Türk minyatür sanatı 16. yüzyılın ikinci yarısında tüm yabancı etkilerden arınmış olarak karşımıza çıkar. Klasik Dönem olarak adlandırılan bu yılların sanat hamisi Sultan 2. Selim (1566-1574) ve 3. Murad "dır (1574-1595). Özellikle S. Murad Güzel Sanatlara, edebiyat ve kitap sanatına düşkünlüğü ile tanınır. Bu sultanların himayesinde Türk kitap sanatının ve minyatürünün en önemli örnekleri verilmiştir. Bu dönem Türk minyatürü, çağdaşı diğer İslam minyatür okullarından birçok ayrıcalıklara sahiptir. Bunlar konu ve üslup olarak iki ana grupta toplanabilir. Resimlendirilen eserler arasında kudretli ve disiplinli imparatorluk ordusunun zaferlerini,padişahın adaletini.çeşitli sosyal faaliyetleri, padişahın avlanmadaki hünerlerini, o yıllar için önemli bazı olayları konu alan Şahnâme türü eserler başta geliyordu. Genellikle manzum ve sultanların başarılarına yönelik Şahnâme türü eserlerden başka, önemli seferleri konu alan tarihsel yazmalarda da tüm olaylar, resimlerle belgeleniyor¬du. Klasik dönem sanatçıları yeni olan bu tür konuları kendilerine özgü gerçekçi bir görüşle ele aldılar. Tarihi gerçeği .yakalamak amacıyla belgesel resimlemeye yöneldi¬ler.
Topografik anlayışla ve gerçekçi bir yaklaşımla ele alınan kale kuşatmaları, Osmanlı ordusunun yürüyüşleri, çeşitli törenleri konu alan tasvirler, padişah portreleri ve olayları olduğu gibi gösterme eğilimi Türk kitap resminin en önemli özellikleridir. Bu tür konulara ve resimleme biçimine diğer İslam okullarında rastlanmaz. Konular ve bu konuların ele alınışı kadar doğanın resmedilişi de çağdaş İslam okullarından farklıdır. Osmanlı resminde doğa, olay kahramanlarını kavrayan basit 'bir fondan ibarettir. Genellikle bir iki tepe veya dümdüz ovalar halinde uzanır. Bazen birkaç ağaçla renklendirilir. Doğanın renklendirilme-sinde de göz alıcı renklerden kaçınılır. Osmanlı nakkaşları bu dönemde sadece konu ile ilgili olduğu zaman, bölgenin belirli özelliklerini yansıtan bir yaklaşımla ırmakları, köprüleri, kaleleri, ağaçları resmeder. Mimari görüntüler de tamamen gerçekçi bir yaklaşımla resmedilir. Binalar, kentler genellikle hayali olmaktan uzaktır. Klasik Osmanlı mimarisinin sadeliği, sarayların, anıtların kurşun kaplı kubbelerinin griliği, Türk minyatürüne ölçülü bir süsleme ve gümüş yaldızla yansır. Bu tasvirler çoğu kez belirli bir yapının devrindeki durumunu belirtecek niteliktedir. Bu dönem Türk minyatürü renk kompozisyonu bakımından da ayrıcalıklara sahiptir. Renk tonlarına fazla yer verilmez.

Gölgelenmeden, karıştırılmadan kullanılan saf renkler Türk minyatürüne farklı bir görünüm kazandırır. Leylak, açık pembe, açık eflatun veya açık yeşil renkte boyalı alabildiğine uzanan ovalar aynı tonda boyalı kalelerle bütünleşir. Mimari ve doğada kullanılan pastel renklere karşı, turuncu ve kırmızı renklerin egemen olduğu görkemli çadır ve otağlar, aynı renklerin çoğunlukta olduğu giysileriyle kişiler resimlerde kuvvetle belirirler.

Klasik okulun ilk ve en önemli yapıtlarından birisi Kanuni Sultan Süleyman'ın son Macaristan seferini, Sigetvar'da ölümünü ve yeni Sultan 2.Selim'in saltanatının ilk yıllarındaki olayları konu alan Nüzhet (el-esrâr) el-ahbâr der sefer-i Sigetvar adlı eserdir (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp. H. 1339). Devrin ünlü vak'anüvislerinden Ahmet Feridun Paşa tarafından yazılmıştır. 976/1568-69 tarihli olan eserde 20 minyatür vardır.

Ordunun Macaristan'a doğru ilerleyişi, Sultan Süleyman'ın elçi kabulü, Sigetvar kalesinin kuşatılma¬sı, yeni sultanın tahta çıkışı ve elçi kabullerini konu alan resimler, Klasik dönem Türk minyatürünün tüm özelliklerinin görüldüğü ilk resimlerdir. Bu tasvirlere genellikle düz çizgiler egemendir. Çevre figür ilişkisi, tarihsel kişilerin tasvirlerinin portre özelliği taşıması sanatçının konuyu gerçekçi bir yaklaşımla ele aldığını gösterir.

Türk minyatürünün,Timurlu ve Safevi minyatür okullarının etkisiyle, bir önceki dönemde sık sık rastlanan çeşitli bitkiler, dereler, çiçeklerle süslü, özenle işlenmiş doğa tasvirlerine bu resimlerde rastlanmaz. Bu eserde doğa, konuyu etkilemeyecek, dümdüz bir fondan ibarettir. Eserin resimlerinin Klasik dönem Türk minyatürüne yön verdiği , damgasını vurduğu anlaşılan ünlü sanatçı Osman'ın elinden çıkmış olduğu anlaşılmaktadır. Nakkaş Osman'ın Klasik dönem Türk minyatüründeki etkinliği tartışılmayacak ölçüdedir. Bu dönemin hemen hemen tüm eserlerinde çalıştığı bilinmektedir. Nereli olduğu ve saray atölyelerine giriş tarihi bilinmeyen sanatçının 16. yüzyıl sonlarına kadar faaliyette olduğu eserlerinden ve arşiv belgelerinden anlaşılır.
Türk- minyatürünün sevilen konularında olan portre bu dönemde de önemli bir yer tutar. Sinan Bey ile başlayan ve Nigârî ile devam eden portre ressamlığı, Sultan S. Murad döneminde ciddi bir biçimde ele alınmıştır.

Bu dönemin şahnâmecisi Seyyit Lokman ve Nakkaş Osman'ın iş birliğiyle hazırlanan Şamailnâme veya Kıyafet el-İnsaniye fî Şemail el-Osmaniye adlı eserde Osman Gazi'den 3. Murad'a kadar olan 12 Osmanlı padişahının portreleri yer alır. 1579 yılında tamamlanan bu eserde Seyid Lokman portrelerin nasıl yapıldığı hakkında bilgi verir. Lokman ve Osman'ın araştırmaları sonucunda birçok padişahın portrelerinin bulunduğu, olmayanların da Vezir-i Azam Sokollu Mehmed Paşa'nın yardımlarıyla dışarıdan (Avrupa'dan) getirildiği anlaşılmaktadır. Lokman ayrıca yazılı kaynaklardan da geçmişteki sultanların giyimlerini karakter ve fizyonomik özelliklerini etüt etmiştir. Titiz çalışmalardan sonra eser yazılmış ve Nakkaş Osman da sultanların portrelerini yapmıştır. Osman, bütün bu araştırmalara rağmen satıh sanatı kurallarına bağlı kalmıştır. Padişahlar 4/3 profilden, törelere göre bağdaş kurmuş veya diz çökmüş otururken tasvir etmiştir. Kıyafetler, özellikle sarıklar ve fizyonomik özellikler mümkün olduğu kadar gerçeklere uygun olarak yapılmıştır. Osman'ın portreleri çağdaşı ve daha sonraki sanatçıların eserlerine örnek olmuş ve bu eserin çeşitli kopyaları hazırlanmıştır. Elimizdeki çeşitli nüshalar içinde orijinal olanların Topkapı Sarayı Müzesi (H. 1563) ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki nüsha olduğu sanılmaktadır (T.6087).

Sultan 2. Selim döneminde Saray Şahnâmeciliğine atanan Seyid Lokman Farsça ve Türkçe birçok Şahnâme yazmış ve bu eserler devrin ünlü sanatçısı Nakkaş Osman'ın başkanlı¬ğında kurulan sanatçı ekipleri tarafından resimlendirilmiştir. Lokman'ın Farsça Şahnâmelerinin ilki 1579 tarihlidir. Yazar bu Şehnamesinde Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatının son yıllarını, Sigetvar seferini ve ölümünü anlatır (Dublin, Chester Beatly Library 413). Eser Farsça ve manzum olarak yazılmıştır. İçindeki 25 minyatür Nakkaş Osman'ın üslup özelliklerini yansıtır. Lokman'ın ikinci Farsça Şahnâmesi Sultan 2.Selim'in saltanat yıllarım (1566 - 1574) içeren Şahnâme-i Selim Han adlı eseridir (Topkapı Sarayı Tkp. A. 3595). Eserin kolofonunda 988 (1581) tarihi vardır. Bazı yaprakları kaybolmuştur. Bunların arasında minyatürlü yapraklar da vardır. Eserde bulunan 43 minyatür Nakkaş Osman ve yardımcısı Ali tarafından yapılmıştır. Bu dönemin diğer eserlerinde olduğu gibi tam sayfa ölçüsünde ve genellikle karşılıklı yapraklar üzerine yapılan resimler Osman'a özgü renk kompozisyonları ve anlatım biçimleriyle dikkati çeker. Tahta çıkış, elçi kabulü gibi saray törenlerini ayrıntılı olarak gösteren resimlerin yanı sıra, o dönemin kara ve deniz savaşlarının tasvirleri de yer alır.

Ayrıca bir köprünün inşası, Edirne'deki ünlü Selimiye Camii'nin tamamlanışı, Kabe'nin onarımı ve genişletilmesi, Mısır'dan getirilen bir su aygırının başının veya Habeşistan’dan gelen gergedanın başkentlilere teşhiri sanatçılara konu olmuştur. Nakkaş Osman gerek bu eserde, gerekse diğer Şahnâmelerdeki tasvirlerde seferler, savaşlarla ilgili konu¬larda kıyasıya savaş anlarım canlandırmaktan çok fethedilen yeri çevresiyle birlikte sükûnet içinde göstermekten hoşlanmıştır. Topografik bir anlayışla ve belgelere dayana¬rak yapıldığı anlaşılan bu geniş görüş açılı tasvirlerde Osmanlı askerleri (yeniçeriler) sükûnet içinde gösterilirler. Sanatçının amacı fethedilen yerin önemini belirtmek olduğu kadar, padişah ve ordusunun kudretini vurgulamaktadır.
Seyit Lokman'ın S. Farsça Şahnâmesi Sultan 3. Murad'ın tahta çıkışından, yani 1574'den 1581 yılma kadar olan dönemi kapsar (İstanbul Üniversite Kütüphanesi F. 1404). Şehinşah-nâme adlı bu eserde devrin üslubunda 58 minyatür vardır. Eser Nakkaş Osman'ın başında bulunduğu bir ekip tarafından resimlendirilmiştir. Çeşitli törenler, Osmanlı ordusunun Doğu'da kazandığı zaferler armağan takdimleri, sarayda inşa edilen bir köşk gibi o dönemin önemli olayları resimlerle belgelenmiştir.

Lokman'ın son Farsça Şahnâmesi Sultan 3.Murad'ın saltanatının 1581-1588 yılları arasındaki olayları kapsar. Bu eser Şehinşahnâme'nin ikinci cildidir (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp. B. 200) . Eserin yazılması temize çekilip resimlenmesi oldukça uzun sürmüştür. Yazılması 1592'de tamamlanan bu Şahnâmenin temize çekilip resimlenmesi 1006 (1597) yılında gerçekleşebilmiştir. Eser Sultan 3. Murad öldüğü için yeni Sultana, 3. Mehmed'e sunulmuştur.
Seyit Lokman ve Nakkaş Osman işbirliğinin, geleneksel Farsça Şahnâme türünün son örneği olan bu eserde 95 minyatür vardır. Çok sayıda figürün yer aldığı savaşlar, ordu yürüyüşleri, kale onarımları, saray seremonileri ve 1581 yılındaki sünnet düğünü vs. gibi konulan tasvir eder. Klasik döneme özgü olayları bağlantılı koşullarıyla anlatma eğilimi, çok sayıda figürün yer aldığı geniş görüş açılı kompozisyon¬lar, bu resimlerde en gelişmiş biçimiyle karşımıza çıkar. Eserin resimleri işçilik bakımından çok özenli olmamakla beraber, anlatım ve kompozisyon aşaması bakımından Türk minyatürünün başyapıtları arasıda yer alacak değerdedir.

Seyid Lokman'ın Türkçe eserlerinin arasında en ünlüsü. 2 cilt halinde yazdığı Hünernâme'dir. Eserin 1. cildinde Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'den başlayarak Yavuz Sultan Selim dahil 9 Osmanlı padişahının hünerleri, adaletleri anlatılır (Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi H. 1523). Eser 992 (1584) tarihlidir. Tam sayfa ölçüsünde ve bazıları karşılıklı yapraklar üzerine yapılmış 42 minyatürü vardır. Bu eserle ilgili bir belgeden resimleri yapan sanatçıların adları ve kaçar resim yaptıkları öğrenilmiştir. Sanatçıların başında Osman bulunmaktadır. Onun yanı sıra Ali Mehmed Bey, Veli Can, Molla Tiflisi ve Mehmed Bursavî adlı nakkaşlar da çalışmışlardır. Resimlendirilen konular arasında tahta çıkış törenleri çoğunluktadır. Bu resimler törenin ciddiyet ve ağırlığını verecek tarzda yapılmıştır.Her şeyin hâkimi olan hükümdar, kompozisyonun merkezini oluşturur. Ona bağlılığını belirtmek için sıralanan devlet adamları, dimdik ve hareketsiz olarak sahnede yerlerini alırlar. Eserin resimlerinden bir kısmını belgesel tasvirler oluşturur. Sultanın yaşadığı Topkapı Sarayı, o dönemin İstanbul'u bu tür tasvirler arasında dikkati çeker.

Hünernâmenin 2. cildi Kanuni Sultan Süleyman'ın 46 yıllık saltanat dönemine ayrılmıştır. Eser sultanın tahta çıkışından ölümüne dek geçen olayları, Sultanın avlanmadaki hünerle¬rini ve adaletini konu alan 65 minyatüre sahiptir (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp. H. 1524). Müsveddelerinden 1588 yılında tamamlandığı anlaşılan bu eserin resimleri, başlarında Nakkaş Osman'ın bulunduğu bir ekip tarafından yapılmıştır. Türk minyatürünün başyapıtları arasında yer alan minyatür¬lerin önemli bir kısmı sultanın Doğu ve Batı'daki seferlerine, zaferlerine ayrılmıştır.

Seyid Lokman'ın resimlendirilen Türkçe eserlerinden birisi de Zubdet el Tevarih' dir. Dünya tarihi niteliğini taşıyan eser, Adem'den başlayarak bütün peygamberleri, Hz. Muhammed'i, halifeleri, İslam tarihinin ana noktalarım ve Osmanlı tarihini anlatır. Eserde adı geçen bütün peygamberlerin ve tarihteki ünlü kişilerin şecereleri verilir. Lokman'ın bu eserinin minyatürlü üç nüshası hazırlanmıştır. 991 (1583) tarihli olanı Sultan 3. Murad'a sunulmuştur (TİEM, 1973). Osmanlı Sarayı'nda hazırlanan minyatürlü yazmalar arasın¬da ender rastlanan büyük boyutlu örneklerdendir (64,7 X 41.5 cm.). Yazmadaki 40 minyatürün büyük bir çoğunluğu tam sayfa ölçüsündedir. Minyatürlerin çoğu peygamberlerle ilgili olayları tasvir eder.

Diğerleri Halife ve İmamların ve Osmanlı sultanlarının portreleridir. Büyük bir özenle hazırlanan bu nüsha ile ilgili bir belge (Başbakanlık Arşivi Kepeci Tasnifi 242) çalışan tüm sanatçıların adlarını vermektedir. Eserde 13 nakkaş, 6 hattat, 4 ciltçi ve 7 yardımcının çalıştığı anlaşılır. Bu belgeden Nakkaş Osman'ın eserin hazırlanma¬sında önemli rol oynadığı anlaşılır. Diğer nakkaşlar arasında Lütfü Abdullah, Ali ve Mehmed adlı üç sanatçının adları vardır. Zübdet-üt Tevarih'in minyatürlenmiş diğer iki nüshası daha vardır. Bunlardan birisi 1583 yılında Darüssade ağası Mehmed Ağa'ya sunulmuştur (Dublin, Chester Beatty Lib. 414). Diğer nüsha Vezir-i azam Siyavuş Paşa'ya sunulmuştur, 1586 tarihlidir (Topkapı Sarayı Ktp. H. 1321). Bütün bu eserlerde dinsel olaylar, mucizeler günlük yaşamın bir parçasıymışçasına tasvir edilmişlerdir.
Klasik dönemde Osmanlı Sarayı'nda resimlendirilen diğer eserler de genellikle tarihi konuludur. Gelibolulu Mustafa Ali tarafından yazılan Nusretnâme adlı eserde Gürcistan, Azerbaycan ve Şirvan'ın fethine tayin olunan Lala Mustafa Paşa'nın 1578-80 yılları arasında yaptığı Doğu seferi anlatılır. Eserin 992 (1584) yılında hazırlanmış resimli nüshası Sultan 3. Murad'a sunulmuştur (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp. H. 13651 . Ferhat Paşa'nın 1588 yılındaki Azerbaycan seferini konu alan Kitab-ı Gencine-i Feth-i Gence adlı eserin 998 (1590) tarihli minyatürlü nüshası da bu dönemin tarihsel konulu eserlerindendir (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp. R. 1296). Diğer tarihsel konulu eserler arasında Asafî Paşanın Şecaatnâme adlı eserinin 994 (1586) tarihli, 77 minyatürlü nüshası İstanbul Ün. Kütüphanesi T. 6043, Rumûzî tarafından yazılan Sinan Paşa'nın Yemen ve Tunus fethini konu alan Tarih-i Feth-i Yemen adlı eserin 1002 (1594) tarihli ve 104 minyatürlü nüshası yine İstanbul Ün. Kütüphanesi T.6045’de yer alır.

Klasik dönem Osmanlı minyatür sanatının en önemli yapıtlarından birisi Surname'dir (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp. H. 1344). Eserin konusu. Sultan 3. Murad'ın oğlu Şehzade Mehmed in sünneti için düzenlettiği görkemli düğündür. İmparatorluğun kudretini dünya ülkelerine göstermek amacına yönelik plan bu düğün için yabancı ülkelerin temsilcileri davet edildi. Sultan 3. Murat Sultanahmed Meydanı'nda düzenlenen gösterileri İbrahim Paşa Sarayı'ndan izledi. Davetliler ise özel olarak yapılan localardan izlediler. 52 gün ve gece süren şenlik sırasında İstanbul'daki tüm esnaf loncaları hünerlerini göstererek meydandan ve sultanın önünden geçtiler. Ulemadan çengilere, camcılardan okçulara, kumaşçılardan kebapçılara, dilencilere kadar toplumun her kesimi bu gösterilerde yer aldı.

Düğünü konu alan Surnâme adlı eserin resimli nüshası Sultan Murad için, olasılıkla 1582 yılı sonlarına doğru hazırlandı. Başı ve sonu eksik, aralarından bazı yaprakları kaybolmuş olarak günümüze gelen eserde resimlerin Nakkaş Osman'ın yönetimindeki sanatkâr ekibi tarafından yapıldığı ve Osman'ın düğünü çift sayfalık 250 kompozisyonla anlattığı kayıtlıdır. Bu tür bir olayın resimlenmesi Osmanlı sanatçıları¬na yeni olanaklar sağlamıştır. Osman, esnaf loncalarının geçişini, diğer eğlenceleri meydan ve seyirci localarının, İbrahim Paşa Sarayı'nın değişmeyen görüntüsü içine yerleştirdi. Bu şekilde çevrenin değişmeyen öğeleri içinde geçide katılanlar ay,rı bir değer kazandı ve eserin bir film şeridi gibi izlenmesini sağladı. Surnâme resimleri 16. yüzyıl ikinci yarısı İstanbul yaşamını, esnaf loncalarım günümüze getiren önemli belgeler olarak büyük bir değer taşımaktadır. Sultan 3. Murad, saltanatının sonlarına doğru Hz. Muhammed'in yaşamını konu alan Siyer-i Nebi adlı eserin resimlenmesini emretti. Orijinali 14. yüzyılda Erzurumlu Darir tarafından arı bir Türkçe ile yazılmıştı. Eserin resimli nüshası 6 cilt halinde hazırlandı. Bu ciltlerden birinci, ikinci ve altıncı ciltler Topkapı Sarayı'ndadır (H. 1221, 1222, 1223]. Üçüncü cilt Ne w York Spencer koleksiyonunda, dördüncü cilt Dublin Chester Beatty Kütüphanesi'ndedir (No. 419). Beşinci cildi kayıptır. Saray Arşivi'nde eser için yapılan masrafları gösteren bir belgeden toplam 814 minyatür bulunduğu anlaşılır. Peygamberin tüm yaşam öyküsünün resimlerle anlatımı ilk ve son kez bu eserle gerçekleşmiştir. Bu konu daha önce Moğollar ve Timurlular döneminde Peygamberler tarihi ve Miraçnâme'lerde resimlenmiş, ancak Peygamberin yaşamım bu denli büyük ölçüde resimlerle anlatan bir eserin yapılması din ve dünya işlerini şahıslarında toplayan Osmanlı padişahları tarafından gerçekleştirilebildi. Eserin minyatürlerini yapan sanatçı ekibinin davranışı tarihsel konulu yazmalardan kısmen farklıdır. Siyer-i Nebi resimleri az sayıda figürlerin yer aldığı sade kuruluşlar, tarihsel konulu eserlerden farklı renk kompozisyonlarıyla dikkati çeker. Resim sayısının çokluğu sanatçıları zaman zaman yeknesaklığa, tekrarlara yönelttiği izlenir. Fakat Hz. Muhammed'in yaşamının önemli dönemleri büyük bir duyarlılık ve özenle resmedilmiştir. Çok sayıda resmin bulunduğu eserin tamamlanması Sultan 3. Mehmed’in saltanat yıllarına rastlar. Resimler tarihsel konulu eserlerdeki tasvirlerden çok farklı olmamakla beraber yeni sanatçıların ön plana geçmesine neden olmuştur.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1442
favori
like
share