"Tim lideri olmayı hiçbir zaman istemedim, ama seçeneğim yoktu. Şimdi emrimde 13 asker var. Vereceğim kararların, atacağım adımların hayatlarını tüketmeyeceği konusunda bana güvenen 13 adam. 13... 13 kesinlikle uğursuz bir rakam.
Burada 8 gün geçirdim. Liderliğine hazır olmadığım bir time komuta ederek geçen 8 gün... Adamlarımın, ailemin öldürmesini, öldürülmesini izleyerek geçirdiğim 8 gün... Tüm bunların bitmesi için durmadan dua ettiğim 8 gün...
Öyle görünüyor ki kaderin kötü bir mizah anlayışı var.
Tim lideri olmayı hiçbir zaman istemedim..."

Şurada oturmuş Dire Straits dinlerken, listede çıkıp beni yine garip bir ruh haline sürükleyen Brothers in Arms şarkısını dinlerken, hafta boyu suyunu çıkardığım Brothers in Arms oyunu geldi aklıma. Çanakkale Şehitleri'ni anma gününün arifesinde, Gelibolu belgeselinden henüz gelmiş bendeniz, üzerine bir de Brothers in Arms şarkısını ve gerçekten fırlama oyununu 'yaşayınca' garip duygulara kapıldım ister istemez. Bu duyguların kelime bazında toplanmış hali melankoli olsa gerek. Savaşı yaşayamamış, belki de hiç yaşayamayacak olmamıza rağmen insanların kendini yok sayarak ölüme adımlar attığı bu kanlı dansın iğrençliğinin arkasında yatan duygusallığı, bu garip ironiyi farkedir oldum son zamanlar.

There's so many different worlds

Derken aklıma birkaç hafta öncesi geldi. Şimdiye kadar onlarca sinema filmi izleyip gerçekçi iddiasıyla çıkan savaş oyunu oynamama rağmen zevk dışında bir şey almamıştım ben bu savaş denilen şeyden. Tecrübe etmeyi isteyebilecek kadar ne olduğundan habersizdim. İnsanların o an bir şey hissettiklerini, hastalıktan bayılıp lağım çukurunda boğulduklarını, açlıktan ölüp sellerde sürüklendiğini ve kimliği belirlenemeyince 'meçhul asker' diye gömüldüğünü düşünmüyordum sanki. Sadece zorluk seviyesi seçip tetiğe basmak.. En fazla load game diyebilirdim, ne olabilirdi ki başka?

Evet, bunun sorumlusu oyunlardı. Gerçekçilik iddiasıyla çıkıp kırıntısını taşıyamayan oyunlardı. Call of Duty, Medal of Honor gibi oyunları gerçek savaştan ayrı tutan bir şeyler vardı. Gerçekçilik eksikti sanki? Yo hayır, öyle olsa Operation: Flashpoint'te de bu duyguları yaşardım. Sanırım eksik olan şey duygusal gerçekçilikti. Bunlar birkaç hafta öncesinde aklıma geldi, çünkü artık eksik olan şeyin ve tamamlayıcısının ne olduğunu çok iyi biliyorum.

So many different suns

Yıllar boyu saçma savaş oyunları arasında nadiren de olsa güzel yapımlar düşerdi oyun dünyasına, Medal of Honor, Call of Duty gibi. Ancak önceden de dediğim gibi bunlar, türü olan aksiyonu öyle benimsemişlerdi ki savaşı hızlı bir aksiyon filmi gibi yansıttılar. Bir süre önce duyurulan Brothers in Arms da atalarının izinden giden bir oyun olabilecek potansiyele sahip, veya en kötüsü bunların birer taklidi olacak bir oyun gibi görünüyordu. Ne var ki hepimiz korkunç bir şekilde yanıldık. Karşımızda tarihin en gerçekçi ama bunu dengeli bir biçimde sunabilen, duygusal açıdan ve oyun dinamikleri bakımından da gerçekçi olduğu kadar etkileyici bir oyun duruyordu.

İlk sahnesinden itibaren sizi farklı bir 2. Dünya Savaşı'na davet ediyor Brothers in Arms. Al canımı diye feryat eden adamlarınızın birkaç saniye sonra baş ucunuzda kanlı bir şekilde can vermesi, az oyunun becerebildiği bir duygu veriyor. Tam anlamıyla damardan giren oyunun devamının da bu şekilde olacağından şüpheniz olmasın. Diyaloglar, karakterlerin davranışları, hele o seslendirmeler... Kızışmış bir savaşın ortasında en az kendi canı kadar değerli olan takım arkadaşlarına savaşın tüm karanlığını hissederek haykıran askerler..

Sadece karakterler ve senaryo bakımından değil, aynı zamanda oynanış olarak da neredeyse tamamen gerçek olan bir oyun Brothers in Arms. Şöyle söyleyeyim, bazılarının gerçekçiliğin suyu çıkmış diyerek beğenmediği Operation Flashpoint'te dahi mevcut olan sağlık paketlerinden bu oyunda hiç yok! Ayrıca oyun içinde kayıt olanağınız da bulunmuyor. Neyse ki yapımcılar bunun sadece bir oyun olduğunun bilincinde olarak bunu size hissettirmeden çok başarılı bir şekilde sunmuş. Oyundaki gerçekçiliğin, kimse tarafından 'suyu çıkarılmış' diye düşünüleceğini sanmamakla beraber çoğu kişinin, oyunun en büyük artısı olacağını düşündüğünü sanıyorum. Dengeli sunuma örnek verecek olursak, kayıt imkanınız yok ancak bölümde belli aralıklarla oyun kendini kaydediyor, iki kayıt noktası arasına da checkpoint adı veriliyor. Şayet bir checkpoint'i defalarca oynar da geçemezseniz, bir dahaki yükleme deneyişinizde oyun size takım elemanlarınızın sağlığını iyileştirip iyileştirmeyeceğini soruyor. Her ne kadar bu olayın bir savaşta olması imkansız görünse de, sonuçta bu bir oyun, değil mi?

But we live in different ones

Oyunun Call of Duty'den en büyük farkı, gerçek anlamda bir senaryoya sahip olması. Call of Duty'deki saf aksiyon, size bölük pörçük oyun yapısını unutturuyordu. Nitekim Call of Duty asla kötü bir oyun değildi, ancak her yapım gibi onun da eksikleri vardı. Brothers in Arms bu eksiği gerçekten çok iyi kapatmış görünüyor. Her bölüm ayrı bir gün niteliğini taşırken karakterinizin bu cehennem karşısındaki psikolojik değişimini de çok rahat görebiliyorsunuz. Astsubay Çavuş Matt Baker olarak komuta ettiğiniz ekip veya ekiplerle savaşın gerçek yüzüyle yüzleşiyor ve çok acılar çekerek ilerliyorsunuz.

Evet, oyunun bir diğer büyük farkı da takım yönetmekten geçiyor. Hayatımda bu kadar basitleştirilmiş bir komuta sistemini ben bir başka oyunda görmedim, kötü anlamında da değil bu. Farenizin sağ tuşuyla adamlarınıza emir verebiliyorsunuz, hepsi bu. Eğer işaret ettiğiniz yerde bir siper varsa elemanlar siper alarak taarruza geçiyor, şayet düşmanın üzerine sağ tıklarsanız o hedefe doğru ateş açıyorlar. Bu birçok yerde işinize yarayacak, adamlarınız hedefe mermi kusarak düşmanın başını çıkarmasına engel olurken arka taraftan dolaşarak 2 kurşun darbesiyle düşmanınızın biletini kesmek gayet mümkün. Ayrıca bir başka kayda değer yenilik de düşmanların moral benzeri bir sisteme sahip olması (suppress fire). Her hedefin üzerinde yuvarlak bir gösterge var ve bu göstergenin dopdolu olması, düşmanın sizi bombardımana tutacağı anlamına geliyor. Hedefe ateş ettiğiniz sürece bu gösterge yavaşça tükeniyor ve boşalınca o karakter siperden kafasını çıkartamıyor. (ateş kesildiği sürece bu gösterge dolmaya da devam ediyor) Gerçekten hoş bir özellik, her ne kadar pek gerçekçi olmasa da.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 268
favori
like
share