Bu bakış acısını değerlendirmeyi tamamlamak için özürlülükte toplumsal istismarı değerlendirmek gerekir.

Özürlüğü tanımlamak hiç kolay olamayan bir şeydir. Belirli teorik çerçevelere dayandırılarak özürlü tanımları yapılmaktadır. Bu tanımların bir kısmı medikal, bir kısmı sosyal, bir kısmı politik ve bir kısmı ise kültürel bakış acılarını öne çıkaran tanımlardır.

Bildiğiniz gibi insanlık çağlar boyu iyi ve güzeli aradı. Bunlar sübjektif konular olmasına rağmen temelde istem aynıydı. Ancak, özürlülük ise hep toplumun görünmeyen yerlerinde yer alması için uğraş verilen, saklanan bir konu oldu. Sakatlar, yaşlılar, yoksullar ve çirkinler… Sanki içimizi karartacak şekilde algılatıldı. Çünkü üretim; genç ve güzelin/yakışıklığın eseri gibiymiş algılatıldı. Üretim genç ve sağlamın işidir; onlar seri hareket ederler, seri düşünürler, seri okurlar ve çalışma koşulları özürlü olmayanlara göre düzenlenmiştir. Özürlü çalışamaz, üretemez yaklaşımları 20.yüzyılda toplumsal düzeyde karşılaşılan düşüncelerdi. 21.yüzyılda bu bakış acısı değişmeye başlamıştır. Ancak yeterli değildir.

Özürlülük de toplumsal yargıları ve istismarları değiştirmek birer özürlü adayı olan biz bireylerin görevi olmalıdır.

Özürlünün eşit ve adaletli yaşam hakkı ise yukarıda eşitsiz anlayışın, bakış acısının değişmesi ile mümkün olacaktır. Öncelikle özürlünün hakları ile birlikte yaşamasının kabul edilmesi ve bunun için uygun koşulların yerine getirilmesi temel amaç olmalıdır. Ayrıca toplumun bir üyesi olarak özürlünün toplumda yer alabilmesi ve bireysel, toplumsal üretim süreçlerine katılabilmesi sağlanmalıdır.

Toplumsal istismar acısından bakıldığında özürlünün; insan hakları, özürlü hakları ve sosyal adalet çerçevesi içerisi içinde kendini geliştirebileceği ve gerçekleştirebilecek koşullarının sahip olmaması, diğer farklı gruplar gibi özürlünün genel bir yoksunluklar ve yokluklar içerisinde yaşamasına yol açmaktadır.

Özürlü kendini gerçekleştirmesi için bilgi, eğitim, istihdam koşulların özürlüye uyumlandırılmış olmalıdır. Bu koşulların oluşması içinde öncelikle toplumsal düşüncenin özürlüye yönelik değiştirilmesini, kamusal politikaların istismarını önleyecek şekilde düzenlenmeli, bu düzenlemeler ile kamusal hizmet yeniden oluşturulmalı ve bu hizmetlerin uygulamasının takibi edilmesi gerekir.

Toplumsal istismar, toplumsal ve kamusal alan içinde meydana geldiğine göre bu sorunun çözümünde bu alan içinde olmalıdır.

Özürlü alanında çalışan Sosyal Hizmet Uzmanları, diğer meslek elamanlarının, özürlünün ve özürlü ailesinin, kabulü ve oluşan bakış acılarını değerlendirerek, STK, kamu temsilcileri, bilim adamları, konu ile ilgili kişiler katılımı ile oluşturulacak toplumsal düşüncenin pozitif yönde değiştirilmesi, bu alanda kamusal politikaların oluşturulması ve uygulamaların takip edilmesi toplumumuz için önemli bir adım olacaktır.

Sonuç olarak, özürlülük ve özürlü birey olgusu yüzyıllar sürecinde kimi zaman olumsuz, kimi zamanda göz ardı edici tutumlara konu olmuştur. Günümüzde insan haklarının korunması, geliştirilmesi ve sosyal adalettin temel olarak korunması düşüncesinin olduğu dönemdir. Birey olarak bu toplumun bir üyesi olarak özürlülüğün farklılığını görerek, tanıyarak ve kabul ederek özürlünün istismarlarının engellenmesi önemli bir gelişme olacaktır. Bu gerçekleştiğimiz zaman, özürlünün kendini geliştirdiği, farklılığını üretime dönüştürdüğünü, yeteneklerini gördüğünü, kendi kaderini kendinsin tayin etme güvenin oluşacağı bilinmelidir.

Kemal GÖKCAN

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 420
favori
like
share