Yönetmen BÜLENT OSMA
Yapımcı FUNDA BABAOĞLU-BÜLENT OSMA
Sunucu SERDAR TUNCER
Program Ekibi MÜZİK YÖNETMENİ;ERTUĞRUL KARABULUT

Benim adım Çanakkale.

Burası, ümit ve inanç atlası...

Burası, metre kareye 6.000 merminin düştüğü kurtuluş mücadelesinin en kanlı coğrafyası.

Burası, iki yüz elli bini aşkın şehidin kanıyla sulanan vatan toprağı...
Burası Çanakkale…

Bir tarafta denizlerden gelen bir ejder

Bir tarafta üstü başı yırtık sefil bir asker

Bir tarafta kartal gibi bir sancak

Bir tarafta gülümseyen al bayrak

İki ordu böyle geldi o gün karşı karşıya…

Her şey büyük hesaplarla yapılmıştı. Ancak hesaba katılmayan bir şey vardı.
Türk’ün gücü ve imanı…

Ey şanlı ordu, ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker,

Seni bugün ve her gün, saygıyla, minnetle, muhabbetle, dua ve rahmetle
anıyoruz. Ruhun şad olsun.



Çanakkale’yi canları ve kanları ile savunan bu kahramanların anısına hazırlanan
“BENİM ADIM ÇANAKKALE”, 18 Mart Çarşamba saat 19.30’da TRT-1’de...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 3943
favori
like
share
BoardBeLasi Tarih: 19.03.2009 00:50
[COLOR="Pink"]Butun Şehitlerimizi Rahmetle aniyoruz..

Ruhlari Şâd olsun..
denizcan Tarih: 18.03.2009 22:13
ellerinize saglik güzel duygulu mesajlariniz icin de ayrica tesekkürler, canakkale gecilmez
gamLı Tarih: 18.03.2009 22:03
Selam olsun şanlı Ecdada

Mehmed Akif ne güzel anlatmış...
ellerine sağlık sevil..
EZqiiiii Tarih: 18.03.2009 21:03
ŞehitLerimizin mekanLarı Cennet ruhLarı şad oLsun..

PayLaşımLarınız içn.tşkLer.
hila Tarih: 18.03.2009 21:02
Rabbim,hepsinin mekanını cennet eylesin...
sevil1903 Tarih: 18.03.2009 20:53
Bugün 18 Mart 2009. Çanakkale’de yazılan destanın üzerinden tam 94 sene geçmiş. Bu anlamlı günde Mehmet Akif’in “Çanakkale Şehitleri’ne” şiirini sizlerle paylaşmak istedim. İşte her mısrasında bizi 94 sene öncesine götüren muhteşem şiir:


ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- “Bu bir Avrupalı!”
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.
Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.
MEHMET AKİF ERSOY
BlueGuard53 Tarih: 18.03.2009 19:10
Ruhları Şad,Mekanlarını Ya-Rab Cennet Eylesin.Allah Rahmet Eylesin ...
sevil1903 Tarih: 18.03.2009 18:59
NaZ Tarih: 18.03.2009 17:59





Şehitlerimizin Ruhları Şad Olsun