Sistem Gereksinimleri

OS – Windows XP / Vista (32-Bit)
Processor – XP: 2.0 GHz (Intel Pentium 4; AMD Athlon 2000 ; Multiple Cores) / Vista: 2.2 GHz (Intel Pentium 4/AMD Athlon 2200 /Multiple Cores)
Memory – XP: 512 MB / Vista: 1 GB
Hard Drive – Media: 6.0 GB / EA Link: 12.0 GB
DVD Drive - 8 SPEED
Video Card – XP: 64 MB / Vista: 128 MB
Sound Card - DirectX 9.0c compatible
DirectX - Version 9.0c
Online Multiplayer – 512 Kbps or faster; 2-8 Players
Input - Keyboard, Mouse
Optional – VoIP Headset








C&C ve Red Alert tarihçesi...
Bazı oyunlar vardır, sadece ismini bile duymak insanları büyüler. O ismin geçtiği yerlerde hayallere dalar giderler ve kendilerini o atmosferde, o ambiyansta hissederler. Bir oyun değil; sanki bir kitap, bir film gibi...

İşte bu tip oyunlar, oyun tarihinin kırılma noktaları olurlar; hiç unutulmazlar ve bir mihenk taşı haline gelirler. Gerçek zamanlı strateji oyunlarında da tarihin ilk başyapıtları ve mihenk taşları Dune 2, Age of Empires, Warcraft ve Command & Conquer olmuştur.
Hepsinin ayrı bir yeri olmakla beraber Command & Conquer, kendine has havası, özellikleri ve çekiciliği ile oyuncuların gönlünde taht kurmayı başarmıştı. 1995 yılında başlayan Command & Conquer furyası, dile kolay 13 yıl boyunca hiç dillerden düşmemiş, çıkan yepyeni serileriyle popülerliğini ve kalitesini kat kat arttırmıştı.

Command & Conquer serileri 2 ayrı koldan gitti. Birisi Tiberian / Tiberium serileri, diğeri de Red Alert serileridir. Arada Generals gibi şahsına münhasır başlıklarla da karşımıza çıktığı olmuştu. Fakat C&C’nin bir marka, bir sembol haline gelen esas ismi Red Alert idi. 1996’da çıkan ilk Red Alert, Albert Einstein’ın 2. Dünya Savaşı’nı durdurmak isteyişiyle başlar. Einstein, zaman makinesi ile geçmişe gidip Adolf Hitler’i ortadan kaldırır; ama bu sefer de Stalin’in liderliğinde Sovyet Rusya gücü ortaya çıkar. Nihayetinde 2. Dünya Savaşı’na yine engel olunamamıştı.

2000’de çıkartılan Red Alert 2’yle yakın tarihte Birleşik Devletler – Sovyet Rusya arasında yaşanan soğuk savaş ele alınmış ve Sovyetlerin ABD’ye olan ani baskını ile oyun başlamıştı. 2001’de RA 2’ye gelen ek paket Yuri’s Revenge ile de oyun biraz daha uzatılmış, yeni bir taraf eklenmiş ve bir miktar da fantastik hale getirilmişti.

Derken 2007 yılında yapılan bir duyuru ile Red Alert 3’ün onayı verildi ve RA’cılar büyük bir heyecanla gelişmeleri takip etmeye başladılar. Oyunun konusu, yeni özellikleri, grafikleri, sesleri, müzikleri, devletleri, birimleri hepsi ayrı ayrı bir merak konusuydu. Geçtiğimiz günlerde yazdığımız Red Alert 3 haberinde de belirttiğimiz gibi, E3 2008’de RA 3’ün iyice su yüzüne çıkmasıyla birçok soru cevabını buldu ve bize de bunları inceleyip yazmak kaldı.

Yükselen Güneş’in Gücü!

Red Alert 3, soğuk savaşın hiç bitmediği ve 20. yüzyılın tüm fantastik silahlarının, bilimlerinin gerçekleştirildiği alternatif bir tarihte geçiyor. Red Alert 2’nin devamı olarak seyreden senaryoda, Sovyet ve Batı müttefiklerinin mücadelesine eklenen yepyeni ve çok taze bir devletimiz de var: Japonya! Daha doğrusu, Yükselen Güneş İmparatorluğu. Bu sayede artık RA serisi Uzak Doğu’nun da ilgisini yeterince çekebilecek gibi gözüküyor.
Röportajlardan, basın toplantılarından ve videolardan anladığımız kadarıyla verebileceğimiz kesin bazı bilgiler var. Öncelikle artık tüm birimlerin ikinci bir özelliği var. Yani örneğin Japonların bir robotu bu ikinci özellik kullanıldığında herhangi bir yükseltinin üzerine sıçrayabiliyor. Bu gibi ikinci özellikler kapatıp açılabiliyor, hemen etki edebiliyor veya kullanılması için belirli bir bekleme süresi olabiliyor. Haliyle böyle çok yönlü birimler grup halinde yetenekli kullanıcılar tarafından kullanıldıklarında oldukça tehlikeli hale gelebiliyorlar ve tüm RA serisinin devletler arasındaki denge unsurunu ele alırsak RA 3’te de strateji unsurunun çok derin ve zorlayıcı olacağını tahmin edebiliriz. Çünkü oyundaki uçak, anti-uçak; tank, anti-tank; piyade, anti-piyade; gemi, anti-gemi gibi taş makas kâğıt dengelemesi Japonların robotlarına ve araçlarına da aynen uygulanmış ve ortaya adrenalini çok yükseklerde tutan hızlı ve aynı zamanda beyin kaslarını geliştirici bir oyun ortaya çıkmış.

Yükselen Güneş’in ekstra bir özelliği de, kurulan binaların merkez karargâha yakın olma özelliği gerektirmemesi. Yürüyebilen “çekirdek” araçlarla binalarınızı istediğiniz yere kurabiliyorsunuz. Bunun elbette ki hem avantajları hem de dezavantajları bulunmakta. Bu sayede düşman üssünü hemen abluka altına alabilirsiniz, sınırlarınızı geniş tutabilir ve kaynakları toplayabilirsiniz. Böylece haritaya hükmedebilirsiniz; ancak başarılı bir taktik sergileyemezseniz zaten etrafta güçlüce örgütlenmiş düşman için binalarınızı savunmasız birer yem haline getirebilir ve boşa bir hayli masraf yapmış olabilirsiniz. Ama merak etmeyin, RA 3’teki kaynak sistemi yine yeterince kolay ve rahat. Etraftaki madenlere gidip rafineriyle hızlıca para kazanmaya başlıyorsunuz.

Yıldızlar karması...

Oyundaki üç grubun da hemen hızlıca üs kurup öncü birliklerle haritayı gezme imkânı var. Böylece haritadaki kaynakların ve rakiplerin yerlerini belirlemek yeterince kolaylaşıyor ki bu öncü birlikleri akıllıca kullanmak oyundaki hayati stratejilerden biri denilebilir. Zira rakibinizin ne tip ağırlıkta bir ordu kurduğunu öğrenebilirseniz buna göre anti bir ordu yapabilirsiniz. Ayrıca yine öncü birliklerin faydası, çevredeki diğer binaları bulup –örneğin radyo kulesi– haritadaki diğer imkânlardan yararlanabilir ve bu öncü birlikleri yavaş yavaş büyük bir kuvvet haline getirerek sınırlara kapanmış savunmaya dayalı bir üs olmaktansa en iyi savunma başarılı bir saldırıdır felsefesiyle rakiplerinize nefes aldırmayabilirsiniz.

Eski seriden bildiğimiz devletlerin birimleri hemen hemen aynı. Sovyetlerin meşhur Tesla Coil’leri şimdi bazı gemilerine entegre edilmiş durumda olduğu gibi, Kirov Zeplinleri, V4 Roket rampaları, Terror Drone’ları gibi birçok birim aynen bizleri bekliyor. Yalnız Sovyetlere katılan dikkat çekici biri var: Natasha! Kendisi keskin nişancı bir komando ve düşmanlarını tek mermiyle etkisiz hale getirmek için iyi eğitilmiş bir Rus askeri. Buna karşılık Japonlarda Yuriko Omega bulunuyor. Kendisinin herhangi bir silahı yok, çünkü en güçlü silahı beyni! Beyin gücüyle nesneleri oynatabiliyor, havalandırabiliyor, parçalayabiliyor. Nesnelerden kastımız, tanklar ve hatta gemiler... Müttefiklerin ise uçakları, kamuflaj tankları, güçlü askerleri ise yine hızlı ve kesin iş bitirme için emirlerinize amade ve tabii meşhur Tanya da... Binaları havayı uçuran, piyadelere imkân tanımayan Tanya her zamanki gibi müttefik güçlerin kadrosunda
Çabuk yayılmayı ve hızlı saldırı taktiklerini seven oyuncular için ise Japonya gerçekten etkili bir devlet olacak gibi. Çünkü mekanik ve robot şeklinde oluşan yelpazesi, hızlı bir stratejiyi tetikliyor. Özellikle King Oni çok dikkat çeken bir piyade birimi. Büyük bir robot zırhı olan King Oni’nin esas saldırısı, gözlerinden attığı lazer ışınları ve ikinci özelliği ise bazı araçları ve binaları yıkarak geçmek.

Benim kocaman bir savaş başlığım var!

RA 3’te, son çıkartılan C&C oyunu Command & Conquer 3’tekine benzer bir süper silah sistemi bulunmakta. Her devletin 3 farklı çeşitten seçerek takip edebileceği 5 dizi süper silah var ve bunlar oyunda ilerledikçe (puan topladıkça) sırayla açılıyorlar. Örneğin en güçlü süper silah seviyelerinden biri olan balon bombaları hedeflenen yere paraşütle çok güçlü bombaları yavaşça bırakıyor. Yalnız eski oyunlardan farklı olarak attığınız yerdeki birliklerin bombaları havada vurarak meydana gelecek hasarı hafifletme şansları var veya çevredeki bir anti-uçak biriminin paraşütü hedef alarak bombaları anında yere düşürme imkânı da var. Bu gibi örnekler bize şunu açıklıyor: RA 3 çok daha interaktif yani etkileşimli bir oyun.

Etkileşim demişken, oyun haritasının güzelliklerinden de bahsedelim. Artık RA serisinde ulaşılamaz, geçilemez olan birçok alan herkese açık... Şöyle ki, 3 devletin de birçok askeri veya mühendisi denizde yüzebiliyor, hatta bazı tanklar bile hem kara hem denizde yol alabiliyor. Bunun yanında en can alıcı nokta ise, üssümüzü kıyıya hatta denizin üstüne bile kurabileceğiz! Oyundaki en önemli geliştirmelerden biri bu. Çünkü böyle bir özellik artık inanılmaz derin bir stratejiyi yanında getiriyor, zira denize üs kurabilmek, denizlere hükmetmeyi de yanında getirir. Zaten RA 3 için şöyle bir sözle de karşılaştık: “Red Alert 3’te kim denize hükmederse, tüm haritaya hükmeder...”

Neredeyse tamamen oyuncunun elinin altında olan böylesi bir haritadan bahsettikten sonra gelelim teknik detaylara. İzlediğimiz kadarıyla, yeni RA 3 kesinlikle çok daha şık, çok daha ışıklı çok daha renkli. Renkli değince korkmayın, oyun parkı gibi değil tabii ki; ama örneğin bir Tesla Coil’in attığı elektriğin mavi efektinin çevredeki yansıması çok etkileyici. Bu renk unsurunun yapımcılar tarafından bir açıklaması bulunuyor. RA serisinin bu şekilde daha renkli tutulmasının sebebi daha eğlenceli bir hava yaratılmak istenmesi. Buna karşın Tiberium serisi ise daha koyu ve karamsardır, bu da o kaos havasını oyunculara verebilmek için yapılmış. RA 3’te artı olarak deniz de, kara da üzerinde olan biten her şeyden etkilenebiliyor. Topraklar parçalanıyor, ağaçlar devriliyor, denizde dalgalar oluyor... Özellikle denizin berraklığı ve rengi de gerçekten çok hoş olmuş. Sesler derseniz her zaman ki C&C kalitesinde ve hatta daha üstünde. Eski birimlerin sesleri RA 3’te de aynen kullanılmış, bu da eski oyuncuların hoşuna gideceği bir ayrıntı olmuş. Müzikler ise bizi yüksek tempoda tutmaya hazır: Hell March 3’e hazır olun dersek, fazla söze gerek kalmaz sanırım...

Büyük savaşa hazır olun!

Elimize geçen kaynaklardan öğrendiklerimiz şimdilik bunlar ama zaten, Müttefikler, Sovyetler ve Yükselen Güneş İmparatorluğu’nun büyük mücadelesine sayılı haftalar kaldı. Oyunun 28 Ekim 2008’de çıkartılması bekleniyor ve biz de dört gözle bu anı bekliyoruz!

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 310
favori
like
share