmayacağını kim söyleyebilir? Bunları göz önünde bulundurarak, sıkıntılarımız olsa da, ara sıra onları bir kenara çekip düşünmekte yarar var. Çünkü, o ana kadar farkına varmadığımız yeni mutluluk kaynaklarıyla karşılaşma olasılığımız söz konusu. İnsanların algılayış biçimleri, zevkleri zaman içinde değişebiliyor. Bu değişimler, yeni tutkularımızın oluşumuna imkân tanıyabilir.

İşte tüm bu nedenlerle, bilinçli bir tutkulu olma halinin yararına inananlardanım. Tutku, yaşama daha sıkı sarılmanın yöntemlerindendir. O, konulmuş olan hedef veya hedefler varsa, ulaşmak için en gerekli unsurlardandır. Başarının anahtar öğelerindendir. Yeri geldiğinde bir kaldıraç, bazen de motivasyon aracıdır. Sevginin yaşatacağı hazda belirleyicidir.

Ve tutkunun ne olduğunu anlamanın en iyi yollarından biri de, en az bir konuda tutkulu olmaktır.


“Tutkular, her zaman inandıran biricik hatiplerdir. Bunlar, kuralları şaşmayan doğa yasası gibidir: Tutkusu olan en sıradan adam, hiç tutkusu bulunmayan en iyi konuşan adamdan daha çok inandırır.” Rochefoucauld



Sevgi ve mutlulukla kalın.

Gülderen Uzunefe

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 489
favori
like
share
Sylar Tarih: 17.03.2009 19:42
Şu hayatta şöyle uzun süreli bir tutkum olmadı. Hevesi çabuk sönenlerdenim.
İsTaNbLuE Tarih: 16.03.2009 13:51
güzel bir yazı gerçekten
CADIKIZ Tarih: 15.03.2009 22:38
Cok guzelmis bir yaziydi ama ben yinede tutkunun alamini iyice kavramadim,nedir die belkide yasamadigim icindir:72: