Engel – Özür – Sakat – Arıza – Eksik VS. Ve Her Şeye Tersinden Bakmak
Murat PERÇİN /Sosyal Hizmet Uzmanı


Günümüzde insanlar hiçbir şeye saygı göstermiyor. Eskiden, erdem, onur, gerçek yasalardan oluşan bir dayanağımız vardı. Günümüz Amerikan yaşamında çürüme günden güne yayılıyor. Başka yasalara itaat edilmeyen yerde, çürüme tek yasa olur. Çürüme bu ülkenin altını oyuyor. Erdem, onur ve hukuk hayatımızdan buharlaşıp uçtu.

Bir ailenin özürlü çocuğu olmak ya da özürlü çocuğu olan bir aile olmayı tasarlamak ve özürlü olmanın verdiği ağırlığın altında ezilme çabası ya da Empatik ilişki kurmaya çalışmak desek daha doğru olacak. Dersimizin konusu bu ve buradan yola çıkarak bir ödev hazırlamak. Amaç ve niyet oldukça iyi ama değinilecek konu zor ve “ateş düştüğü yeri yakar” cinsinden. Şu anda okuduğumuz okul dünya okulu ve dersler de doğrudan bize bir şeyler öğretmek için hazırlanmış. Ama bu sefer Tersinden Dünya Okulunun derslerine bakmanın zamanı geldi. Dersin adı “Toplumun ve İktidarın Özürlülüğü”. Ödev ise “Özürlü bir toplumun özürlülüğe bakış açısı”.

Yıl: 2006 ve aylardan ise Mart. Yer: Türkiye Büyük Millet Meclisi. Konu: Sosyal Güvenlik Yasası Tartışmaları. Bir Millet Vekili aynen şu sözleri söylüyor: “Arızalı vatandaşlarımızı korumak için daha çok bütçe ayırmalıyız”. Yasama yetkisini elinde bulunduran hükümetin bir vekili bu cümleleri sarf ederken muhtemelen “engelli vatandaşlarımızdan” bahs ediyordu. Buraya kadar her şey açık ama aklıma takılan bir kavram vardı “arızalı vatandaş”. Maksadım kavramlara takılmak değil ama bildiğiniz gibi kavramlar düşüncenin ve yaşayış biçimin bir görüntüsüdür. Bu ülke milletinin seçtiği bir insanın kullandığı bir kavramdan yola çıkarak ve devamında bu ülkede yaşayan herkesin engelliliğe bakış açısını çıkarsamak mümkün mü? Bence mümkündür. İnsanoğlu çevresinde olan biten her şeyi algılama ve kategorize etme yoluyla öğrenir ya da yaşar. Türkiye Toplumunun “engelliliğe” bakış açısını kaldırımlarından, binalarına kadar; otobüslerinden, kamu kurum ve kuruluşlarına kadar anlamak hiç de zor değil. Hatta şu anda okuduğumuz okulun Sosyal Hizmet Okulu olmasına rağmen, okula tekerlekli sandalye ile gelmesi muhtemel engelli bir öğrencinin üst katlarda derse girmesine yardımcı olabilecek bir asansörün olmamasından bile bu toplumun “engelliliğe” olan bakış açısını çıkarsamak mümkündür.

HER SÖZ BİR ÖN YARGIDIR, BENİM ÖN YARGIM İSE KÜÇÜK BİR HİKÂYEDE SAKLI.

Birkaç yıl önce, Seattle Özel Olimpiyatları’nda, tümü fiziksel ve zihinsel engelli olan dokuz yarışmacı, 100 metre koşusu için başlama çizgisinde toplandılar. Başlama işareti verilince, hepsi birlikte başladılar, bir hamlede başlamadılar belki, ama yarışı bitirmek ve kazanmak için istekliydiler. Yarışa başlar başlamaz içlerinden genç bir delikanlı tökezleyip yere düştü ve ağlamaya başladı. Öteki sekiz kişi çocuğun ağlamasını duydular. Yavaşladılar ve geriye baktılar. Sonra hepsi yönlerini değiştirdiler ve geriye döndüler ve yere düşen çocuğun yanına geldiler. İçlerinden Dawn Sendrom’lu bir kız eğilip çocuğu öptü ve “Bu onun daha iyi olmasını sağlar” dedi.

Sonra dokuzu birden kol kola girdiler ve bitiş çizgisine doğru hep birlikte yürüdüler. Stadyumdaki herkes ayağa kalkıp dakikalarca onları alkışladı. Orada bulunan insanlar hala bu öyküyü anlatırlar. Neden mi?

Çünkü şu tek şeyi derinden bilmekteyiz: bu yaşamda önemli olan şey, kendimiz için kazanmaktan çok daha ötede olan bir şeydir. Bu yaşamda önemli olan, yavaşlamak ve yönümüzü değiştirmek anlamına gelse bile ötekilerinin de kazanması için yardım etmektir, acımak değil. Kendisinden güçsüzü ezmeyi ilke edinen, daha güçlünün kendisini ezmesine davetiye çıkartmış olur.

Sonuç olarak, yaşadığımız toplum ve bizi yönetmek isteyen iktidar aygıtları ve birey olarak da bizler suçluyuz deyip çekilmek niyetinde değilim. Çünkü bu günah çıkartmak anlamına gelir. Ve hâsılı, acınacak durumda olan engelliler değildir, onları acınacak bir obje olarak tasarlayan vicdanlar ve bakışlardır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1570
favori
like
share