1- Öncelikle, yaşanan olayın ve sonucunda ortaya çıkan sorunların hiç kimsenin suçu ya da tercihi olmadığına gerçekten inanın. Bu konuda geçmişe dönerek ne kendinizi ne de çevrenizdekileri asla suçlamayın. “Keşke şöyle olsaydı, keşke gelmeseydi, keşke atlamasaydı...” gibi düşüncelerin, sizlerin daha güzel günler görmenizi geciktireceğini hatta dönemsel açıdan çok daha kırılgan bir yapıda olan karşılıklı ilişkilerinizde tamiri güç hasarlara sebep olacağını sakın aklınızdan çıkarmayın.

2- Yaşanan olayın çok beklenmedik ve ani oluşundan dolayı, hem hastanın hem de ailesinin büyük bir yıkım yaşaması kaçınılmazdır. Ama unutulmamalıdır ki, en büyük acı ve hayal kırıklıklarını her zaman hasta yaşamaktadır. Çünkü kazanın sonuçlarına bir ömür katlanmak zorunda kalan; yemesi, içmesi, tuvaleti, yatması, kalkması vb. her şeyi bir başkasına bağımlı hale gelen; arzuladığı her şeyi başkasından istemek zorunda kalan ve bu gerçeklerle yaşamaktan başka şansı olmayan kişi “hasta”dır. Onun için daha çok özveride bulunması gereken taraf hasta yakınları ve toplum olmalıdır. Eğer aile ve toplum bu özveri ve desteği gerektiği kadar ve samimiyetle vermezse hasta hayata küsebilir ve bu durumda yaşam bütün taraflar için “acılarla dolu günler” halini alabilir. Oysa gerekli özveri ve paylaşımlar sağlandığında sorunsuz ve mutlu bir hayat kaçınılmaz olacaktır.

3- Hasta’yı anlayabilmek için çok değil, sadece 1 (Bir) gün onun yerine tekerlekli sandalyede oturmaya çalışın. Suyunuzu, yemeğinizi, tüm ihtiyaçlarınızı başkalarında isteyin. Ama unutmayın ne ellerinizi ne de ayaklarınızı kesinlikle kullanmayacaksınız! Bakalım yapabilecek misiniz?...
Aslında bunları anlamak için bu tür oyunlara ihtiyaç duymamalısınız. Bir an gözlerinizi kapatın ve başkalarından bir şey istemenin ne kadar zor olduğunu düşünün. Ve Hasta’ya ona göre davranın.

4- Kaza sonrası hastaya sağlık durumunu anlatıp anlatmamak tamamen Hasta’nın ve ailesinin psikolojik yapılarıyla alakalıdır. Bazıları tüm gerçekleri bilmek isterken bazıları ise zamana bırakmayı tercih edebilmektedir. Yalnız bu karar verilirken Hasta’nın çok iyi analiz edilmesi şarttır. Aksi halde büyük psikolojik yıkımlara sebep olunabilir.

5- Kaza sonrası yapılan ilk acil müdahalenin ardından bir Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesinde en az üç ay kalınması şarttır. Bu süreçte Hasta ve yakınları hem kendileri gibi olan diğer hasta ve yakınlarıyla tanışıp dertleşebilir hem de yaşamlarının geri kalan dönemlerinde yapması ve yapmaması gereken kuralları öğrenebilirler.

6- Bu rehabilitasyon döneminde Hasta ve yakınlarına uzmanlar tarafından fizik tedavi ve psikoterapi uygulanmaktadır. Kendi fiziksel koşullarında en kolay ve rahat nasıl hareket edebileceklerini, toplumda yalnız olmadıklarını, yaşamlarını tekerlekli sandalyede geçiren yüz binlerce kişinin olduğunu, gerekli planlamalarla yaşama kaldıkları yerden devam etmenin ne kadar olağan ve kolay olduğunu bu dönemde öğrenebilirler.

7- Yeni felç olan kişilerin sağlık açısından özellikle dikkat etmesi gereken dört husus vardır.

a- Doğru Fizik Tedavi: Kendiliğinden hareket ettirilemeyen eklem ve kasların, başkaları ya da özel aletler yardımıyla çalıştırılmasına Fizik Tedavi denir. Amaç eklemlerde kireçlenmeleri ve kas kısalmalarını önlemek ve kullanılabilir kasları en yüksek düzeyde kullanarak, vücudu mümkün olan en normal hareketliliğine kavuşturmaktır. Doğru yapılan fizik tedavi hem eklem ve kas sistemini düzenler hem de oluşabilecek böbrek ve bağırsak sorunlarını önler. Hatalı yapılan fizik tedavi ise aynı ölçüde zararlı olabilir. Bu zararlardan kaçınmak için, hasta ve ailesi, yapası gereken fizik tedavi hareketlerini çok iyi kavramalı, bu hareketleri düzenli olarak yapmalı ve vücutlarında hissettikleri değişiklikler karşısında gecikmeden bir uzmandan yardım istemelidirler. Fizik tedavi hareketlerini yaparken dikkat edilmesi gereken en önemli husus; eklemleri asla zorlamadan, mümkün olan en normal açı ve kuvvetle gerdirmektir. Çoğu zaman (Hasta’da his olmadığı için) buna dikkat edilmemektedir. Bunun sonucunda da özellikle eklemlerde “küçük kanamalar” meydana gelmekte ve bu da ciddi kireçlenmelere yol açmaktadır. Ya da yapılmayan veya yetersiz yapılan hareketler sonucu kaslar kısalmakta ve eklemler yeteri kadar açılıp kapanmamaktadır. Görüldüğü gibi fizik tedavinin doğru yapılması büyük önem arz etmektedir. Onun için Hasta ve ailesinin doğru ve düzenli hareket yapmaya çok büyük özen göstermesi şarttır. Eğer kendinizde (tüm eklemler için) sağlıklı bir insanın eklemlerinden daha az hareket ve yumuşaklık hissederseniz bu hatalı fizik tedavi yapıyorsunuz anlamına gelebilir. Bu durumda vakit geçirmeden bir uzmana danışmalı ve daha büyük sorunlara sebebiyet vermeden tedavi aşamasına geçilmelidir.

b- İdrar Yolu Enfeksiyonları: Omurilik yaralanması sonucu felç olan hastalar kendiliğinden normal idrara çıkamazlar. İdrara çıkabilmek için farklı yöntemlerle mesaneye ulaşarak mesanede biriken idrarın boşaltılması gerekmektedir (Bkz.Sağlık Danışma). Bu durum -sonda kullanımı- dışardan insan vücuduna iletilen bir sistem olduğu için dışarıdaki enfekte ortamın içeriye geçmesi olasılığı çok yüksektir. Özellikle Daimi sonda kullanımında bu tür enfeksiyonların oluşumu kaçınılmaz ve önüne geçilemez bir sonuçtur. Onun için, genellikle kazanın hemen ardından Hasta’ya takılan bu daimi sondadan en kısa sürede kurtulmalı ve yerine (hastanın durumuna göre) 4-6 saatte bir kere yapılan TAK (Temiz aralıklı kataterizasyon) ya da Prezervatif sonda kullanılmalıdır.
Hastalara “idrarda enfeksiyon olduğunu düşündürecek” başlıca belirtiler: Ateş ve beraberinde titreme-üşüme hissi, idrarda tortuların (partiküler) oluşması, sık idrara çıkma hissi ve en önemlisi de çok sık meydana gelen idrar sızıntılarıdır. Bu tür belirtiler karşısında zaman geçirmeden bir Üroloğa gidilmeli ve gerekli kontroller yaptırılmalıdır. Felçli hastalarda en sık görülen ve denetim altında tutulmazsa ilerleyen zamanlarda çok daha büyük rahatsızlıklara sebep olabilecek Ürolojik rahatsızlıklara karşı dikkatli ve sürekli bir Üroloğun kontrolünde olunması şarttır.

c- Yatak Yarası: Sürekli aynı pozisyonda oturmak ya da yatmak zorunda kalan hastalarda kan dolaşımının normal sağlanamamasından dolayı yatak yarası oluşma riski vardır. Yatak yarasının oluşması için küçücük bir dikkatsizliğin dahi yeterli olduğu ve yaranın 1 saat gibi kısa bir sürede dahi ciddi boyutlarda açılabileceği unutulmamalıdır. Dolayısıyla yara oluşmaması için bazı ayrıntılara dikkat edilmesi kaçınılmazdır.
Hastanın sık sık pozisyonunu değiştirmek, altının kuru olması, çarşaf ve giyeceklerinin altında kırışmaması, yatakta yarı yatar pozisyonda iken aşağı doğru kaydırılmaması, altında havalı yatak olması, uzun süreli tekerlekli sandalyede oturulmaması, eğer oturuluyorsa özel minderler alınması (Bkz. Medikal Danışma) ve/veya sık aralıklarla poponun havalandırılması vb. gibi önlemler alınmalıdır (Bkz.Sağlık Danışma).

d- Yalnış yönelmeler: Kaza sonrası yaşanan sarsıntının hemen ardından Hasta ve yakınları “madem ki doktorlar bu hastalığın tedavisi yok diyorlar, o zaman biz de alternatif yollar araştırırız” gibi önüne geçilemez bir düşüncenin kurbanı olmaya başlıyorlar. Kulaktan kulağa efsane gibi yayılan “saçma sapan” yöntemlerden şifa bulmayı umuyorlar (Bkz.Sağlık Danışma/Tıp Dışı Tedaviler). Oysa Tıp Bilimi, omurilik yaralanmalarının tedavisini “henüz” bulamamıştır. Dünyada milyonlarca insanın omurilik felçlisi olarak tekerlekli sandalyede hayatlarını sürdürdüğünü düşünürsek, bu tür “şifa” umulan yöntemlerin ne kadar saçma ve olasılık dışı hatta zararlı olduğunu anlayabiliriz.

8- Felç olan kişinin mümkün olan en kısa zamanda sosyal hayata ve üretime katılabilmesi, hem kendi psikolojisi hem de ailenin rahatlatılması için çok önemlidir. Hernekadar ülkemiz koşullarında sosyal hayat=üretim=engelli kavramlarını yanyana kullanmak pek kolay olmasa da Hasta ve ailenin tüm maddi-manevi sınırlarını zorlayarak bu yönde çaba sarf etmesi en doğru yol olacaktır.

9- Son olarak Felçli ve ailesine bu zor günlerde büyük bir görev daha düşmektedir. O da, bundan sonraki hayatlarında engellilere ve onların sorunlarına karşı çok daha duyarlı olmak ve yakın çevresinden başlayarak herkese bu duyarlılığı aşılamaya çalışmaktır.
Ayrıca engelli sorunlarını çözmek adına yapılan her türlü faaliyet ve oluşumu elden geldiğince desteklemenin bu duyarlılığın bir göstergesi ve sosyal devlet kavramının vazgeçilmez unsurlarından biri olduğu da unutulmamalıdır.

Bülent Küçükaslan

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 904
favori
like
share